6 Eylül 2014 Cumartesi

Kentli kime denir?

( Medya Günlüğü'nde 1.9.2014 tarihinde yayınlanan yazım... )

Telefonla yemek siparişi verirken “Lütfen sıcak gelsin, bakın yoksa geri gönderirim!” diye babalanan, trafik sohbetinde de yemek taşıyan moto-kuryeler hakkında “Sürekli sağında solunda bitiyorlar, deli gibi motor kullanıyorlar, kaza sebebi bunlar kardeşim” şikayetinde bulunan kişiye “kentli” denir.

* * *

Çalışma yaşamının onuncu yılından sonra emekliliğinde yerleşeceği küçük sahil kasabasını hayal eden, ancak yıllık izinlerinde gittiği o kasabada ilk hafta sonu muhabbet sofrasında “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satıym!” şarkısını alkolün de etkisi ile yarı ağlar yarı böğürür şekilde söyleyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Evine bir hevesle ‘pet shop’tan hayvan aldıktan bir süre sonra sıkılıp sokağa atan ve site yönetiminden kapılara “Lütfen sitemiz etrafındaki hayvanlara yiyecek vermeyiniz. Rahatsız olan komşularımız var” şeklindeki ucube yazının asılmasını isteyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Plaza çıkışında bölümün havalı hanımlarına yarı beline kadar eğilerek yol verdikten sonra trafikteki yol verme tartışmasında ülkenin küfür literatürüne en seçkin katkılarda bulunan, hatta bununla yetinmeyip beyzbol sopası marifetiyle Amerikan kültürünü de işin içine katan kişiye “işe kendi aracı ile gidip gelen erkek kentli” denir.

* * *

Kızartma yağını lavaboya dökme gerekçesini, çevre koruma derneğinin toplantısına yetişmek için acelesi olduğu şeklinde açıklayan kişiye “kentli” denir.

* * *

Öğleyin iş yemeğinde lüks restoranın adı zor telaffuz edilen yemeklerini tarifine varıncaya kadar ballandıra ballandıra anlatırken aslında akşam evde kendisini bekleyen karnıyarık ve cacığı hayal eden kişiye “kentli” denir.

* * *

Hiç izlemediği halde TV dizilerinin konu ve karakterlerini ezbere bilen, sürekli izlediği halde belgesel kanallarının dijital platformdaki yerini hep karıştıran kişiye “kentli” denir.

* * *

Yaşadığı yerin tüm güzelliklerini dinlediği Japonlara içten içe sinire kesen kişiye “kentli” denir.

* * *

Spor salonunun bir saatlik kullanımına (sadece üyelik sonrası hevesle gidilen ilk gün) 3.000 TL ödeyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Rezidansının havuzunda toz zerresi görünce yönetime arıza çıkaran, ancak denize girdiğinde tüm bio-organik aktivitelerde bulunan kişiye “kentli” denir.

* * *

Son olarak, yukarıdaki başarı hikayelerini aslında hayatları tüm renklerden çok ‘gri’ ile dolu olduğu için gerçekleştiren kişilere “kentli” denir.


Şarkılar ve kahkaha hayatınızda hep olsun, kaldı ki bu sizin elinizde. Sinir bozucu şeyler isteseniz de etrafınızdan eksilmiyor çünkü...


Yolcu

16 Nisan 2014 Çarşamba

Oldukça Yeni Nesil "Facebook"


Geçenlerde Facebook'un California'da kurulu bulunan "Oculus VR" şirketini satın aldığı haberi çıktı.

Hürriyet haber 1 / Hürriyet haber 2 )

Bu şirket kendi adı ile adlandırılmış bir sanal gerçeklik gözlüğü (Oculus Rift) üzerinde çalışıyor ve oldukça yol almış durumdalar. Yani takıyorsun gözlüğü ve örneğin oynadığın oyun sanki etrafında olup bitiyormuş hissi yaşıyorsun.

"Güzeeel!" diye geçirdim içimden Facebook'un bu satın almasını duyunca. Gelecek kuşakları beklediğinden hiç şüphem olmayan teknoloji mucizelerinden biri olmaya aday bir ürün/mecra çıkıyor ortaya...

Şu video, Oculus'un marifetlerini güzel anlatıyor. (Yalnız, anlatıcı genç arkadaş ilk bir dakikada gereksiz laklak yapıyor, dolayısı ile o kısmı direk atlayıp 00:58'e gidebilirsiniz.)


Düşünsenize iki adım ötenizde yakın bir arkadaşınız hapır hupur kebap götürüyor. Tam ağzınızın suları akarken başka biri yaklaşıp kulağınıza bir şeyler fısıldıyor. (Direk mesaj olayı)

Facebook'ta bütün icraati gittiği mekanlardan yer bildirimi yapmak olan birini popüler bir gece kulübünden içeri girerken görüyorsunuz. Dönüp göz kırpıyor ve içeriyi işaret ediyor. (Yeni nesil yer bildirimi)

Tabii Facebook'un klasiği "poke" yani dürtme! Etrafa bakınırken bel nahiyenize doğru "mmppuckk!" nidası ile uzanan bir arkadaş eli yerinizden zıplatıyor sizi... (Mark Zuckerberg'in Türk kullanıcılar için dürtme olayını bu şekilde tasarlayacağını tahmin ediyorum.) Bu tip hareketlere aşırı duyarlılığınız (yani tikiniz) varsa oldukça nahoş durumlar çıkabilir ortaya tabii...

Ortalığın sevimli kedi ve köpeklerden geçilmediğini, sürekli etrafınızda dolandıklarını söylemeye gerek yok sanırım.

Derken birden Can Yücel'in bir grup arkadaşınızı önüne katmış kovaladığını görüveriyorsunuz. "Gelin buraya eşşek sıpaları sizi! Nedir o benim şiirimmiş diye yardırdığınız ucubeler ulaaan!" diye bağırıyor bir taraftan baba...  

Buradan gelecek nesillere sesleniyorum. Çok eğleneceksiniz, çoook!

 Özgür Bircan



8 Nisan 2014 Salı

Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı hakkında

Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı ilk öncelikle şiddet içerdiği için reddedilmesi ve kınanması gereken bir olay.

Bir de gözden kaçırılmaması gereken tarafı var bence. Bu tip olaylar büyük çoğunlukla "kimilerinin" "kimilerine" mesaj vermek için planladığı işler oluyor. Ve bu mesajlar yine büyük çoğunlukla direk şiddete uğrayan kişiye verilecek olmuyor.

Kullanılan kişinin hali ve sureti bu tezi destekliyor gibi. "Çok sinirlendim ona. Gideyim meclise de Kılıçdaroğlu'na yumruk atayım" durumu olması çok düşük olasılık.

Bu "kimileri" kimdir ve mesaj nedir? Bu sorunun ciddi, derin analiz ve araştırmalara gereksinimi var. Yapılır mı? Hiç sanmam...