yukarıdaki kişilerin fotoları


 

annesahife

     



05/10/2005


AYŞE

 

Ayşeymiş adı, daha yeni öğrendim. Nasıl adlandırırdım onu, ne diye çağırırdım; nasıl seslenirdim?... Hatırlamıyorum. Ama Ayşeymiş; daha dün kendi söyledi.

İlk ne zaman çıktı karşıma, pek aklımda değil. Ama kırık bir gülümseme vardı yüzünde, en çok öyle görürdüm onu.

Araba kırmızı ışıkta durduğunda, aniden belirirdi yanımda; camı tıklatırdı parmakları.. "Abi, Alen Delon gibisin...Bi beşyüz lira var mı?" diye sorar, o ayrık, o buruk gülümsemesiyle gözümün içine bakar; parayı aldıktan sonra seke seke giderdi.

Biraz zeka özürlüydü; hani o hiç büyümeyecek sandığımız insanlardan. Oysa bedeni, beynine inat büyümüştü. Fiziği düzgündü; ama üstündeki kıyafetler, ya acıyıp veren iyi insanlardandı, ya da nefsini onun hiçbir şeyden habersiz bedeninde körelten şerefsizlerden.

Şehirdeki o trafik lambalarından her geçişimde onu arardı gözlerim, bugün kime benzetecek bakalım diye. 20`li yaşların daha başında olmalıydı. Hikayesini öğrenmiştim birinden. Kötü yola düşmüş bir ana, anasını vurup hapse girmiş bir baba; şimdi ona bakmaya çalışan yaşlı bir nine. Şehrin gecekondu mahallesindeydi muhtemelen evi. Benimle hep Türkçe konuşurdu; Kürtçe de bilirdi, ağzından savrulan birkaç söz duymuştum ana dilinden.

Camımı tıklattığında gülümseyerek açardım, " Hadi bakalım, bugün kime benzeteceksin?" diye takılırdım ona. Kâh Cüneyt Arkın olurdum, kâh Tarık Akan; hiçbirine benzemezdim oysa; ama severdim onun bu benzetişlerini, benden alacağı beşyüz lira, bin lira ile ne yaptığını bilmezdim hiç.

Eve giderken yoluma çıktı yine birgün, gittiğim istikamete gittiğini, onu da götürmemi, istediği yerde bırakmamı istedi. Kırmadım, aldım arabaya. Yolda günahsızların saflığıyla anlattı, başka kimlerden para istediğini sorduğumda; "Bazen beni minibüsçüler götürürler, üstümü soyarlar, benimle yatarlar, para verirler işte", dedi. Bir kez çocuk aldırdığını da duydum daha sonra. Birkaç ay hiç görmediğim olurdu caddelerde. Hasta mı, öldü mü, bir yerlere götürülüp oralarda bırakıldı mı?...diye endişelenirdim. Sonra çıkardı bir bahar günü caddelere, o dallı, çiçekli kıyafetleriyle. Şehirli gibi de giyinirdi bazen, düşünürdüm acaba iyi biri mi, namussuz biri mi bu kıyafetlerin sebebi diye.

Uzunca bir süre hiç görünmedi. Hatta bir rivayet de çıktı sonra. Uzak bir yere götürmüşler, tecavüz etmişler öldürmüşler o kızı diye. Çok üzüldüm, böyle bir ölümü hak etmedi diye düşündüm.

Bir gün çıkıp geldi yine. Bitkin, perişan ve yorgundu. Kimbilir nerelerde kimlerleydi... Hiç bilmedim.

Sonra ayrıldık o şehirden. Tam yedi yıl geçti ayrılışımın üstünden. Dün bir işim çıktığından Kasımpaşa`ya gitmem gerekti. Pangaltı`dan Kasımpaşa`ya indim yürüyerek. Yokuşu inip, caddeye çıktığımda onu gördüm karşımda birden. Değişmişti, kırışmıştı; yaşlı bir görünüşü vardı, ama oydu; yüzünde en son gördüğüm o yorgun ifade vardı. Yüzünün derisi yanmıştı biraz. " Oo! aga, naber? Bi sigara verir misin?" dedi. Tanıdı da mı istedi; öylesine birinden ister gibi mi istedi, anlamadım. " Sen ne zaman geldin ***`dan İstanbul`a?" diye sordum. Yüzüme baktı... Baktı... Tanıdı evet, gözlerinde bir ışık yandı, geçti... " Aga bu İstanbul çok kötü..çok...Burda kalırsam *** olup çıkacam; ama n`apıcam onu da bilmiyom" dedi.

Sigarasını yaktım. Benimle yürümeye başladı, "Sen ne zaman geldin aga?" diye sordu. " Fazla olmadı", dedim; "Sen nerde yaşıyorsun, kimle kalıyorsun?". Başladı bana tarif etmeye; " Şurda, şu evlerin arkasında bi ciğerci Ali dayı var biliyon mu; bi de balıkçı var; işte onların dükkandan yiyom. Orda oturuyom, yalnız başıma. Gel gösterim istersen evimi" dedi. " Sonra" dedim, "sonra belki. Acele işim var, bir yere gitmem gerek benim". "Mutlaka bekliyom bak aga, orda balık da yeriz. Gelirsen Ayşe diye sor, bilirler beni" dedi. Bir daha baktı yüzüme, " Bi üç milyonun var mı? Bana balığı üç milyona veriyolar" dedi. Eline üç tane yeni lira bıraktım. " Dön memleketine" dedim; " Bu İstanbul çok kötü bir şehir, tutunamazsın burada, harcarlar seni.. Dön".

"Dönecek nerem var ki?" dedi buruk bir sesle. "Nenem de yok ki; kime döneyim"...

Vedalaştık.

Ona kötülük etmeyecek insanlara rastlamasını diledim içimden. Ama burası İstanbul, bu mümkün mü?...

Mümkün mü İstanbul?...

Pe®sonaG®ata


Not: öyküdeki kişiler ve olaylar gerçek olup, ilgili kişilerin dışındaki kimselerle kesişmesi tesadüfidir... (Yalnızca Ayşe`nin anne ve babası ile ilgili detaydan ve 8-10 yıl önceki paranın değerinden emin değilim.)

 

                                                   (Bu öykü antolojim.com sitesinde yayınlanmıştır.)

                                                                      

 

 


Eski Pe®sona G®ata Yazı ve Öyküleri
12/03/2003
22/03/2003
18/04/2003

02/09/2003
11/08/2004