|
Geçmişini Arayan Adam
(Sisler Sokağı)
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra dönmüştü
sokağına. Bıraktığı her yeri, her şeyi, herkesi, bıraktığı gibi
bulmak gibi bir umudu yoktu; ama bu kadarını da beklemiyordu
doğrusu. Çocukluğunun en güzel günlerini geçirdiği, dallarından
meyveler sarkan ağaçlarla kaplı bahçe; güneşle birlikte açan ve
bütün gün sokağı dolduran kokularıyla o cânım çiçekler; şen çocuk
kahkahalarının dallarda cıvıldaşan kuşların seslerine karıştığı o
canlı sokak şimdi yok olmuş; betonun o soğuk yüzü ve göğe saldırır
gibi yükselen binaların sevimsiz sessizliği çocukluğunu talan
etmişti.
Doğduğu evi, gözlerindeki
yaşlar içine akarken, kederle aradı; şimdi o ahşap, sevimli
yapının yerinde çok katlı, geniş, çirkin bir bina yükseliyordu.
Gizlice girerek bahçesindeki türlü ağaçlara tırmanıp, iştahla
meyvelerinden yerken, sahibinin hışımla dışarı fırlayıp kovmaya
kıyamadığı, bunun yerine keyifle perdenin arkasından kendisini
gözetlediği o asil konak da yenilmişti zamana.
Belki tanıdık birini görebilme
ümidi ile tüm evlerin camlarında gezdi gözleri; sokaktan
geçenleri, kapıların önünde laflayan kadınları süzdü. Bütün yüzler
yabancıydı; bütün perdeler kapalı.
Nereye gidecekti şimdi? Bu
sokaktan başka hiçbir yerde varolmamıştı. Yok olmak için de buraya
dönmüştü. Hangi kapıyı çalıp kime ne diyecekti? Son bir ümitle,
sokağın ucundaki bakkala doğru yürümeye başladı; korkuyordu burada
da hayal kırıklığına uğramaktan.
Eli kapının tokmağına
uzandığında yukarı kaldırdı başını o tanıdık ‘Dost Bakkal’
tabelasını görmek için. Korktuğu başına gelmiş, hayalleri çabuk
yıkılmıştı; şimdi o tabelanın yerinde bir başkası vardı, ‘ Yeni
Market’.
Ayakları yere bastıkça,
altındaki beton yumuşamaya, çamura dönüşmeye başladı. Adım attıkça
gömülüyordu. Sonra çamur da beton da kayboldu, sis gibi, bulut
gibi bir şeyin üzerinde, bastığı yeri hissetmeden yürüdüğünü
düşündü. Zemini algılayamamak bütün duyularını köreltmiş, ne
yaptığını bilmez bir halde, tutunacak bir şey ararken boşluğa
düştüğü hissine kapıldı.
Gözlerini aralayıp ne olup
bittiğini anlamaya çalışırken, başına toplanmış kalabalığın
ayırdına vardı. Merakla onu süzüyorlar, yanına yaklaşmakla
yaklaşmamak arasında kararsız, bekleşiyorlardı. Yavaş yavaş
kendine geldi. Etrafındakileri süzdü tek tek. Kalabalık
sessizleşmiş, ona bakıyordu.
Yerinden doğruldu, başından
düşmüş şapkasını alıp tozunu silkeledi ve başına geçirdi. Yürümeye
başladığında kalabalık deniz anasının eteği gibi açılmış, ona yol
veriyordu. Düşünceli, sessiz, üzgün; uzaktan maviliğini gördüğü
denize doğru yürümeye başladı.
Yürüdükçe, mavilik
genişliyordu. Yürüdükçe dünya küçülüyordu.
Pe®sonaG®ata
İstanbul - Eylül 2003

______________________

Anasayfa
|