Huysuz Orta Yaşlı
  sıyrık BALATA
  aDAMLEGAL
DeLi KıZıN TüRkÜsÜ
pe®sona g®ata
MUAMMA hanım
 
SİTE HARİTASI

DİĞER YAN ÜRÜNLER

 SLAYTLAR
 DEPO
FASIL 
ANKET


ANASAYFA

 


 




   
28.06.2004

 


 

CAN SIKINTISI

Hayatta en gıcık olduğum şeylerden biri canım sıkılıyor dediğimde “Sıkı can iyidir çıkmaz” denmesidir ki annem bunu hep yapar (bir de “çok garip bir rüya gördüm”le başlayan cümlelerimin yarıda kesilip, gece kuyruk sokumu bölgemin açık kalması ile ilgili yapılan yorumlar vardır ki aynı derecede gıcık olurum). Sıkılan canın çabuk çıkmaması ile ilgili avantajın bıkmadan söylenmesinin bir alternatifi de eğer benim gibi bekar (ve güzel, akıllı filan) bir bayansanız evlenme isteğinizi dile getirdiğinizin sanılmasıdır. Yani canınız sıkılıyorsa belli şartlar altında ya a) evlenmek istiyorsunuzdur ya da b) canınızın çabuk çıkmayacağına dair bir avantaja sahipsinizdir. c) hepsi d) hiçbiri. Doğal olarak her aklı başında kadın gibi d şıkkını seçiyorum. Niçin canım sıkılıyor diye evleneyim, canımı daha da çok sıkmak için mi? Yani bir sürü evli arkadaşım var benden daha çok can sıkıntısından bahsediyorlar. Ha o zaman onlar canlarını garanti altına alıyorlar diye düşünebilirsiniz fakat buradan yola çıkarak uzun yaşamanın sırrı can sıkıntısından geçer sonucu çıkarmayın. Aman neyse konumuz bu değil zaten. Konumuz can sıkıntısından nasıl kurtulursunuz?

Şimdi atasözlerinden filan faydalanırsak eğer, bir kasapsanız işiniz kolay tartacak bir şeyler mutlaka bulur ve oyalanırsınız (lütfen daha fazla zorlamayın, ilgili atasözünü bilmeyen arasın, bulsun. Bu konuda arkadaşlarımdan birinin anneannesinin bir lafı vardır ki duyduğumda nefesim kesilmişti, öğrenmek isteyen de beni bulsun). Peki tartacak bir şeyi ya da terazisi olmayanlar ne yapsın?

Bunun cevabı sizin hayalgücünüze bağlı. Mesela ben bu konuda oldukça yaratıcıyımdır. Çocukluğumdan itibaren giderek geliştirdiğim bir yetenek bu. Bir kere hiç unutmam canım sıkılıyor, ben de bu sıkıntıyı evde ip atlayarak çözmek istemişim (hatırlatma: yaş 5-6) fakat evde lastik yok (o zaman ip atlamak değil lastik atlamak derdik biz). Eee evde lastik olmaması beni durdurur mu? Hayııııır, can sıkılmış, lastik atlanmaya karar verilmiş bir kere. Hemen evde bir arama yapıp, nedense en uygun şey olarak çamaşır makinasının hortumunda karar kılmışım. Sonuç can sıkıntımın can acısına dönüşmesi oldu tabii. Zira hortum biraz kısa olduğu ve yeteri kadar esnek olmadığı ve de ben son zıplamada iyi havalanamadığım için hortumu ayak bileklerime takıp yüz üstü yere çakılmıştım. Dudağım patlamıştı, bir iki gün de yalpalayarak dolaşmıştım. Ama can sıkıntısından eser kalmamıştı.

Başka bir gün de saçlarımla uğraşarak hayatımı renklendirmek istemiştim. Tabii 5 yaşındaki bir çocuğun “benim canım sıkıldı, kuaföre gidiyorum” deyip kendini dışarı atması gibi bir durum sözkonusu olmadığından mecburen kendi başıma sorunu halletmek zorunda kalmıştım. Saçlar bele kadar, kıvır kıvır, kabarık, ne yapsam ne yapsam diye düşünürken (hayır kesmedim,  onu başka bir zaman yapmıştım) “ben şunları bir yatıştırayım, düzelteyim” deyip, bir kutu vazelini saçlarıma sürmüştüm. Bu sefer can acısı yoktu ama annem epey bir bağırmıştı. Saç deyince o saçlar iki kere bitten, sayısız defada çikletten kurtarılmıştır ama bunun can sıkıntısıyla bir ilgisi yok. Bir kere de evi yakıyordum ki kağıtlar tutuştuğu sırada yakalandım. Başka bir sefer yeni cilalanmış koridorda beyaz çoraplarla (çorapların beyaz olması insanın annesinin de canının sıkılmasını önlüyor!!) kaymaca oynarken duvara yapışmıştım. Kısacası can sıkıntısı küçükken insanı fena yapıyor.

Bir de küçükken canım sıkıldımı evi karıştırırdım. Çekmeceleri filan altüst ederdim. Bilmediğim, görmediğim bir şey kalmasın değil mi? O sıralar en çok annemin çekmecelerini karıştırmayı severdim, sonra büyüdükçe ablamınkiler daha cazip gelmeye başladı. Utanarak söylüyorum gizlice anket defterini bir de mektubunu (valla billa sadece bir tane) okumuştum. Sonra makyaj malzemelerine de el attım. Bugün “Ayy Muamma sen çok güzel makyaj yapıyorsun” diyorlarsa işte bu yüzdendir; can sıkıntısı.

Canı sıkılan tek çocuk ben miyim? Mesela bir arkadaşım böcekleri bayıltıp sonra onları bahçede özenle hazırladığı su dolu küçük çukurların içine koyup, ayılacaklar mı, ayıldıktan sonra ne yapacaklar diye çeşitli gözlemler yaparak can sıkıntısını geçirmeye çalışırdı. Tabii psikopat ya da bilim adamı olacak adam kendini çocuklukta belli eder.

Bir de kedisine kulaklıkla müzik dinletmek isteyen ve sesi fazla açınca kediyi bayıltan ve yine kediye “bu kedi dişi kedi, belli olsun” deyip makyaj yapan ve hatta ceviz kabuğundan topuklu ayakkabı (kedi için!) yapmaya kalkan bir grup çocuk tanıyorum.

Tabii büyüdükçe işler değişiyor.  Yaratıcılıktan bir şey kaybetmemişimdir diye düşünüyorum ama çamaşır makinalarının hortumları eskisi gibi değil artık, insanda ip atlama isteği uyandırmıyor. Ayrıca adım başı kuaför ve ayakkabı mağazalarının bulunduğu bir semtte insanın canının sıkılmasına fırsat mı kalır? (cevap veriyorum para bitince kalır). Biraz pahalıya patlıyor ama katlanıyoruz işte.

Eeee yazının gidişatından anlaşıldığı üzere konuyu nasıl bağlayacağımı bilemiyorum. Zaten can sıkıntımı geçirmek için bu yazıyı yazmaya başlamıştım ama olmadı. Kısacası can sıkıntısı ya canını yakar ya cüzdanını deyip işin içinden çıksam ya da tatile mi gitsem, ne yapsam? Üff neyse sıkıldım. Bu gidişle ömür boyu yaşayacağım.

 

 

 
 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004

Anasayfa