yukarıdaki kişilerin fotoları


 

annesahife


19/09/2005
 

Başlangıç notu: Bu seferki hikaye tamamen uydurmadır. Diğerleri gibi benim ya da yakın çevremden birinin başından filan geçmemiştir. Okuduğum korku-gerilim romanlarından etkilenerek “dur ulan bir de ben deneyeyim, bakiim ne çıkacak?” düşüncesiyle yazılmıştır. Ona göre.

SUS

Üç gündür uyku uyuyamadım. Herkes bu durumu Melih’in ölümü yüzünden çektiğim acıya bağlıyor. Ve benim için üzülüyorlar. Halbuki onun ölümü için üzülmüyorum. Aksine intihar etmesi için onu cesaretlendiren biri olarak onun ölümüne üzülmek aklıma gelebilecek en son şey. İnsan erkek arkadaşının ölümü seçmesine yardım eder mi? Ben ettim. Öyle istedi çünkü. Ölmek istedi. Hiç istediğini söze dökmedi ama ben anladım. Gözlerinden, teninden, kokusundan ölümü çok istediğini anladım. Yaşamak istemiyordu. Ben onun sevgilisiydim. Hissettim bırakıp gitmesi gerektiğini. Gitmek istiyorsa gitmeliydi. Gitti de. Anlayışla karşıladım bu durumu.

Bugün Melih’in annesi ellerime sarılıp ağladı. Ben de onunla birlikte ağladım. O üzüntüsünden ağladı. Ben mutluluğumdan. Ama mutluluğumu yansıtmadım. Anlamazdı. Anlayamazdı. O oğlunu kaybettiği için ben de sevgilime istediğini yapabilmesi için destek verdiğim için, acıdan ve sevinçten ağladık. Ona Melih’ten kalan bir anı olduğumu söyledi. Ellerim avuçları arasındaydı. Tuttuğu ellerin ölümüne neden olan ilaçları oğlunun ağzına tek tek verdiğini bilseydi acaba ne yapardı? Sevgili Melih. Sevdiğim Melih. Son ilacı kendi ağzımdan ağzına verdim. Son öpüşmemizin şerefine ben de bir haplığına katıldım cansızlığı seçmesinde.

Hala nedenini anlamaya çalışıyorlar. Neden? Neden? Neden? Gazetelere bile “sır dolu intihar” diye geçti. Bana da sordular. Bilmediğimi söyledim. Sustum. Aslında ortada sır olan bir şey yok. Yeteri kadar yaşadığını düşündü. Öyle mutlu günler geçirdik ki daha fazla mutlu olamayacağına karar verdi. Bir kere bu kadar mutlu olduktan sonra bir daha üzülmemek için yaşamamayı tercih etti. Ölümü seçmenin kaçmak ya da korkaklık değil de ne kadar cesur olduğunu gösterebileceği bir seçim olarak düşündü. Ben de ona hak verdim. O benim sevgilimdi ve ona destek olmam gerekirdi. Ölmek istiyorsa ölmeliydi. Ben bütün ilişkilerimde hep destekleyen oldum.

Ölümden değil mutsuz olmaktan, üzülmekten korkuyordu. Ölümden asla korkmadı. Çünkü ölümden korkmaması gerektiğini ona ben öğrettim. Yaşamaktan daha çok korkması gerektiğini anlattım. Yirmi dört yıl bu dünyada yeteri kadar yer almıştı. Yeni ufuklara yol açmalıydı. Acının, ümitsizliğin, kavganın, silahların, işsizliğin, hastalıkların, trafik kazalarının olmadığı mükemmel bir dünyayı bulabileceği bir yer olduğuna ikna ettim onu. Geriye yolculuğunu nasıl yapacağına karar vermek kalmıştı. Bu sefer seçime ben karışmadım. Aşırı dozda ilaç içmeyi tercih etti. Bana bıraksa bileklerini kesilmesini ya da mesela on ikinci kattan atlamasını tercih ederdim. Çok daha heyecan verici. Biliyorum. İzledim.

Babası benim de perişan olduğumu söylüyor. Yok. Perişan değilim –en azından Melih’in ölümü yüzünden- ama onun böyle düşünmesini engellemiyorum. Zaten uykusuzluktan çökmüş yüzüm, sadece şekersiz kahveyle beslediğim zayıf bedenimle perişan görünmediğimi söyleyemem. “Sen artık bizim evladımızsın” diyor. “Bak kimsen yok, boş eve gitme, bu akşam bizimle kal” diye ekliyor. Sağolun ama kalamam. Yapmam gereken şeyler var.

Bu uykusuzluk beni iyice mahvedecek. Buna bir çözüm bulmalıyım. Suyun altında tutsam, boğulur da kurtulur muyum acaba? Dün akşam var gücümle duvara vurup durdum. Susmak bir yana daha çok bağırmaya başladı. Aptal yaratık. Neden gelip benim kafama yerleşti sanki?  Çok istiyorsa kafamın içinde kalsın ama sessiz olsun. Çıkartığı o tiz sesler beni deli ediyor. Halbuki uyumak istiyorum. Uyuyup dinlenmek ve yeni planlar yapmak. Beş sene sonra gitmeyi bu sefer ben istediğimde orada beni karşılayacak on kişinin olması gerek. Daha dört kişi oldu. Hey! Sana söylüyorum. Orada olduğunu ve beni duyduğunu biliyorum. Uygun kişileri bulup, güvenlerini kazanmak, hayatlarının bir parçası haline gelmek ve onları ölmeye ikna etmek için ne kadar çaba harcadığımı biliyor musun ha? Biliyor musun? Rahat bırak beni. Anladın mı? Rahat bırak. Yapamam gereken bir dolu iş var.

Sus artık, Sus, sus, sus.

 

 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003

03/08/2004

17/07/2005

02/07/2003

07/09/2004

04/08/2005

07/07/2003

09/11/2004

09/09/2005

09/07/2003

24/12/2004

 

21/07/2003

10/01/2005

 

08/08/2003

15/02/2005

 

03/09/2003

28/02/2005

 

03/11/2003

03/04/2005

 

04/12/2003

07/04/2005

 

25/12/2003

12/04/2005

 

09/02/2004

19/04/2005

 

09/03/2004

27/04/2005

 

09/04/2004

02/06/2005

 

05/05/2004

10/06/2005

 

28/06/2004

06/07/2005