Huysuz Orta Yaşlı
SıyrıK BalatA
DELİ kızın TÜRKÜsü
pe®sona g®ata
ADAM legal
MuammA HaNıM
de-ga-je
Hakkı Devrim
yukarıdaki kişilerin fotoları


annesahife

 

19/04/2005

 

Yazı Dizisi :

MOSKOVA

ÖNCESİNDE, SIRASINDA, SONRASINDA

(Görmemişin yurt dışına çıkacağı tutmuş!)

 

SIRASINDA 3

Sabah “Evgeny yarışmadı” diyerek gözümü açıyorum. Arkadaşıma günaydın diyorum ama kuşlar, çiçekler, böcekler ve çizgili boxer’lı komşu amca bugün başlarının çaresine baksınlar. Hiç bir şey umurumda değil. Ayaklarım ağrıyor. Moralim bozuk. Evde su kalmamış. Sodaları içiyoruz. Bugün evdeyiz. Akşam hem Buz Dansı yarışmaları var hem de St Petersburg’a gideceğiz. Kuzen yarışmaların yapıldığı salonla tren istasyonunun arasının uzak olduğunu ve yarışmadan sonra en son trene bile yetişemeyebileceğimizi söylüyor. İkisinden birinden vazgeçmek durumundayız. Benim için karar vermek zor olmuyor. Bütün hevesim kaçmış zaten. Arkadaşım da St Petersburg’u tercih ediyor. Günü dinlenerek ve anlamadığımız bir dilde yayın yapan TV’yi izleyerek geçiriyoruz. “Çok mu bağımlı hale gelmişiz televizyona acaba?” diye düşünüyorum. Yoksa gün boyu dinlersek bir anda Rusça’yı anlamaya başlayacağımıza mı inanıyoruz içten içe? Bilmiyorum. Kafa yormak istemiyorum. Evgeny yarışmadı.

Akşam üzeri bu sefer daha iyi durumda olan bir otobüsle Moskova’ya gidiyoruz. Artık dört bayanız. Yanımızda “St Petersburg’u çok iyi bildiğini” söylediği için geldiğini düşündüğümüz S... de var. D...’nin yengesi. Tren garına geldiğimizde pasaportlarımızı çıkarıp D...’ye veriyoruz ki biletlerimizi alabilsin. Burada böyle. Neredeyse müze girişinde bile pasaport kontrolü yapacaklar. Hatta uçak biletimizi de yanımızda taşıyoruz çünkü polis, canı çekti mi çevirip belgelerimizi görmek isteyebilir. Başımız derde girmesin diye pasaport, uçak bileti, kalmasak bile otel rezervasyon formu (3 günden çok kalacaksanız mecburi) ve ülkeden çıkarken teslim etmemiz gereken göçmen kağıdı hep yanımızda. Benim gibi paranoyak olup, çantaya sıkı sıkı yapışmaya ve günde elli defa belgelerim tamam mı diye kontrol etmeye kalkınca iş iyice çekilmez oluyor tabii. Moral bozukluğu, soğuk, D... ve S...’nin hiç bir açıklama yapmadan bizi oradan oraya sürüklemeleri sinirlemizi (en çok da benimki) geriyor. Durum ne olursa olsun önce kendi aralarında konuşuyorlar ve “ne oluyor?” diye sormadığımız sürece bir açıklama yapmıyorlar. “Buraya gidiyoruz, oradan alacağız, şu saat geçerli” gibi kısa, öz ve anlaşılmayan iki kelimelik anlatımlarla şuursuzca oradan oraya koşturuyoruz. Biletleri alacağımız sırada S... ortadan kayboluyor. Sıramızı mecburen başkalarına verip onu aramaya başlıyoruz. Çünkü onun da pasaportu gerekli. Kısacası mazeretim var asabiyim ben! Sonunda 21:30 trenine bilet alıyoruz. D... üzerinde yazılı kalkış saatini bile çözemediğimiz biletleri elimize tutuşturuyor. Yaşasın kiril alfabesi! Gelmeden Rusça öğrenmediğime bir kez daha pişman oluyorum! Onlar önde biz arkada 11. vagonu buluyoruz. Görevliye pasaportlarımızla birlikte biletleri uzatıyoruz ve arkadaşımla benim 4. vagonda olmamız gerektiğini söylüyorlar. Anlamadığımız dilde tartışma başlıyor. D... hepimizin 11. vagonda olması gerektiğini söylüyor(muş). Ancak görevli bizi kompartımana almak istemiyor. Yardımcı olmaya da gönüllü değil. Çünkü o sadece 11. vagondan sorumlu. Öbür vagonlar ve o vagonlara ait yolcular onu ilgilendirmiyor (D...’nin yaptığı açıklama bu). Trenin hareket saatine 6-7 dakika var. Yalvar yakar içeri girip D... önde ben ve arkadaşım arkada 4. vagona ilerliyoruz. Koridorlarda sigara ve bira içen bir sürü insan var. Her yer leş gibi ve dökülüyor. Geçtiğimiz her vagon bir öncekinden daha berbat bir halde. 4. vagonun kapısını açtığımızda karşılaştığımız manzara korkunç. Önce ağır kokuyla sarsılıyoruz. İğne atsan yere düşmez bir kalabalık var. Herkes bir ağızdan konuşuyor. Bölmelerde ilk başta kitaplık görüntüsü veren! raflar var. Sonradan bunların aslında yatak olduğunu, uyuyacağımız zaman da çalınmasın diye ayakkabılarımızı göğsümüze koyup bunlara uzanmamız gerektiğini filan öğreniyoruz. Bu arada şu kadarını belirteyim, “aaa dışarda tuvalete giremem”, “oraya kimbilir kaç kişi kafasını koymuştur” filan tarzı titizliklerim hiç yoktur. Ortama uyum sağlar, şartlar ne kadarını veriyorsa o kadarını alırım. Ama bir yere kadar! Diğer ikisine dönüp “trenden ineceğimi, St Petersburg’dan vazgeçtiğimi” söylüyorum. Sekiz saat orada kalmam mümkün değil! Arkadaşımın yüzü allak bullak. Bu arada tren hareket etmeye başlıyor. Ben daha fazla hızlanmadan kendimizi trenden atabileceğimizi söylüyorum. D... çaresizlikle” siz 11. vagonda kalırsınız biz S... ile burada kalırız” diyor. Her ne kadar bir bilet almayı beceremedi diye kendisine kızgın olsam da bu değişikliğe razı değilim. Çünkü ne bizim, ne de bizim yüzümüzden başkasının böyle bir yerde kalmasına gözyummam mümkün değil. Tamam yol sekiz saat sürecek ama ben koridorda giderim diye düşünüyorum. D... önde arkadaşımla ben arkada geldiğimiz yoldan geriye 11. vagona doğru yürüyoruz. Arkadaşım sinirden kıkırdamaya başlayıp, gecemize neşe katıyor! Dün akşam kuzeni öldürmediğime göre bu akşam da arkadaşımı öldürmem herhalde diye düşünüyorum. Ama hiç bir şeyden emin değilim.  Aradaki vagonlardan birinde başka bir görevli tarafından durduruluyoruz. Ona da derdimizi anlatıyoruz. Biletlere bakan adam “bu biletlerin tarihi yanlış” diyor (muş). Öbür biletleri veriyoruz. Meğer gidiş biletleri diye dönüş biletimizi göstermişiz. Yani biz de 11. vagondayız. Arkadaşımın kıkırdaması artıyor. Ben içimden D...’ye söyleniyorum. Hadi biz kiril alfabesi bilmiyoruz, o biletin üzerindeki hiç bir şeyi anlamıyoruz, peki ya sen? Sen de hiç bakmadın mı? Peki 11. vagon görevlisi neyi inceledi de göremedi bu hatayı? Neyse 11. vagona geliyoruz. Herşey bitti mi? Ha ha ha! Tabii ki hayır. Bu sefer de hepimizi farklı kompartımanlara verdiklerini öğreniyoruz. Ve benim kompartıman arkadaşlarım 3 tane adam!!! Üstelik ranzanın üst katını vermişler. Tanımadığım ve koridorlarda ellerinde bira şişeleriyle gezen adamlara bakarak haklarında bir önyargım olan 3 adamla aynı kompartımanda gitmeyi kabul etsem bile üst yatağa çıkmam hem fiziksel hem psikolojik olarak mümkün değil. Önümüzdeki 8 saati koridorda geçirmeye karar veriyorum. D... tüm kompartımanlara girip herkesle konuşuyor ve insanları yer değiştirmeye ikna etmeye çalışıyor. Katıksız bir hainlikle “koştur bakalım” diye içimden geçiriyorum. Zamanında biletleri alırken dikkatli olsaydı şimdi bunlar olmayacaktı. Aslında biliyorum ki kızcağız işvereni durumundaki kuzenime karşı zor durumda kalmamak için taleplerimiz karşılamak üzere çırpınıyor. Bu benim üzüleceğim bir durum ama o kadar sinirliyim ki daha sonra üzülmeye karar veriyorum. Tüm bunlar olurken koridorda üzerinde boxer ve pembe terlikleriyle bira içerek bizi seyreden adam için nasıl bir tepki vermeliyim acaba? Arkadaşım kıkırdamaya devam ediyor. Acaba suratına bir tokat indirsem mi? Çünkü yarı sinir krizi geçirir vaziyette. Fakat o kadar öfkeliyim ve canım sıkkın ki vurdum mu suratını dağıtırım, o yüzden onu kendi haline bırakıyorum. Sonuçta birileri başka birileriyle yer değiştirmeyi kabul ediyor. Arkadaşımı bayanların olduğu bir kompartımana yerleştiriyoruz. S... zaten başka bir kompartımanda. Benim kompartımandan da bir kişi başka bir yere geçince D... ile içeri giriyoruz. İçerdeki adamlardan biri üst yatağa çıkmayı kabul ediyor. Seviniyorum ama fazla değil. Çünkü D... de yukarı yatakta yatamayacağını söylediği için alt yatağın bir ucuna o diğer ucuna ben yerleşiyoruz. Tabii yatak dediğim şeyin eni taş çatlasa 75 cm. Boyu da benim boyumdan biraz uzun işte. İki gündür bize çevirmenlik yapıyor ama yine bana yabancı olan biriyle aynı sırayı, yabancı iki adamla da aynı kompartımanı sekiz saat süre paylaşacak olmaktan hiç memnun değilim. Muhtemelen onlar da memnun değildir. Zira memnuniyetsizliğimden dolayı karşımdakini konuşmadan da huzursuz etme yeteneğim var ve o sırada bu yeteneğimi son damlasına kadar kullanıyorum. Beni agresif köpek Kont beni!. İçerisi çok sıcak, kafamı yaslayabileceğim yerde üst yatağı destekleyen demirler var, kitap okumak istiyorum ama ışık yeterli değil. Bir ara yukarıdan uzanan çıplak bir kol görüyoruz. Masadan suyunu alıyor ve geri çekiliyor. Bu sefer de D... kıkırdamaya başlıyor. Hepsinin siniri bozuk gerekçesiyle kendilerine getirmek adına bütün treni tokatlayabilirim. Bari uyumaya çalışayım diye gözlerimi kapatıyorum. Ancak iki dakika sonra çıplak kolun sahibi çıplak beline kadar sarkarak ışığı kapatmak istediğine dair bir takım işaretler yapıyor. Karşılığında “aaaamaaaan ne yaparsan yap” gibi bir işaret yapıyorum. Hareketlerime gıcık olup, aşağıya atlayıp benimle kavga eder belki diye ümitle bekliyorum ama uyumayı tercih ediyor. Haksızlık ediyorum biliyorum ama yine de “sinir herif” diye söyleniyorum.

Tren sabah 5:30’da St Petersburg’a varıyor. Bir an önce kendimi dışarı atma isteğiyle hemen ayağa fırlayıp montumu giyiyorum. Kafamı çevirmemle yarı beline kadar çıplak yatan üst kat kompartmandaşımın yarı belinden aşağısının da çıplak olduğunu görüyorum. Aileme ve arkadaşılarıma anlatırken ve şu an yazarken kahkahalarla güldüğüm, son derece de komik olduğunu düşündüğüm bu durum nedense o sırada bende avazım çıktığı kadar bağırma isteği uyandıryor. “Allahım, sen şu kulunun katil olmasına izin verme” dualarıyla trenden iniyoruz. İnmemizle taş olmamız, hayır buzdan birer heykel olmamız bir oluyor. Sıcaklık sıfırın altında 25 derece filan. Ciğerlerimiz büzüşerek bekleme salonuna atıyoruz kendimizi. En azından iki saat daha buradayız. Arkadaşımla tuvalet aramak için tekrar dışarı çıkıyoruz. Artık Rusça tuvalet nasıl yazılır öğrendiğimiz için rahatız. Tuvalet yazan tabelayı görüyoruz. Üstelik altında “ladies room only” diye bir İngilizce yazı var. Bu yazıdan yola çıkarak bayanlar tuvaletini bulduğumuza inanıyoruz. İnanmak başarmanın yarısıdır derler ama bu söz, bu ülkede, bizim için geçerli değil. Görevli bayan bizi içeri almamak için direniyor ancak nedenini anlamadığımız için biz ödememiz gereken 10 rubleyi uzatıp direniyoruz. En sonunda bizi arkalardaki bir bölmeye götürüyor. “Manyak kadın” diye söyleniyoruz. Muhtemelen kadın da bizim için aynı şeyi söylüyor. Ellerimi yıkarken içeri girip çıkanların hep erkek olması dikkatimi çekiyor. “Unisex tuvalet” galiba diyorum. Fakat unisex olamayacak kadar çok erkek var içerde. Kadın olarak da sadece biz! Anlıyoruz ki girişinde “ladies room only” yazılı tabelası olan tuvalet aslında erkekler tuvaleti. Ama artık biz de aşmışız, en az onlar kadar rahatız. Gülüp, dışarı çıkıyoruz.

8:00’e kadar bekleme salonunda birbirimize yaslanıp uyukluyoruz. Fazla yayılmamaya hele hele uzanır vaziyete gelmemeye çalışıyoruz. Çünkü uzanıp uyuyanlar görevliler tarafından sert bir şekilde dürtülerek ve azarlanarak uyandırılıyor. Sonunda istasyondan ayrılıp, şehir merkezine ilerliyoruz. Hava o kadar soğuk ki yürüyerek dolaşmak hiç birimizin tercihi değil. Bu arada çevirmenlerimizle aramızda şu konuşma geçiyor:

S.. : Nereye gitmek istersiniz?

Muamma : Nasıl yani?

S.. : Nereye gidelim şimdi? Nereyi gezmek istiyorsunuz?

Muamma : Burayı çok iyi bildiğini söyleyen sendin, senin öneride bulunman daha doğru olmaz mı?

S.. : Ben hiç St Petersburg’a gelmedim.

Muamma : Nasıl gelmedin? Çok iyi biliyorum demiştin ya...

S: Yoo demedim.

Muamma : La havle...

Arkadaşım dişlerinin arasından “Ben de duydum. StPetersburg’u iyi bilirim dedi” diyor. Doğuma hazırlanır gibi derin derin nefesler alıp duruyorum. Biliyorum huysuz, geçimsiz, gıcık, nefret edilesi bir portre çiziyorum ama herşey o kadar yolunda gitmiyor ki kendime hakim olamıyorum. Mesela bir gün önce Evgeny yarışmış olsaydı, o sırada yaşadıklarıma şimdi olduğu gibi gülerek tepki verirdim. Ya da D... ve S... sadece kendi aralarında konuşup, açıklama yapmadan oradan oraya koşturmasalardı bizi, ya da vagon görevlisi biraz güleryüz ve ilgi göstermiş olsaydı ne kompartımanda tanımadığım insanlarla yolculuk etmek, ne S...’nin şehri bilmiyor olması bana bu kadar koymazdı. D... şehir içi gezi turları yapan otobüsler olduğunu ve onlarla gezebileceğimizi söylüyor. Bu otobüslerin kalktığı yeri buluyoruz. Ancak gişe daha açılmamış. Camekanda asılı listelerden 1 ve 3 saatlik şehir turu olduğunu öğreniyoruz. Bir de 5 saat süren şehirin dışına da çıkan bir tur var ancak o çok pahalı. 3 saatlik turda karar kılıyoruz ve gişe açılana kadar bir cafede kahvaltı etmeye gidiyoruz. Nihayet gözümüzü, gönlümüzü açan bir yer. Kocaman, pufuduk poğaçalar ağzımızın suyunu akıtıyor. Gözüme kestirdiğime elimi uzatıp hevesle“bu ne’li?” diye soruyorum, “balıklı pirinçli”ymiş, hemen elimi geri çekip yanındakini soruyorum. O da “yumurtalı pirinçli”ymiş. Kahvaltı etme ihtimali hızla avucumdan kayıp giderken son kez şansımı deniyorum. Heeyooo bu sefer tamamdır! Sade ve sadece patatesli olan poğaçamı, en değerli varlığım gibi taşıyıp masaya getiriyorum.  Tarkan’ın “Kuzu Kuzu”su eşliğinde kahvaltımızı yapıyoruz.

Kahvaltıdan sonra gişeye geliyoruz. Hah niye yolunda gitsin ki işimiz? 3 saatlik tur, o gün iptal edilmiş. Sadece 1 saatlik ve 5 saatlik olan var. Bir saat çok az. Üstelik tüm gün buradayız. Dönüş treni 23:00’de. O saate kadar, bu soğukta nasıl vakit geçireceğiz? 5 saatlik tur çok pahalı. Kızlar o kadar para veremeyiz diyorlar. D... son derece parlak bir fikir ortaya atıyor: “siz gidin, 5 saat sonra burada buluşuruz!”. “Niye biz düşünemedik ki bunu?” diyorum. Turlarda anlatım Rusça yapılıyor. Biz Rusça bilmiyoruz. Sizin gelme nedeniniz bize çeviri yapmak ama biz tura sizsiz katılalım! 1 saatlik tura katılmaya karar veriyoruz. Onun da başlamasına bir saatten fazla var. Vakit geçirmek için şehir içi otobüslerden birine biniyor, son durağa kadar gidip, tekrar aynı otobüsle geri dönüyoruz. Sanırım otobüs şöförü tarafından da “gerizekalı” ya da “manyak” sınıfına konuyoruz. Bakışları öyle söylüyor.

Rus turistlerle birlikte güzel bir otobüse doluşup şehir turuna başlıyoruz. St Petersburg muhteşem güzellikte bir yer. Hangi binaya baksan ağzın açık kalıyor. Her adımı tarih neredeyse. D...’nin bana, S...’nin de arkadaşıma çeviri yapmasına karar veriyoruz. S... “ben buraları çok iyi bilirim” diyor. Höö? Ben, uykusuzluktan beynimin sulandığını, algılamamın karman çorman olduğunu düşünüyorum. Arkadaşımla birbirimize bakıp “aslında hepsi kamera şakası” diyoruz. “E hani bilmiyordun!” “Yoo, çok iyi bilirim St Petersburg’u!” Özet olarak S... gerçekten de St Petersburg’a hiç gelmemiş. Ama burayla ilgili bir sürü kitap okumuş. Biliyorum demekten kastı oymuş.

Aslında bu işin, yani anında çeviri yapmanın son derece zor olduğunu biliyorum. Üstelik Rus rehber nefes almadan konuşuyor. Benim istediğim de kelime kelime çeviri değil zaten. Ama geçtiğimiz bina ne binası, ne olmuş, ne bitmiş, kısaca özetlemesini bekliyorum D...’nin. Rehber konuştukça konuşuyor ama D...’de tık yok. “Ne diyor?” diye soruyorum. “Taş altı ton ağırlığındaymış, hiç bir şeyden destek almadan, bu ağırlıkla duruyormuş” diyor. “Hangi taş?” diyorum. “Hani geçtik ya önünden” diyor. “Ne zaman?” diyorum. “işte 5-10 dakika önce” diyor. Gözlerimi kırpıştırıp, “kuzen ve arkadaş katili olmadım ama çevirmen katili olabilirim belki de” diye düşünüyorum. Bütün gezi bu tarzda, toplam 15 cümleden ibaret bir anlatımla geçiyor. Allahtan arkadaşım daha şanslı, çünkü S...’nin okuduğu kitaplar işe yaramış ve ona bir sürü şey anlatmış. Benim anladıklarım ise özetle şu: Çar Petro'nun (Deli Petro)talimatıyla Neva Nehri üzerindeki bataklıklar kurutularak, yaklaşık 40 ada üzerinde kurulmuş. Bu amaç uğruna binlerce insan ölmüş. Bu yüzden St Petersburg’un insan kemiklerinin üzerine kurulu bir şehir olduğu söylenirmiş. Rusya’nın “Batı’ya açılan Penceresi” olmuş bu şehir. Nehirdeki kanalları birbirine bağlayan yaklaşık 300 köprü varmış. Nehir gezisi de çok güzel olurmuş ancak biz oradayken nehirin %90’ı donmuştu. Bu muhteşem şehirle ilgili bir çok bilgiyi daha sonra “haa orası demek burasıymış” diyerek internetten edindim!

Gezi bitiyor ama önümüzde daha 10 saat var. Yürüyerek dolaşmaya başlıyoruz. Ancak dediğim gibi o kadar soğuk ki, takırdamadan adım atmamız mümkün değil. Yüzüme koruyucu olarak sürdüğüm Bepanthene ve vazelin (şaka değil), bir saat içinde etkisini kaybediyor. Kar yağmaya başlıyor. Kah alışveriş merkezlerinde, kah cafelerde oturup vakit geçiriyoruz. Arkadaşım da ben de bu şehirin hakkını veremediğimiz için üzgünüz. Fırsat bulup tekrar gelmek istiyoruz. Ama bu sefer daha sıcak bir mevsimde. Mesela Haziran ayına doğru St. Petersburg'un ünlü "beyaz geceler"i başlıyormuş. Bu süreçte, hava iki saat süreyle sadece alaca karanlık oluyormuş. Evet, daha donanımlı, daha organize ve daha iyi bilen birileri eşliğinde tekrar gelmek şart buraya.

Dönüşte bindiğimiz tren çok çok daha yeni ve temiz. Bu sefer arkadaşımla aynı kompartmandayız. Yine tanımadığımız iki kişi var, ikisi de bayan. Zaten o kadar yorgun ve uykususuz ki hiç bir şey umurumuzda değil. Kafamı yastığa koyar koymaz kendimden geçiyorum. Uyandığımda Moskova’dayız.

Kuzen bizi karşılıyor. Çevirmenlerimizden ayrılıyoruz. Önce kahvaltı yapıyoruz. Ertesi gün döneceğimiz için hediyeleri tamamlamak üzere alışveriş merkezine gidiyoruz. Kuzenin bir tanıdığı bizi arabayla alıp önce Luzhniki’deki salona sonra da eve götürecek. O yüzden çok mutluyuz. Yaşasın sorunsuz ulaşım! Kendimizi votka şişelerinin olduğu reyona atıyoruz. Alışverişten sonra Gala Programını seyretmek üzere yola koyuluyoruz. Gösteriler çok güzel. Her branşta ilk beşe girenlerin şovları var. Ama benim için fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü –hep birlikte tekrarlayalım- “Evgeny yok”.

Eve döndüğümüzde duş alıp, yemek yiyoruz ve bavul toplamaya başlıyoruz. Allahım! Bavulum soğuktan küçülmüş! Bir sürü şey dışarıda kalıyor. Bu kadar çok alışveriş yapmış olamam. Hepi topu 5-6 tane buzdolabı mıknatısı, 6 tane değişik boylarda matruşka, 6 şişe votka, 10 kutu çikolata, minicik minicik iğneler, kalemler, çaylar ve freeshoptan aldığım 4-5 şişe parfüm ve 2 karton sigara ve bir iki şey daha. Hayır efendim! Tabii ki hepsini kendime almadım! Gerekli dağılımı yaptıktan sonra elimde kala kala sadece bir şişe vokta ve bir tane matruşka kaldı.  Bir de parfüm, bir de çikolata, bir de iğne, bir de oyun kartları.  Ha bir de havyar. Neyse, kuzenin verdiği ufak çantaya açıkta kalanları tıkıyorum. Artık hazırız. Yarın öğle saatlerinde Türkiye’ye dönmek üzere uçağa binmiş olacağız.

Durum değerlendirmesine çok girmeden uyuyoruz. Vay be 5 gün ne çabuk geçti...





 

 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004
28/06/2004
03/08/2004
07/09/2004
09/11/2004
24/12/2004
10/01/2005
15/02/2005
28/02/2005
03/04/2005
07/04/2005
12/04/2005

Anasayfa