Huysuz Orta Yaşlı
SıyrıK BalatA
DELİ kızın TÜRKÜsü
pe®sona g®ata
ADAM legal
MuammA HaNıM
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
yukarıdaki kişilerin fotoları


annesahife

 

                      

10/06
/2005

 

ALKOLLÜ MEYVE SEPETİ

Geçenlerde DKT dedi ki “Nedir kardeşim herkesin yazılarında bir huysuzluk aldı başını yürüdü. Niyekimse yaz geldi, çiçekler, böcekler filan diye yazı yazmıyor?” Ne yani onu mu kırayım dedim ben de kendi kendime.

İşte başladım. Sonunda yaz geldi. Memnum muyum? Kısmen. Ben bir Şubat çocuğu olarak kışı yaza tercih edenlerdenim. Yağmur, kar yağsın, soğuk olsun, böyle renkli renkli çoraplarımı giyeyim, Tikina’dan aldığım çeşit çeşit çaylarımı içeyim sonra bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Fakat azizim o zaman da dışarı çıkarken parmak arası terlikleri ayağına geçirme, güzelim kırmızı kirazları kulağına küpe yapma, tuza banıp dişlerin kamaşa kamaşa, yüzünü ekşite ekşite erik yeme, mis kokulu kayısıları, bal niyetine kavunları mideye indirme şansın da olmuyor. Bir de çilek, şeftali ve karpuz var tabii. Çileğin üzerine pudra şekeri serpmek suretiyle yer bizim evdekiler. Ben pek haz etmemem çileğin pudra şekerli halini. Gerçi sadesine de çok düşkünlüğüm yoktur. Reçelini de sevmem. Çileğin daha farklı hallerini tercih ederim. Mesela geçenlerde çilek soslu sakız muhallebisi yedim enfesti. Şeftaliye bayılırım ama. Ne çok sert, ne çok yumuşak olucak. Isırdıkça kokusu burnunun direğine yerleşecek. Şimdi şeftaliye dokunamayanlar ürperecek ama ben bu güzelim meyveyi kabuklarıyla yerim. Böyle ısırınca hafiften suyu akar, bıraksan dirseğine kadar iner filan. Karpuza gelince; hayatta beceremediğim ender şeylerden birisi (benim bile beceremediğim şeyler var yani!) karpuz seçmektir. Neresine vurulacak, neresi koklanacak hiç anlamam. Ne zaman karpuz yesem aklıma bakalım bu yaz karpuz yiyerek zayıfladığını anlatan kim olacak sorusu gelir. Bir de küçükken akşam karpuz yediğimiz zaman halamın ağzından düşürmediği “çok yeme sonra gece yatağını ıslatırsın” lafı gelir. Durun bitmedi! Çocukken yaptığımız başka bir şey daha geldi aklıma. Karpuz kabuğunu kemirmek. Anneme yalvarırdık çok dibinden almasın karpuzu- ki kabukta kalan kısmını keyifle dişleyebilelim. Benzer bir yalvarışı muhallebi pişirdiği zaman da yapardık. O tencerenin dibinde kalan muhallebi kadar lezzetli bir tatlı olur mu yahu?

Neyse yaz meyvesi deyince incir ve dut’u da unutmayayım diyeceğim ama dutu çok tatlı olduğu için incir’i de içi yaratığa benzediği için sevmem. Yani böyle içini açınca sanki kımıl kımıl bir sürü solucanımsı şey bana saldıracakmış gibi hissediyorum.

Yazıya şöyle bir baktım da kiraz, kayısı ve kavunu tek cümlede geçmişim. Halbuki üçünü de çok severim. Kiraz yerken tadına kurtçuk karışmış mıdır diye endişelenirim ama macera seven biri olarak hepsine tek tek bakmam. Yine küçükken kiraz çekirdeğini kim daha uzağa tükürecek yarışmaları yaptığımızı eklemeden geçemeyeceğim. Kayısının da kokusu beni mest eder. Bir zamanlar kayısı kokulu el kremim vardı. Kullandığım kış boyunca gözümün önünden kayısı hayali gitmemişti. Kavuna gelince. Kavunla ilgili şu sıralar heyecan verici planlarım var. Rusya’dan getirdiğim votka da işin içinde. Bak şimdi bu yaz meyvelerini küçük küçük doğrayıp üzerine biraz sakız likörü dökeceksin, onun da üzerine dondurma koyup afiyetle yiyeceksin. Niye sen diye yazıyorum çünkü dondurma bana yasak. En azından bir ay yiyenlere bakmakla yetineceğim. Bir sonraki yazı konusu olduğu için detaylara girmiyorum ama şu kadarını söyleyeyim 2 haftada 3 kutu antibiyotik içtim. Konu konuyu açıyor. Alkol, ilaç deyince aklıma geldi. Geçenlerde bir arkadaşımızda toplanmıştık. Herkes martinisini, margaritasını, birasını, şarabını içerken benim elimde bir bardak icetea oturuyorum (şimdi hem antidepresan hem antibiyotik hem alkol olmuyor haliyle). Evsahibi “Muamma sana nasıl bir içki getireyim?” dedi. Ben de “ben içki içmiyorum” dedim. O da “aa niye ki?” dedi. Ben de “Günah!” dedim. “Ha ha ha” dedi. “Yalan mı? Günah değil mi?” dedim. O da bana “Yalan söylemek de günah ama” dedi. Sonra başka bir arkadaşım “Peki şekerim ...’nın düğününde kivi-votka ve nar-votkaları içerken günah değil miydi?” dedi. “Aaaa, onlar içki miydi? Ben onları kolonya niyetine içtim, tansiyonum düşmüştü de, onun’çün” dedim. O sırada yanımızdan geçen başka bir arkadaş “sen ciddi misin?” dedi. “Hangi konuda?” dedim. “Hani içki içmek günah filan diyorsun. Hayır ciddiysen ona göre dışlayacağım seni de o yüzden sordum” dedi. “Seni Kafiristan’dan gelme, imansız seni. Seni gavur, seni kitapsız seni” dedim. “Sizin yüzünüzden başımıza koca koca taşlar yağacak. Arada biz günahsızlar da kaynayacak” dedim. Ama başka bir arkadaş araya girip ona “antibiyotik kullanıyo güzelim, o yüzden içmiyor” dedi. Sonra bana dönüp “bu gidişle sen kesin evde kalacaksın” dedi. Ne demek istedi anlamadım.

Neyse ben gidip acık kiraz daha yiyeyim. Belki sonra çiçekler ve böcekler üzerine de bir şeyler yazarım.


 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004
28/06/2004
03/08/2004
07/09/2004
09/11/2004
24/12/2004
10/01/2005
15/02/2005
28/02/2005
03/04/2005
07/04/2005
12/04/2005
19/04/2005
27/04/2005
02/06/2005

Anasayfa