Huysuz Orta Yaşlı
SıyrıK BalatA
DELİ kızın TÜRKÜsü
pe®sona g®ata
ADAM legal
MuammA HaNıM
de-ga-je
Hakkı Devrim
yukarıdaki kişilerin fotoları


annesahife

 

10/01/2005

 

*

Yeni çalışmaya başladığım bir bölüm. Kimseyi tanımıyorum. Kim kimdir bilmiyorum. Nasıl insanlardır bunlar, davranış biçimleri nedir bir fikrim yok. Dakika bir, gol bir:

-          Muamma Hanım Pazar günü iş için Ankara’ya gideceğim ben.

Soran bakışlarla gözümü diktim ve baktım. Şimdi agresif iç sesim “Yürü anca gidersin”’le “Eee bana ne!” demek arasında kararsız kaldı. İyimser düşünen tarafım şöyle düşündü; sipariş vermemi mi bekliyor? Hani Çorum’a gidenden leblebi, Giresun’a gidenden fındık getirmesi söylenir ya... Ankara’nın keçisi mi ünlüydü? Getirebilir mi acaba? Neyse, soran bakışlarımdaki soru işareti sayısını arttırdım. Fakat o da bana boş boş bakmaya ve başka bir açıklama yapmamaya karar vermiş ki sonuca ulaşamıyoruz. Bir ara hani ben yönetici sekreteriyim ya acaba onu yerinde bulamadı sekreteri olarak benden mi izin istiyor diye düşündüm. Ve bunun üzerine:

-          Bence bir sakıncası yok gidebilirsiniz, dedim.

Sabit bakışlarını gözümün içine diken ve sıfır mimikle bana bakan arkadaşımız bu lafım üzerine şöyle dedi.

-          Uçakla gideceğim!

İç sesim dedi ki “Oluur, uçakla git. İstersen otobüs ya da trenle git. Hatta sıkıyorsa gemiyle bile gidebilirsin, ben seni kısıtlamayayım. Yapabiliten nedir ben bilemem. Sınırlarını sen belirle, hatta sınırsız ol”. Zaman zaman iç sesimi dışarıya vurmadan hayatıma devam edebiliyorum. Ancak iç ses, sesini çıkaramadığı zamanlarda gözlerime hücum ediyor. Ama karşı taraf inatçı, bu güzel gözlerimdeki anlamı kavrayamıyor. En sonunda;

-          En güzeli uçakla gitmek, diyorum.

-          Uçak bileti lazım, diyor

-          Siz de o zaman uçak bileti alın, diyorum.

-          E ben hangi firmaya çalışıyoruz bilmiyorum, sizden önceki arkadaşımız bize yardımcı oluyordu, diyor.

Ama güzel kardeşim sen benden yardım istemedin ki! Demiyorum. Onun yerine,

-          Siz benden uçak bileti almanız konusunda yardım mı istiyorsunuz, diyorum.

Nihayet gözlerinde bir pırıltı görüyorum.

-          O halde bundan sonra yardım istediğinizde soru cümleleriyle konuşun, deyip telefonu elime alıyorum.

Sonuç: Evet kardeşim ben gıcık biriyim. Ama sen de istemesini bilmiyorsun.

**

Bundan önceki yazılarımdan birinde tuvalet maceralarına yer vermiştim. Okumuş olanlar bu konudaki hassasiyetimi bilir. Şimdi yine bir gün, hatta akşam, şöyle 18:30 civarı, bütün gün dışarılarda koşturduktan sonra annemle eve dönüyoruz. Annem dolmuşlara seyirtiyor ancak ben “taksiye binelim zira ben çok feci sıkıştım” dediğim için kendimize boş bir taksi arıyoruz. Anadolu yakasına yeni taşınmış insanlar olarak o saatte trafiğin ne durumda olacağından ve de bu durumdan ötürü hiç bir taksi şöförünü ikna edemeyeceğimizden haberimiz yok tabii. Ama çabuk öğreniyoruz. Kardeşim hiç biri beğenmiyor gideceğimiz yeri. Bu saatte orası çok kalabalık olur gidemem diyor. Yahu sen para kazanmak için bu işi yapmıyor musun? Nedir bu seçicilik? Sonra iş az, para kazanamıyoruz falan filan. Ayağına gelen müşteriye burun kıvırmak ne demek? Neyse. Son bir gayretle kenara çekmiş bir taksi şöförüne en yalvalaran bakışlarım ve nazik ses tonumla soruyorum. O da en nemrut bakışları ve en kaba ses tonuyla cevap veriyor “Trafik çok, oraya gitmem”. Aman iyi be ne haliniz varsa görün diyorum içimden. Sonra “Siz de amma müşkülpesentsiniz” deyiveriyorum. Tam arkamı dönüp uzaklaşacağım ki arkamdan “Ne dedin sen, ne dedin seeeen?” diye bağırmaya başlıyor. Allah’tan adı Sevda değil, suratıma tokadı yapıştırmıyor ama “Bir daha söyle bakayım, hö, mork, hork” gibi sesler çıkarıyor. La havle deyip “Müşkülpesent dedim, ne var?” diyorum. Alı al moru mor, ağzından tükürükler saçarak “Sensin lan müşkülpesent” diyor. Ha! diyorum.  Annem yürümemi söylüyor. Sen müşkülpesentin anlamını biliyor musun? diyorum. Annem bu sefer kolumdan çekerek “yürüüüü” diyor. Yürüyorum fakat içimde kalıyor söyleyemediklerim. O arkamdan bik bik bik konuşmaya devam ederken “Akşam eve gidince sözlüğe bir bak” demek istiyorum ama sözlük var mıdır evinde? “Eveet, müşkülpesentim var mı bir diyeceğin” demek istiyorum ancak sonra bu konuşmanın şu hale dönmesinden korkuyorum:

-          Sana ne?

-          Saman ye

-          Daha doymazsan beni ye

-          Ben kusayım sen iç

-          Çatalı senden, kaşığı benden


***

Son olarak;

Bu benim başımdan geçmedi. Ortak bir tanıdık diyelim. 14 yaşında. Okulda tebeşir savaşı yapıp, kudururlarken yere düşen tebeşiri almak için hamle yapıyor ve kafasını sıranın kenarına vuruyor. Sonuç kafa yarılıyor ve dikiş atılıyor. Bunda bir şey yok. Çocuk bu, düşecek, dizini parçalayacak, kafasını yaracak vs vs. Kendisine geçmiş olsun dileyenlere gönderdiği mesaja çok güldüm.

“Devletin malına zarar vermeyin, sonra Allah cezanızı veriyor!”


****

En son olarak;

Kardeşim söylüyorum, üşenmeyin ve kendinize bir yılbaşı listesi yapın. Yazımı okuyup dalga geçenler, özellikle de siz dikkate alın bunu! (iç ses sen de dahilsin buna)

Hani ben Emre Altuğ’u istiyorum yazdıydım ya dün Profilo’ya gitmiştim aaa bir baktım adam karşı mağazada. Çekimi var. Boynum koptu göreceğim diye. Yanımda N.... vardı. Bir taraftan kollarımdan tutup çılgın bir şeyler yapmamamı engellemeye çalıştı, diğer taraftan ağzımın kenarlarını silmem için beni uyardı. Allah razı olsun kendisinden, yanımda olmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Bak görüyor musun, az kaldı kucağıma düşüyordu adamcağız.

Sonra vay anasını sayın seyirciler dedim kendim kendime, demek biraz daha yürekten istesem bir gece ansızın gelebilirmiş. İşte o yüzden artık geceleri yatarken makyajımı çıkarmayıp tazelemeye, ipek saten sabahlığımı başucumda tutmaya karar verdim.


 

 

 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004
28/06/2004
03/08/2004
07/09/2004
09/11/2004
24/12/2004

Anasayfa