yukarıdaki kişilerin fotoları


 

annesahife


09/09/2005
 


Dört Günlük Birşey


Buluttan nem kaparak senaryolar üreten, takıntılı biri olarak üç farklı saati 03:42, 03:57 ve 04:03’e kurdum (Alarm kurarken sonu sıfır ve beş’le biten rakamları kullanmam). Geç kalmamak lazım. Çünkü 04:30’da yola çıkacağız. Ablamlar arabayla gelip bizi almadan önce duşumu almış, ojemi sürmüş, tüm pencereleri ve tüpü kapatmış, kullanmamış olsak da ütünün fişini çekmişliğimizi üç-dört kez kontrol etmiş, annemin çiçeklerine dört susuz gün geçireceklerini söylemiş olmak istiyorum. Yani “gelmek üzereyiz” diye aradıklarında elimde anahtar, kapının önünde bekliyor olmalıyız.

Dört kardeş, bir çocuk birlikte tatile gidiyoruz. Anne-baba ile yapılan aile tatilleri saymazsak bu bir ilk olacak bizim için. “Acaba kavga-gürültü çıkmadan dönebilecek miyiz?” diye kuşkum var. Zira adı üzerinde biz kardeşiz, zaman zaman birbirimizi yeriz. Nitekim tatil başlamadan bir poğaça krizi çıkıyor. Muazzez’den sonraki nostalji kraliçesi olarak ben, ailecek çıktığımız tatillere atıfta bulunarak peynirli poğaça yapmayı ve termosla çay getirmeyi öneriyorum. İki abla da itiraz ediyor. “Ne gerek var? Artık çok güzel mola yerleri var. Aç kalmayız herhalde” bik bik bik cevap veriyorlar. Biz de biliyoruz aç kalmayacağımızı herhalde. Olay o değil ki. Hemen gıcık oluyorum ikisine de ve anında yanıt veriyorum: “Tamam, vazgeçtim. Benim amacım nostalji yapmaktı. Hiç bir şey getirmiyorum”. Dikkat! Bu mesajın içinde kırgınlık var, öfke var, gözyaşı var, hayal kırıklığı var. Gerçi yüzyüze konuşuyor olsak daha dramatik bir şeyler katardım ama yazışma halindeyiz. Allahtan beni tanıyorlar da elektronik postada yazdığım bu düz cümleler onlara “Aha alındı yine bu manyak” hissini verebiliyor. Her şeyimi paylaştığım bir arkadaşım bu öfkemi “çocuksun sen hala” bakışıyla yatıştırmaya çalışıp “onlar sana zahmet olmasın diye öyle demişlerdir” diyor. Ama sonra gaza gelip “yap poğaçaları ama onlara verme, sen kendin ye” diye eklemeyi de ihmal etmiyor. Hangimiz daha çocuğuz bilmiyorum.

Sonuç olarak arayıp, “zahmete girip, yorulmamam için” bu şekilde yazdıklarını söyleyip, kırılan kalbimin mimarları oluyorlar. Anında moralim düzeliyor. Bu beden ve bu ruh, bu iniş çıkışlara alışık allahtan. Keyifle iki hafta öncesinden yapmış olduğum listeyi önüme alıp, çantamı hazırlıyorum.

Cumartesi sabahı dört buçuk kişi, dört günlük tatil için 4:30’da yeni arabamızla Bodrum’a doğru yola çıkıyoruz. Elbetteki bildiğim tüm duaları okumayı ihmal etmiyorum. Sağlıkla gidip, sağlıkla dönelim değil mi?

Yol boyunca eğleniyoruz. Bir bizim istediğimiz cd, bir çatlak kiremitin (yeğen) istediği cd’leri takıp şarkılara eşlik ediyoruz. Susurluk’ta mola verip tostlarımızı mideye indiriyoruz. Çocukken çıktığımız yolculuklarda yaptığımız gibi gözümün ucuna ilişir ilişmez “Denizi ilk ben gördüm, denizi ilk ben gördüm” diye bağırıyorum. “İyi de o deniz değil akıllım , göl” diyor ablam. “Olsuun, gölü ilk ben gördüm, gölü ilk ben gördüm” diyorum. Sonra çatlak kiremit’e ailecek çıktığımız tatil maceralarımızı anlatıp, gülüyoruz. Bu arada sorumluluk sahibi ve canını seven bireyler olarak hepimizin emniyet kemerleri takılı (mesaj verdim). Doğal olarak içinde kurt kaynayan çatlak kiremit için sıkıcı bir durum bu. Ancak kemeri bağlı olsa bile uyumadığı her saniyeyi hareket halinde geçirmeyi başarıyor. “Yahu bi rahat dur. Oğlum çek şu ayaklarını burnumun ucundan. Sokma gözüme parmağını” şeklindeki uyarılar sadece iki saniye sabit tutuyor onu. Çocukluğunda yaramaz Sezen Aksu’ya doktorunun söylediği gibi “Can büyük, beden küçük, sığmıyor”.

Saat 14:00 gibi Bodrum Gölköy’deki otelimize geliyoruz. Ortanca, kiremit ve ben aynı odada kalacağız. En büyük ve en küçük yan odadalar. Çantalarımızı yerleştirirken çatlak kiremit “Televizyon nerde?” diye soruyor. Kıh kıh gülerek “Odada televizyon yok ki” diyoruz. “Yaa hadi söyleyin, nereye sakladılar televizyonu?” diye soruyor. “Valla billa odalarda televiyon yok. Hem ne yapacaksın televizyonu? Mayonu giy hemen, denize gidiyoruz” cevabını veriyoruz.

Küçük otelimiz pek şirin. Böyle yemeğini yiyorsun mesela sonra sandalyeden kalkıp iki adım attın mı cumburlop denizdesin. Kıyıda şezlonglar, sola doğru üç adım ötede iskele, istediğin yerde güneşlen. Tabii ki ben şemsiyenin olmadığı iskeleye yaklaşmıyorum bile. Çünkü tatilin geri kalanını hastanede geçirmek istemiyorum. O yüzden denizde olmadığım her an kıyıdaki şemsiyelerin altındayım. Ve hatta bedenimi sığdırabileyim diye üç metrelik kumaştan yapılmış pareomu sezlongda yatarken üzerime filan örtüyorum. Yüksek koruma faktörlü güneş sütümü sürmeden burnumun ucunu göstermiyorum. Ama bacaklarım burnumun ucu kadar şanslı olmadığından güneş alerjisiyle kabarıyor dört gün içinde. Bir dahaki tatil için kendime haşemo almayı aklımın bir kenarına yazıyorum.

Kıyıda yüzen, kime ait olduklarını bilmediğimiz bir ördek sürüsü var ayrıca. Çatlak kiremit onları her gün mısırla besliyor. Tabii bu içimizden birinin, kaynar sudan çıkmış mısırları koçandan tek tek koparması demek anlamına geliyor. Yani güneş yetmezmiş gibi bir de mısırlar bizi yakıyor (Sanıyormusunuz ki emniyet kemerinin bile kıpraşmasını durdurmadığı bir çocuk, mısırın soğumasını bekler? Öyle sanıyorsanız, yanılıyorsunuz). Bir taraftan “aç mı kalsınlar?” diyerek ördekleri besleyip diğer taraftan ördekler yaklaştıkça kaçan bir çocuğu seyretmek çok komik oluyor. Bu arada çocuklara “süt mısır” satıcısının hem süt hem de mısır satmadığını da anlatmanızı tavsiye ederim. Çocuk hem süt hem de mısır almaya çalışmasın. Kıyıda köşede kalmış, birlikte ve ayrı ayrı yaşadığımız anılarımızı ortaya döküyoruz. Son derece eğlenceli oluyor. Çatlak kiremit sustuğumuz her an “hadi anlatın” diye bastırıyor. Başlıyorum konuşmaya “Şimdi E... ile Çandarlı’dayız. Denize girmişiz. Bana hava atacak ya, bir oraya atlıyor, bir buraya zıplıyor. Kah su balesi, kah bilmem ne derken “Bak şimdi geriye doğru nasıl dalıyorum” diyerek “biiir, ikiii, üüüçç” hobaaa kendini geriye doğru atıyor. Ama mayosu onunla gelmiyor. Daha doğrusu omuzlarında iz bırakmasın diye askılarını indirdiği mayosu beline kadar iniyor. Etraftan oooleeeey, bis bis tezahuratları yayılıyor” Ha ha ha... “Başka, daha başka anlat” diye ısrar ediyor kiremit. Yine başlıyorum “E... ile, bu sefer Antalya’da tatildeyiz. Bir tane Faslı arkadaş var yanımızda. Rafi ile ben denize girmişiz. E... güneşleniyor. Ben de denizi pek sevmediğimi, havuzu tercih ettiğimi anlatıyorum. Denizden korkuyorum diyorum. Niye ki? diye soruyor. Sen Jaws filmini seyretmedin galiba diyorum. Böyle denize girip biraz açılınca alttan bir şey gelip horç diye (horçun ingilizcesi nedir bilmediğim için çocuğa horç demedim tabii) çekecekmiş gibi geliyor diyorum. Ha ha ha, ho ho ho diye gülerek benimle dalga geçiyor. Sen o arada E... arkamızdan gir denize, dal, aşağıdan Rafi’nin ayağını tuttuğu gibi horç diye çek. Nah böyle fincan tabağı gibi açıldı gözleri, hırk bile diyemeden battı denizin dibine”. Yalnız belirtmekte fayda görüyorum E... ile kesinlikle planladığımız bir şey değildi bu. Birbirimizden bağımsız davranıyorduk. O günden sonra Muamma’nın konuştuklarına, E...’nin yaptıklarına dikkat edilsin dendi arkamızdan. (Biz birlikte çok eğleniyoruz yahu).

Neyse her anlattığımı yazmıyorum buraya zira bir kısmını zaten biliyorsunuz, öbürleri de başka yazı konusu olsun. Böyle böyle günlerimizi geçirdik. Yedik, içtik, yüzdük, uyuduk. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Salı günü öğleden sonra dönüş için yola koyulduk. Çatlak kiremit “hadi yine anılarınızı anlatın” diye bastırdı. “Sen anlat” dedik. “Ben daha 7 yaşımdayım, yok ki benim anım” dedi. Onun üzerine annesi anlattı. “Ayvalık’tan döndüklerinde kiremitin sırtı soyulmaya başlamıştı. Kiremit sen soyuluyorsun seni bir güzel keselemek lazım dedim. Bir hafta sonra soyulan kollarımı görünce kiremit: Anne sen soyuluyorsun seni bir güzel çitilemek lazım dedi”. Ha ha ha ve de ho ho ho.

Bu güzel tatil için iki ablama, erkek kardeşime ve bir tanecik yeğenime teşekkür ederim. Uzun zamandır kendimi onlara bu kadar yakın hissetmemiştim.

Yine, yeni, yeniden.

 

 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003

03/08/2004

17/07/2005

02/07/2003

07/09/2004

04/08/2005

07/07/2003

09/11/2004

 

09/07/2003

24/12/2004

 

21/07/2003

10/01/2005

 

08/08/2003

15/02/2005

 

03/09/2003

28/02/2005

 

03/11/2003

03/04/2005

 

04/12/2003

07/04/2005

 

25/12/2003

12/04/2005

 

09/02/2004

19/04/2005

 

09/03/2004

27/04/2005

 

09/04/2004

02/06/2005

 

05/05/2004

10/06/2005

 

28/06/2004

06/07/2005