|
İHTİYAÇ MOLASI – ÇAYLAR ŞİRKETTEN
Size de çocukluğunuzda yola çıkmadan önce tuvalete
gitmeniz tembihlenir miydi? Biz küçükken tuvalete
gitmeden evden çıkamazdık. Mutlaka büyüklerden biri
“çişimizi, pişimizi” yapıp yapmadığımızı öğrenmek
ister, “yok ki!” lafını kabul etmez, “sen otur o
gelir” diyerek mutlaka ama mutlaka kapı önünden
çevirirlerdi. Kısacası bizim evde yolculuğa
çıkılacağı zaman kapı önü telaşına bavullar,
çiçekler, elektrikler ve çocukların olsun olmasın
tuvalet ihtiyaçları dahildi. Tabii aslında büyükler
de haklı (şöyle bir laf vardı: bir çocuk
anne-babasının haklı olduğunu anlayana kadar,
anne-babasının haksız olduğuna inanan bir çocuğa
sahip olur. Bunun gibi bir şey işte siz
akıllısınızdır, mesajı almışsınızdır). Yani bir
düşündüğünüzde şehirler arası yolda koca otobüsü
kenara çektirip, çocuğunuzun tuvalet ihtiyacını
karşılamasını sağlamak çok eziyetli bir iş. Bir
bildikleri var da “sen otur, o gelir” diyorlar.
Çocukken işler kolay tabii, anne-baba her türlü
ihtiyacınız için yanınızdadır. Üstelik rezil olmak
gibi bir durum söz konusu olduğunda çocuk değil
anne-baba rezil olur. Yani aracın sağa çekilmesini
sağlayıp, tüm otobüsün bakışlarına karşı ceketini
açarak sizi saklayan anneniz, otobüse bindiğinizde
tüm homurdanmaları ve kınayan bakışları da üzerine
çeken kişi olur. Siz sağ ben selamet.
Dediğim
gibi çocukken kolay ama büyükçe olay zorlaşıyor. 20
yaşında bir genç kızın –diyelim ki mola yerinde
uyuya kaldığı için tuvalete gidememiş- muavinin
kulağına eğilip “ben çok sıkıştım, şoföre bir
söyleseniz” demesi ne fena, ne gıcık, ne utanç
verici bir şey. Yine diyelim ki bu genç kızcağız
böyle bir teklifte bulunamıyor, mümkün değil ölse
öyle bir şey yapmaz, nasıl kıvrım kıvrım kıvranır,
acı çeker haberiniz var mı? Yaa ölüyordum az kaldı.
İzmit’te çok fena sıkıştığınızı farkedip, İstanbul’a
kadar kasılıp kalmak ne demek? Düşünme diyorum kendi
kendime ama düşünmemem mümkün değil patlamak
üzereyim. Kitap, walkman hiçbiri konuyu
değiştirmiyor. Yanımdaki bisküviyi yemeye
başlıyorum. Biliyorum gayet gerizekalıca bir şey ama
katı bir şeyler yersem, ne bileyim, hani sünger
görevi.... İstanbul’a geliyoruz kendimi Harem’de
atacağım ama koskoca otobüs dolusu insan arasında
bir tane bile Harem’de inecek yolcu olmadığı için
orada durmuyoruz. Her tarafımdan ter boşanmış bir
halde Levent sapağında iniyorum. Mecidiyeköy’e
gideceğim ama mesafe yakın diye taksi almıyor.
Derken yaşlıca bir adamcağız “ben de bilmem nereye
gidiyorum, ortaklaşa tutarsak alırlar” diyor. Denize
düşen yılana sarılır ben de “tamam” deyip teklifin
üzerine atlıyorum. Adam yılan tabii, çünkü önce
kendisini bırakacağını söylüyor taksi şöförüne ve
gideceği adresi tam olarak bilmediği için
kayboluyoruz. Tabii işin daha vahim bir boyutunu
benim evin yolunu tarif edememle yaşıyoruz. Çünkü
eve taşınıp, yerleştirir yerleştirmez tatile
gitmişim ve bir noktadan sonra sağa mı yoksa sola mı
döneceğimi hatırlamıyorum. Ama mazeretim var çünkü
düşünemiyorum, çünkü patlamak üzereyim. Ağlayarak
şöföre çok sıkıştığımı, bir benzin istasyonu bulup
tuvalete gitmem gerektiğini söylüyorum. Neyse
adamcağız bana bir benzin istasyonu buldu, benzin
istasyonunun müşteri tuvaleti kapalı olduğu için ben
onlarca adamın arasından geçip personel tuvaletini
kullandım. Ohhhh ne büyük bir mutluluk. Sonrasında
tabii bütün vücut fonksiyonlarım kendine geldi,
beynim yeniden çalışmaya başladı, yolu tarif ettim,
kapımın önünde bir daha karşılaşmamak umuduyla
(yüzüne nasıl bakarım, rezil oldum) taksi şöförüne
veda ettim.
Tabii sakin kafayla okuduğunuzda bu yaşanmış
hikayenin belli yerlerinde “iyi de şunu-bunu niye
yapmamış” diyebilirsiniz. Israrla belirtiyorum
yaşamayan bilemez, öyle bir durumda
dü-şü-ne-mi-yor-sun. Kafanda sadece torbanın
patlamak üzere olduğundan başka bir şey olamıyor.
Bundan seneler önce babamın kuzeni anlatmıştı.
Halamla beraber bir otobüs yolculuğu sırasında kuzen
çok sıkışıyor. En önde de oturuyorlar, kuzen şöförü
aynadan kesmeye başlıyor, hani rahatsızlığımı görür,
yüzgöz olmadan halden anlar, durur diye. Bir süre
sonra şöför bıyıklarını burmaya başlayınca kuzen
bakıyor ki iş çığrından çıkmak üzere adamcağıza
eğilip, sağa çekmesini söylüyor. Otobüsün arkasına
geçiyor, sağa bakıyor, sola bakıyor, saatin gecenin
bir yarısı olmasından da güç alarak çömeliyor. Tam
işini bitirmiş toparlanmak üzereyken vınnn bir
motorsiklet geçiyor. Neyse kıpkırmızı bir yüzle
otobüse adımını atınca, herkesin uyanmış, kendisine
baktığını görüyor. Artık morarmış bir halde halamın
yanına oturup, destek istiyor ama halam tanımıyorum
ben bu kadını pozlarıyla kafasını çeviriyor. Eeee ne
demişler düşenin dostu olmazmış.
Tabii zaman zaman böyle konular açıldığında
enteresan hikayeler dinliyorusunuz. Şimdiye kadar en
çok eğlendiklerimden birisi, işini bitirdikten sonra
arabaya dönerken ayağı kayıp, ağaca çarpan ve bunun
izini hala alnında taşıyan arkadaşın hikayesiydi.
Sonuç olarak kapıdan çıkmadan çişinizi, pişinizi
yapın. Sonra üzülürsünüz, acı çekersiniz, rezil olur
üstelik zamanında müdahale yapılmadığında ıslanır ve
kokarsınız. Bu konu bitlerden pirelerden konuştuktan
sonra kaşınmaya başlamak gibi bir duruma getiriyor
insanı. Daha fazla uzatamayacağım, tuvalete gitmem
gerek. Sonra görüşü....
|