Huysuz Orta Yaşlı
  sıyrık BALATA
  aDAMLEGAL
DeLi KıZıN TüRkÜsÜ
pe®sona g®ata
MUAMMA hanım
 
SİTE HARİTASI

DİĞER YAN ÜRÜNLER

 SLAYTLAR
 DEPO
FASIL 
ANKET


ANASAYFA

 


 




   
09.04.2004

 


 

İHTİYAÇ MOLASI – ÇAYLAR ŞİRKETTEN


Size de çocukluğunuzda yola çıkmadan önce tuvalete gitmeniz tembihlenir miydi? Biz küçükken tuvalete gitmeden evden çıkamazdık. Mutlaka büyüklerden biri “çişimizi, pişimizi” yapıp yapmadığımızı öğrenmek ister, “yok ki!” lafını kabul etmez, “sen otur o gelir” diyerek mutlaka ama mutlaka kapı önünden çevirirlerdi. Kısacası bizim evde yolculuğa çıkılacağı zaman kapı önü telaşına bavullar, çiçekler, elektrikler ve çocukların olsun olmasın tuvalet ihtiyaçları dahildi. Tabii aslında büyükler de haklı (şöyle bir laf vardı: bir çocuk anne-babasının haklı olduğunu anlayana kadar, anne-babasının haksız olduğuna inanan bir çocuğa sahip olur. Bunun gibi bir şey işte siz akıllısınızdır, mesajı almışsınızdır). Yani bir düşündüğünüzde şehirler arası yolda koca otobüsü kenara çektirip, çocuğunuzun tuvalet ihtiyacını karşılamasını sağlamak çok eziyetli bir iş. Bir bildikleri var da “sen otur, o gelir” diyorlar. Çocukken işler kolay tabii, anne-baba her türlü ihtiyacınız için yanınızdadır. Üstelik rezil olmak gibi bir durum söz konusu olduğunda çocuk değil anne-baba rezil olur. Yani aracın sağa çekilmesini sağlayıp, tüm otobüsün bakışlarına karşı ceketini açarak sizi saklayan anneniz, otobüse bindiğinizde tüm homurdanmaları ve kınayan bakışları da üzerine çeken kişi olur. Siz sağ ben selamet.

Dediğim gibi çocukken kolay ama büyükçe olay zorlaşıyor. 20 yaşında bir genç kızın –diyelim ki mola yerinde uyuya kaldığı için tuvalete gidememiş- muavinin kulağına eğilip “ben çok sıkıştım, şoföre bir söyleseniz” demesi ne fena, ne gıcık, ne utanç verici bir şey. Yine diyelim ki bu genç kızcağız böyle bir teklifte bulunamıyor, mümkün değil ölse öyle bir şey yapmaz, nasıl kıvrım kıvrım kıvranır, acı çeker haberiniz var mı? Yaa ölüyordum az kaldı. İzmit’te çok fena sıkıştığınızı farkedip, İstanbul’a kadar kasılıp kalmak ne demek? Düşünme diyorum kendi kendime ama düşünmemem mümkün değil patlamak üzereyim. Kitap, walkman hiçbiri konuyu değiştirmiyor. Yanımdaki bisküviyi yemeye başlıyorum. Biliyorum gayet gerizekalıca bir şey ama katı bir şeyler yersem, ne bileyim, hani sünger görevi.... İstanbul’a geliyoruz kendimi Harem’de atacağım ama koskoca otobüs dolusu insan arasında bir tane bile Harem’de inecek yolcu olmadığı için orada durmuyoruz. Her tarafımdan ter boşanmış bir halde Levent sapağında iniyorum. Mecidiyeköy’e gideceğim ama mesafe yakın diye taksi almıyor. Derken yaşlıca bir adamcağız “ben de bilmem nereye gidiyorum, ortaklaşa tutarsak alırlar” diyor. Denize düşen yılana sarılır ben de “tamam” deyip teklifin üzerine atlıyorum. Adam yılan tabii, çünkü önce kendisini bırakacağını söylüyor taksi şöförüne ve gideceği adresi tam olarak bilmediği için kayboluyoruz. Tabii işin daha vahim bir boyutunu benim evin yolunu tarif edememle yaşıyoruz. Çünkü eve taşınıp, yerleştirir yerleştirmez tatile gitmişim ve bir noktadan sonra sağa mı yoksa sola mı döneceğimi hatırlamıyorum. Ama mazeretim var çünkü düşünemiyorum, çünkü patlamak üzereyim. Ağlayarak şöföre çok sıkıştığımı, bir benzin istasyonu bulup tuvalete gitmem gerektiğini söylüyorum. Neyse adamcağız bana bir benzin istasyonu buldu, benzin istasyonunun müşteri tuvaleti kapalı olduğu için ben onlarca adamın arasından geçip personel tuvaletini kullandım. Ohhhh ne büyük bir mutluluk. Sonrasında tabii bütün vücut fonksiyonlarım kendine geldi, beynim yeniden çalışmaya başladı, yolu tarif ettim, kapımın önünde bir daha karşılaşmamak umuduyla (yüzüne nasıl bakarım, rezil oldum) taksi şöförüne veda ettim.

Tabii sakin kafayla okuduğunuzda bu yaşanmış hikayenin belli yerlerinde “iyi de şunu-bunu niye yapmamış” diyebilirsiniz. Israrla belirtiyorum yaşamayan bilemez, öyle bir durumda dü-şü-ne-mi-yor-sun. Kafanda sadece torbanın patlamak üzere olduğundan başka bir şey olamıyor.

Bundan seneler önce babamın kuzeni anlatmıştı. Halamla beraber bir otobüs yolculuğu sırasında kuzen çok sıkışıyor. En önde de oturuyorlar, kuzen şöförü aynadan kesmeye başlıyor, hani rahatsızlığımı görür, yüzgöz olmadan halden anlar, durur diye. Bir süre sonra şöför bıyıklarını burmaya başlayınca kuzen bakıyor ki iş çığrından çıkmak üzere adamcağıza eğilip, sağa çekmesini söylüyor. Otobüsün arkasına geçiyor, sağa bakıyor, sola bakıyor, saatin gecenin bir yarısı olmasından da güç alarak çömeliyor. Tam işini bitirmiş toparlanmak üzereyken vınnn bir motorsiklet geçiyor. Neyse kıpkırmızı bir yüzle otobüse adımını atınca, herkesin uyanmış, kendisine baktığını görüyor. Artık morarmış bir halde halamın yanına oturup, destek istiyor ama halam tanımıyorum ben bu kadını pozlarıyla kafasını çeviriyor. Eeee ne demişler düşenin dostu olmazmış.

Tabii zaman zaman böyle konular açıldığında enteresan hikayeler dinliyorusunuz. Şimdiye kadar en çok eğlendiklerimden birisi, işini bitirdikten sonra arabaya dönerken ayağı kayıp, ağaca çarpan ve bunun izini hala alnında taşıyan arkadaşın hikayesiydi.

Sonuç olarak kapıdan çıkmadan çişinizi, pişinizi yapın. Sonra üzülürsünüz, acı çekersiniz, rezil olur üstelik zamanında müdahale yapılmadığında ıslanır ve kokarsınız. Bu konu bitlerden pirelerden konuştuktan sonra kaşınmaya başlamak gibi bir duruma getiriyor insanı. Daha fazla uzatamayacağım, tuvalete gitmem gerek. Sonra görüşü....

 

 

 
 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004

Anasayfa