
09/01/2006
ERKEKLER
“Felek sana hayat diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne
tekila ve tuz iste.”
Şu günlerde bu Meksika deyişinden yola çıkarak, bir Tekila
içkisi üreticisi firmanın sponsorluğunda Tuz Gölü’nün kıyısında
hayatıma devam etmek istiyorum. Çok dertliyim çok. Tabii ki bir
erkek yüzünden. Soruya bak?(N’ooldu diye sorduğunuzu
varsayıyorum) Başka ne olabilir ki?
Erkeklerin biz kadınların hayatlarını altüst etme becerisi
doğuştan mı geliyor? Yoksa belli bir yaştan sonra kazanılan bir
yetenek mi? Ya da babadan oğula geçen bir bilgi paylaşımı mı?
Mesela sünnet olan bir çocukta pipisinin eksilmesiyle ortaya
çıkan bir durum mu? Bu durumda sünnet olmayan erkeklerin bu
yeteneğe sahip olmadıklarını söyleyebilir miyiz? Aranızda bu
beceriye sahip olmayan var mı? Hepiniz böyle değil misiniz? Bir
oran verebilir misiniz? Örneğin %60’ı öyle, %40 böyle
denilebilir mi? Etrafta bu kadar acı çeken kadın varken oranın
%100 olması gerekiyor sanki.
Ben an-la-mı-yo-rum!
Bir erkek ne demek istiyor anlamıyorum. Mantığı nasıl işler? A
derken nasıl Z’yi kastetmek istediğini söyler? Anlamıyorum.
Mesela biriyle beraberken neden başka biriyle ilişkiye girerler?
Mesela hayatlarında başka biri varsa neden sorulduğunda
olmadığını iddia ederler?
Mesela “kardeşim ben sana sordum sen de bana yok dedin, niye
yalan söyledin?” diye sorduğunuzda “e ama o şu an Amerika’daaa”
cevabı vermesinin mantıklı bir açıklaması var mıdır?
“Hayatında başka biri var mı?” sorusu aslında “Şu an Türkiye
ülke sınırlarında olmasa bile Amerika ve Avrupa ve Afrika ve
Asya ve Antartika’da olupta hayatında olan biri var mı” diye mi
sorulmalı?
“Seni görmek istemez olur muyum? Tabii ki görmek istiyorum”
diyen biri aslında aranıza mesafe koymaya çalıştığını iddia
ederse bu ne perhiz bu ne lahana turşusu değil midir? Yoksa
patlıcan, fasulye ya da biber turşusu mudur?
Bütün bunların üzerine “E senin bu yaptığın büyük bir adiliktir”
deyip yalancılıkla suçlandığında bir adam ne hakla
“Naaaaayııırr, ben kötü bir adam değilim, bütün hayatım boyunca
hiç bir kadına bir şerefsizlik yapmaaaadııım” der? O bunu dediği
zaman “Herşeyin bir ilki vardır ama keşke bu ben olmayaydım” der
misiniz demez misiniz?
“Peki şekerim, bir ay sonra bu kızcağız dönüyormuş, o zaman ne
yapacaktın? Okey’e dördüncü mü arayacaktık?”
“Seninle arkadaş kalalım diyecektim”
“Haa, şu güne kadar son derece arkadaşca yaklaştık birbirimize
çünkü”
“Ben de insanım!”
“Ha ha ha, bakınız kaba etlerimle gülüyorum.”
“Hem ben senin olaya bu kadar duygusal yaklaşacağını tahmin
etmemiştim”
Tabiii yaa, odunum ben çünkü! Akıllı ve aklıbaşında ve ayakları
yere basan biri (onun tanımlamasıyla ben) olmak duygularının
olmaması demek sanki.
“Ayrıca ben hiç bir şey söylemeyecektim, sen sıkıştırdın beni.
Bu konulara girmeyelim demiştim ben.”
Eveeeet benim suçum. Ben niye sıkıştırıyorum da zor durumda
bırakıyorum adamı. Pıt pıt pıt, vurun benim ellerime. Dilimi de
eşek arısı soksun. Ne o öyle adamı köşe sıkıştıran sorular
sorup, zor durumda bırakıyorum. Hııııı, bir daha yaparsan biber
sürerim.
“Hem diğeri benim meselem, özel hayatım, bunun seninle ilgisi
yok!”
“Höh, neiö, nu, na, nassıl yani? Nasıl benimle ilgisi olmaz
yahu?”
Biri beni çimdiklesin! Hayır, sen dokunma! Bu kabustan katil
olmadan uyanmak istiyorum. Yani temelde ve genelde şiddet
düşkünü olmayan bir insanım fakat derinden derine tezgahın
üzerinde duran bıçağı kapıp, ikinci sünnet deneyimini yaşatmak
istemiyor da değilim. Fakat aynı zamanda karşı tarafın bir
taraftan zeytinyağı gibi üste çıkma çabası, diğer taraftan
aslında hiç de yanlış bir şey yapmadığını iddia etmesi filan
derken şoka girmişim. Çözmeye çalışıyorum. Çözemiyorum. Dedim ya
an-la-mı-yo-rum. Geçici bir gerizekalılık mı bu?
Şüphesiz belli açılardan bakıldığında herkes her konuda haklı
çıkabilir. Ama benim mantığım maalesef böyle her açıdan
bakamıyor. Biriyle birlikteysen, başkasını hayatına sokmazsın.
Sokuyorsan öbür taraftla yürümeyen bir şeyler var demektir.
Yürümeyen bir şeyler varsa önce onu çözersin. Sonra yoluna devam
edersin. Sana bir soru sorulduğu zaman açık ve net bir cevap
verebilirsin. Hayatında başka biri var mı? Varsa vardır, yoksa
yoktur. 2 ay sonra öğrenirsem daha az üzülmeyeceğim. Gerekçe
olarak bunu gösterme! 2 ay sonra “arkadaş kalalım” dediğinde ben
“peki, olur” mu diyecektim? O zaman sorgulamayacak mıydım
nedenini? Öğrenmeyecek miydim gerçeği? Bu nasıl bir mantıktır?
O da benim olsun, bu da benim olsun diye bir şey olamaz. Al sana
bir İspanyol Atasözü : “Tanrı her istediğini al ama bedelini öde
der. “
Sen bedelini ödeyemeyeceksen elini uzatma! Bedel ödeme zamanı
geldiğinde kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp kaçma!
Bana diyorlar ki “Allahtan çok uzun sürmedi, sonra daha çok acı
çekerdin” Yok ya! Acı çekmemin boyutunu mutlaka süre mi
belirler? Kısa sürdü diye daha mı az acı çekiyorum? Değil işte.
Hayallerinizde yaşattığınız, gerçekleşmesine ihtimal
vermediğiniz şeyleri size yaşatan, hayatım boyunca kimseden
duyamam dediğiniz kelimeleri söyleyen biri çıkınca karşınıza ve
ayaklarınız yerden kesilmişken birden bire kendinizi asfalta
yapışmış ve üzerinden üç defa silindir geçmiş bir halde bulunca
3 haftaymış, 4 aymış, 5 seneymiş bir önemi var mı?
Sonra bir de diyorlar ki “Yaşadıklarından keyif aldın mı ona
bak. Yanına kar kaldı”. Bu ilişkiler kar-zarar tablosuyla mı
değerlendirilmeli? Ben ona kimselere kolay kolay anlatamadığım,
bu güçlü görünen bedenin içindeki kırılganlığımı anlatmışım ama
o dinlememiş, sonra beni pahalı bir restaurantlara götürdü, BMW
arabalarla gezdirdi diye kar hanesi açayım. Yok ya!
Farklı beklentileriniz olabilir. Erkeklik halidir diyemem
insanlık halidir; amacınız sadece hoş vakit geçirmek olabilir,
normaldir. Akşam çıkarsınız, yersiniz, içersiniz, onun ya da
sizin eve gidersiniz vs. Bu bir seçimdir. Ama karşı tarafın
amacı bu değilse, onu kandırmanın bir anlamı var mı? Hele ki
ortak tanıdıklarınız aracılığı ile tanıştırılmışsanız en azından
“ben bu tanıdığımın yüzüne nasıl bakarım” diye dikkatli olmaz mı
insan? Chık, olmaz. Çünkü adam hatalı olduğunu kabul etmiyor.
Etmiyor kardeşim. Yok. Niye bu kadar tepki gösterdiğimi
anlamadığını söylüyor. Ben ne diyeyim şimdi?
Netice itibarıyle ilk hafta sürekli ağladım. Ona küfür ederken
antidepresan ilaçlarını bulanlara şükür duası gönderdim.
Arkadaşlarımın küfür ve beddua dağarcıklarının kapasitesini
öğrendim. İkinci hafta sakinleştim. Sorduklarında sesim
titremeden anlatabiliyorum. En azından göstermelik de olsa
“yıkılmadım, ayaktayım” rolünü başarıyla oynamaya başladım.
Sanırım bunu izleyen hafta rol yapmaya gerek kalmayacak, zira
hayat devam ediyor, biz neler neler atlattık. Bir ay içinde
tahminen sadece evinde bıraktığım el kremim için üzüleceğim. 6
ay, yok yok bir sene sonra bu yazıyı yazdığıma pişman olacağım.
Ama şimdi izin verirseniz (hoş vermeseniz engel olabilecek
misiniz?) hayallerime geri dönmek istiyorum. Darağacını Taksim
meydanına mı kursam yoksa yoksa pek sevdiği Amerika’da bir yer
mi bulsam? Ev hediyesi olarak 3 tavşan (kakası dolayısıyla), iki
kokarca, 1 domuzu mu göndersem? Belki de Muzaffer Kuşhan’ın
kliniğine bir daha kabul edilmemesini garantilemeliyim. Çok
sevdiği dürüm ekmeğini alamamasını sağlasam. Belki de banyoda
bir türlü aynı çizgiye gelemeyen karoları sürekli hatırlatmalı.
Ya da mutfaktaki davlumbazın kenarlarının boşlukta kalıyor
olmasını fısıldayıp durmalı. Müshil içmiş yabancılara tuvaletini
kullandırmalı.
Falan filan, falan filan...
|