Huysuz Orta Yaşlı
SıyrıK BalatA
DELİ kızın TÜRKÜsü
pe®sona g®ata
ADAM legal
MuammA HaNıM
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
yukarıdaki kişilerin fotoları


annesahife

 

                      

06/07
/2005

 

Benim Arkadaşlarım

 

Ne demişler “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”. İyi demişler. Bazen ben bile kendi kendime “ben bunları nereden buldum yahu?” diye soruyorum. Sonra “e sen de az manyak sayılmazsın, helbet ki senin arkadaşların da sana benzeyecek” diye ekliyorum. Bir de “zaten bütün manyaklar gelir beni bulur” lafı ederim ki buna da sinirim yatıştıktan sonra “çok doğal, kan çekiyor” diye cevap veririm. Yazılarımı dikkatli okuyanlar zaten arada arkadaşlarımın da hikayelerini okudular. Genelde araya kaynamış olduklarından onların hakkını onlara vermek gerek diye bu yazıyı onlardan bir kaçına ayırdım (bu ne biçim bir cümle oldu?).
 


Serviste kendinden geçmiş “Manda yuva yapmış söğüt daaaaalına, ammaaan amman” diye türkü söyleyesi gelmiş arkadaşımın. Biz de “kafayı yedi galiba” der bakışlarla bakıyoruz kendisine. Sonra türküye devam etti “Yavrusunu öküz kapmış amanını yandım”. Ben ve karşımdaki arkadaş S.... daha “tiridine tiridine” diyemeden müdahale ettik. “Yanlış söyledin. Yavrusunu öküz değil sinek kapıyo bi kere” dedik. “Haa” dedi. “Aslında ben de öyle biliyordum ama koca manda yavrusunu sineğin kapması çok mantıklı gelmesi, onun’çün değiştirdim orayı” dedi. “Peki güzelim” dedim “Buradan o koca mandanın söğüt dalına yuva yapması mantıklı ama yavrusunu sineğin kapması mantıksız onu mu çıkarıyoruz?” Güldük kendi kendimize....


Bir gün ilkokul öğrencisi abla-kardeş elele tutuşmuş eve dönüyorlarmış. Apartmanın en üst katında oturan bu abla-kardeş asansöre binmişler. Şimdi bu asansör de eskinin eskisi, ağırın ağırı bir asansörmüş. Abla sıkışmış. Sağa sola kıvırmış ama chık, tuvalete gitmesi şart. Asansör birinci katı çıkmış. Abla hafiften yerinde sallanmaya başlamış. Asansör ikinci katı çıkmış. Abla bacaklarını çaprazlamış. Asansör anca üçüncü katta. Derken abla bırakmış kendini. Bunu gören kardeşi aile dayanışması göstermiş ve o da bırakmış kendini. En nihayet beşinci kata ulaştıklarında annelerine geride bıraktıkları ufak gölü temizlemek kalmış.


Bir ramazan bayramında iftara davetli oldukları amcalarına giderken annenin tutturmasıyla Eyip Sultan’a uğramaya karar vermişler. Eh sen ramazan ayında oruçlu oruçlu o kalabalığa girersen başın da döner, yönünü de şaşırırsın. Allah şaşırtmasın. Neyse Eyüp Sultan’dan çıkınca (dualarımı eksik okudular ne?) bunların tersleri dönmüş. Bir türlü amca’ya giden yolu bulamıyorlar. En sonunda bir taksinin yanına yanaşıp adresi veriyorlar. “Sen bu adrese bizi çıkar, biz ne tutarsa parasını veririz” diyorlar. Taksi önde bunlar arkada İstanbul’u tavaf ettikten sonra alakasız bir yere geliyorlar. Arabayı tekrar taksiye yanaştırıp “Şöför bey siz nereye gidiyorsunuz?” diye soruyorlar. Adamcağız “Eveeee” diye cevap veriyor. Meğer adam anlamamış bunları, işini bitirdiği için evine, iftara gidiyormuş. Allah bilir “peşime takıldılar, şunları atlatayım” diye üç beş sokağa da ekstradan girmiştir.


Arkadaşın babası pek bir titizmiş. Böyle herşeyi havalandırma huyu varmış. Sadece odanın, giysilerin, ayakkabıların değil oyuncakların, tencere tavanın bile havalanması gerektiğine inanırmış. Hatta zamanında torununa gelen oyuncağı kutusunda çıkarıp “bu tozludur” diye balkonda çırpmışlığı ve de oyuncağı daha torun kullanımına açılmadan bozmuşluğu bile varmış. İşte bu adamcağız yazlığa gittiklerinde çocuklarına on tane civciv almış. Sonra bir sabah “bu civcivleri havalandırmak lazım” diye kapının önüne çıkartmış. Sonra denize gitmişler filan. Döndüklerinde bir de ne görsünler? Havalandırılmak üzere dışarı çıkartılan civcivlerin hepsine güneş çarpmış ve hepsi ölmüş! Sonuç; titiz olmak her zaman iyi bir şey değildir.


Bu arkadaşımız yanında iki arkadaşıyla beraber kendi bir dolmuşa atıyor. Bir öne, biri ortaya derken bu da arka dörtlüye kaseyi yerleştirmeye çalışıyor. Fakat oturanlar bir yayılmış, bir yayılmış. Bu kasesini sağa sola itiştirip kendine yer açıyor. Bir taraftan da “Şu arka dörtlüyü de amma küçük yapıyorlar, kimse sığamıyor” diye söyleniyor. Yanındaki kadın “Dört kişilik koltuğa beş kişi oturmaya çalışınca sığılmıyor işte” diyor. Arkadaşım göz ucuyla sağa sola bakıp beşinci kişinin kendisi olduğunu fark ediyor. Kalkamıyor çünkü dört kişilik koltukta beş kişi öyle bütünleşmişler ki o kalkarsa hepsi birden kalkmak zorunda. Yerin dibine geçmekle, küçülüp parmak çocuk olmak arasında bocalayarak “ücretiniz ben verseydim” diye mırıldanıyor.


İstanbul’a yeni geldiğinde Altıyol’a gitmek istiyor. Dolmuşa bindiğinde en arkaya geçiyor ki “şu parayı uzatır mısınız?” olayına karışmasın. Köprüyü geçtikten sonra “Beni dörtyol’da indirir misiniz?” diye şöföre sesleniyor. Şöför “hangi dörtyol?” diye soruyor. “Dörtyol işte” diyor o da. “Hanfendi bir sürü dörtyol var, siz hangisinde ineceksiniz?” Bizimkisi sinirlenip ters ters “Kadıköy dörtyol işte” diyor. Sonra orta oturanlar “Altıyol olabilir mi acaba?” diyorlar. “Eee öööö, oluuuuurr, orası da olur, farketmez zaten ben orada da inerim ne olucak?” diyor.

Benzer bir şey benim başıma da gelmişti. İzmir’den yeni geldiğimiz dönem. Benim için Konak = Taksim, Bostanlı = Beşiktaş. Öyle bir benzetme var kafamda. Neyse Taksim’e gideceğim bir akşam taksiye binip “Konak lütfen” diyorum. “Pardon neresi?” diye soru geliyor. Ben ısrarla Taksim’e niyetlenip “Konak” diyorum. Adamcağız “Gidelim ama ben yolu bilmiyorum, siz tarif edersiniz” diyor. Ben kendi kendime “Yuh artık. Salak herif daha Konak’a gidile.... haaa, eeee, biz Taksim’e gidelim daha iyi” deyip gerçek bir salak görmek üzere çantamdaki aynayı çıkartıyorum.

Devam edecek (ama ne zaman bilmiyorum)


 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004
28/06/2004
03/08/2004
07/09/2004
09/11/2004
24/12/2004
10/01/2005
15/02/2005
28/02/2005
03/04/2005
07/04/2005
12/04/2005
19/04/2005
27/04/2005
02/06/2005
10/06/2005

Anasayfa