|
Sevgili okur,
Enteresan günler geçiriyorum. Başıma
öyle bir şey geldi ki gülsem mi, ağlasam mı
bilemedim. Gerçi arkadaşlarıma anlatırken çok
güldüler ama dur bi de sana anlatayım, sen gülecek
misin?
Vakit: öğle
yemeği vakti. Yer: iş yerinin yemekhanesi. Olayın
kahramanları: Muamma, yemek firmasının zebanisi,
yemek firmasının masalarla ilgilenen görevli
çalışanı ve arka planda yemek yeme telaşında
insanlar filan filan.
Şimdi öncelikle yemek firmasının
zebanisini biraz anlatmak istiyorum. Bu kadıncağızın
görevi, anladığım kadarıyla, insanlar yemeklerden
memnun mu, bir şikayetleri var mı, masalara su, tuz,
peçete takviyesi zamanında yapılıyor mu filan gibi
durumları kontrol etmek. Fakat arkadaş işi biraz
abartıyor ve masa masa herkesin başına gelip kim
tabağına ne almış, neyi ne kadar yemiş bunu kontrol
ediyor. “Bu gün tatlı almamışsınız, diyette
misiniz?”, “Çorbaya dokunmamışsınız, beğenmediniz
mi?”, “Etimiz şu şartlar altında, bu şekilde
pişiriliyor, mutlaka yiyin”. İnsanın boğazına
diziliyor, her an yediğiniz ve yemediğiniz lokmalar
için sorgulanmaya hazır bekliyorsunuz. Yani hayır
kardeşim diyette değilim, tatlı almadım çünkü sütlü
tatlı sevmem. Ya da çorbaya dokunacağım ama sonra,
ben önce değil sonra içmek istiyorum çorbamı. Ya da
dünyanın en iyi etini pişirmiş olabilirsiniz ve
fakat ben vejeteryanım. Yemekhaneye girişte “affiyet
ossun” diyorsun, biz de teşekkür ediyoruz.
Aramızdaki ilişki burada kalsın. Bir şikayetimiz
olursa gelip sana söyleriz değil mi? Neyse görevini
çok seviyor, yüz bulamadığında ısrar etmiyor diye
çok hırpalamıyoruz.
Gelelim olay gününe. Her medeni insan gibi kuyruğa
girip tepsimi doldurduktan sonra arkadaşlarımın
oturduğu masaya doğru ilerlemeye başladım. Tatlı
büfesinin yanından (tatlı almadan) geçerken görevli
çocuklardan birinden feci bir ter kokusu geldi. Ama
burun kemiğini sızlatan, gözünüzü yaşartan bir koku.
Tepsi elimde, bayılmak üzereyken bir gayrete gelip
üç adım daha atıp ter kokusunun etki alanından
çıkmayı başardım. 1-2 saniye daha olduğum yerde
kalsaydım Atropin iğnesi bile kurtaramayacaktı.
Durum o kadar kötü yani.
Ben çektim başkası çekmesin diye
zebaninin yanına gidip bir haber vereyim dedim.
Bakın az önce şikayetim olursa yanına giderim
demiştim. Gittim ve dedim ki “şuradaki arkadaş çok
fena ter kokuyor”. Zebani gözlerini koca koca açtı
ve dehşetle “Nassıl yani?” dedi. “Nasıl, nasıl
yani?” Nasıl olduğunu bilemem kardeşim, belki 2
haftadır yıkanmıyor, belki yıkandı ama kıyafetlerini
değiştirmedi, belki pastırma filan yedi. Bu arada
beni hafifçe kolumdan çekiştirip kuytu bir köşeye
götürmeye çalışıyor. Zaten kadına gıcık oluyorum bir
de kolumdan çekiştirince iyice sinir oldum, zira ben
öyle tanımadığım insanların orama burama
dokunmasından neffffret ederim. (bir keresinde
otobüse binerken sürekli sırtımı parmaklarıyla
dürtükleyen kadına “dokunnnmaaa” diye bağırmıştım.
Kadında aynı hışımla o kadar naziksen taksiye bin
diye bağırmıştı. Genelde cevabı yapıştıran taraf ben
olmadığım sürece ulu orta anlatmam böyle şeyleri ama
okur sayımın bir elin parmakalrı kadar olduğunu
düşünürsek bir kereden hiç bir şey olmaz diyebiliriz
(tabii olay kapanmadı, söylenmeye devam ettik ama
detaylarını başkalarını sinir etme konulu bir yazıda
veririm). Silkindim ve gayet sinirli bir şekilde “Ne
demek nasıl, basbayağı ter kokuyor işte” dedim.
“haaa, amaaan ben başka bir şey anladım” dedi. Önce
gözlerimi kıstım, sonra tek kaşımı kaldırıp, 3
numaralı bakışımla baktım ve gelecek bombayı
beklemeye başladım. Ben ne dedim : Şuradaki arkadaş
çok fena TER kokuyor. O ne anlamış: Şuradaki arkadaş
beni çok fena TAHRİK ediyor!!!
Sayın okur haberin olsun tahrik oldum
mu gidip ona buna söylerim!
Neyse ben gözlerimi kırpıştırıp,
olayı içime sindirmeye çalışırken o da “hangisi
kokuyor, gideyim uyarayım” dedi. “Aman” dedim
“uyarmayın, tahrik mahrik edersiniz, sebep olurum”.
Son cümleyi söylemedim, yalan
olmasın. “Kokuyu takip edin bulursunuz” deyip,
yoluma devam ettim.
Yani şimdi nedir bu? Ben “ter
kokuyor” dedikten sonra hemen çekip gitsem demek ki
kadın arkamdan sapık diye düşünecek. Masaya sürahi,
peçete yerleştiren çocuk bu işleri yaparken ne
yapacak da beni tahrik edecek? Diyelim ki masaya su
dolu sürahiyi yerleştirirken dudaklarını filan
yalayıp beni tahrik etti (ki bilgi olsun diye
söylüyorum buna anca kaba etlerimle gülebilirim) ben
gelip bunu sana söyler miyim?
Tabii karşı tarafın gözünden de
bakmak gerek olaya. Zebani de benim kadar dehşete
kapıldı 3-5 saniye. Yani kadının biri geliyor ve
“çalışanınız beni tahrik ediyor” diyor (yani öyle
anlıyor). Şimdi biri bana böyle bir şey dese “aaaoo
kadın kudurmuş” derim. Ya da ne bileyim aralarını
yapmamı mı istiyor diye düşünürüm. Ya da bunu nasıl
durdururum diye paniklerim. “Evladım, tuzlukları
yerleştirirken hareketlerine dikkat et, gelip geçeni
tahrik etme” mi derim?
Bilmiyorum, bilemiyorum. Namusum iki
paralık olmadan, adım lekelenmeden ve tahrik olmadan
sadece ter kokusunu ciğerlerime çekerek ucuz
atlattım. Allah hepimizi yanlış anlamalardan, kuru
iftiradan, tahrik edici garsonlardan ve ter
kokularından korusun.
Amin.
|