yukarıdaki kişilerin fotoları


 

annesahife



 

04/08/2006
 

Amsterdam Öncesi

Bir işi ne kadar önceden planlarsanız, ters gitme olasılığı o kadar artar – Murphy Kanunları 1

Evet, ben normal değilim! Hiç bir zaman normal olmadım. 7’sinde ne idiysem 34’ünde de oyum. Kuvvetle muhtemel 44, 54, 64, allah uzun ömür verirse 74 ve 84’ümde de normal olmayacağım. Normal olmayan insanların işlerinin de normal bir düzende gitmemesi –en azından benimkiler öyle- gayet tabii ki çok normal. Yazdıklarımdan hayatımı takip edenler ne demek istediğimi anlamışlardır.

Artık bildiğiniz gibi (ya da yeni öğreneceksiniz) Benim seyahat maceralarım gerçekleşecekleri tarihten 6 ay ile 1 yıl öncesinden yapılan hazırlıklarla başlar. Bakınız Moskova seyahatime, teee 1 sene öncesinden serüven başlamıştı. Gerçi bir sene önceden planlar yapmam, her şeyi organize etmeye çalışmam neye yaradı? Hiç! Uçuş saatime ancak 18 saat kala vize alabildiğim için sinirlerim harab olmuş, “bu çan, bu kilise, bu taş” dışında hiç bir açıklama yapmayan bir rehperimiz olmuş, bi de üstüne o soğukta Allah’ın Moskova’larına kadar gitmeme rağmen Evgeny Plushenko yarıştan çekilmiş, sonra toplama kampı treniyle yolculuk yapmış...

Neyse, uzun zaman öncesinden plan yapmak benim kanımda var bir kere. İşte o yüzden geçen sene eşinin işi nedeniyle 2-3 yıllığına Amsterdam’a taşınan HGHK (hem güzel hem kabiliyetli) arkadaşım davet edince yaklaşık 6 ay öncesinden plan yapmaya ve hazırlıklara başladım. Karışılıklı izinlerimize uygun tarih belirledik önce. İnternet sitelerine girip sokak sokak nereleri görmem gerektiğini araştırdım. Arkadaşlarım orada yaşıyor olabilirlerdi ama onların da gözünden kaçmış bir yerler olabilirdi değil mi? Sonra iklim koşullarına göre değişkenlik gösteren alternatifli kıyafet listesi hazırladım. 6 ay boyunca yeni aldığım kıyafetleri ve hava durumunu göz önünde bulundurarak listeyi güncelledim. HGHK ile eşine götüreceklerimin ve dönüşte kime hangi hediye alacağımın listesi de vardı elbette. Giderken beyaz peynir(eğer gümrükten geçirebilirsem), simit, yufka, çerez, rakı, dönerken peynir, magnet, peynir, magnet, peynir, magnet. Rahatlatıcı, gevşetici her türlü bitki siparişini, yazılarımı hapisaneden göndermemek için değerlendirmeye almadım elbetteki. Red light district, Sex Museum filan diyerek bazı taleplerde bulunan fantazişinas arkadaşlarımıza da “gümrükte sapık damgası yiyemem, kusura bakmayın” diyerek püskürttüm. 3 ay öncesinden internetten otel rezervasyonumu yaptırmış, THY’den 1 temmuz Cumartesi öğle uçağına yerimi ayırtmıştım. Ama tabii ki bu yolculuğa çıkmadan önce vize almam gerekiyordu. Vize için gerekli bütün evraklarım da 2 ay öncesinden hazırdı. Beyaz fona çektirdiğim yeni vesikalık resimlerim, maaş bordrolarım, kredi kartımın ve hesap cüzdanımın fotokopileri ve ektreleri, bankadan aldığım yazı, bankanın bir sürü evrağı, seyahat sigortam, kısacası konsolosluktan olması gerektiği söylenen her şey hazırdı. Artık kimse beni durduramazdı

Size bir iyilik yapmak için yaklaşan birini görürseniz, kaçın.- Murphy Kanunları 2

Pasaportumdaki ilk Schengen vizesi olacağı için şahsen gidip başvurmam gerekiyordu. Bankada bizim vize işlemleriyle ilgilenen görevli bey, “sen merak etme, beraber gideriz, 2 günde alırız bu vizeyi” demişti. Tamam, ben yabancısıyım bu işlerin, yanımda bilen birinin gelmesi iyi olur değil mi? Hadi gidelim o zaman. “Yahu kızım, gitmene iki ay var, bu kadar zaman öncesinden başvurmana gerek yok. Bir-iki hafta önce gitsek yeter”. Eeeee tabii senelerdir bu işleri yapıyor, bir bildiği var adamın herhalde. Peki madem bekleyeyim. Ama beklemek çok zor. Bir ay kala tekrar “yaa gitsek ya şu konsolosluğa” diyorum. “amma tez canlısın, bekle işte başvuracağız, halledeceğiz dedik ya” diyor bana. Sen benim bir söz dinleyesim tut, bir söz dinleyesim tut! “Kızmayın canım, siz ne zaman derseniz o zaman olsun” diyebildim sadece. Sonuç olarak gitmeme 10 gün kala, vize adamımız çıktığı tatilden döndükten sonra, birlikte 21 Haziran Çarşamba günü konsolosluğa gittik. Hah hah haaa, sabahın körü, ilk gelen biziz, sıranın en başındayız. Hah hah haa ilk benim vize talebim işleme girecek. Cuma’ya da alırız pasaportu. Hah hah hah, bekle alırsın!

Kapıdaki görevli artık  randevuyla çalıştıklarını söylüyor bize. Bizim vizecinin tatile çıktığı, dolayısıyla bu durumdan haberinin olmayacağı bir dönemde geçmişlermiş iyi mi? E boşuna mı geldik? Evet, boşuna geldik. Önce bilmem ne call center’ını arayıp randevu almam gerekiyor. Peki öyle olsun. Arıyorum verdikleri numarayı, tüm ricalarıma rağmen ancak Cuma gününe randevu veriyorlar. Üstelik randevu alabilmek için vize ücretinin dışında ayrıca bir ücret ödemem gerekiyor. Cuma günü verdikleri saatte konsolosluğa gidiyorum. Başvuru evraklarımı alan görevli 5 defa kontrol ettikten sonra şahıslara pasaportlarını sadece Pazartesi günü verdiklerini sölüyor. Tamam, Pazartesi gelirim ben diyorum. Sizinki bu pazartesiye yetişmez, bir sonraki Pazartesi olur diyor. “Ben bir sonraki Pazartesi kısmetse Amsterdam’da olacağım ama” diyorum. O zaman aşağı kata inip UPS zarfı alın, Pazartesi dışında sadece UPS aracılığıyla teslimat yapıyoruz diyorlar. Aşağıya inip UPS’e de bir miktar para ödeyip zarf alıyor ve görevlilere veriyorum. Görüşürüz, bye...

Ters gidebilecek her şey ters gider – Murphy Kanunları 3

Salı günü sabahtan itibaren UPS’in internet sitesinden pasaportumun elime ne zaman ulaşacağını takip ediyorum. Ancak bir türlü evraklarınız yolda, şimdi köşeyi dönüp size ulaşacaklar, işte telefon çaldı bak haberi geldi vs, gibi bilgi alamıyorum. Konsoloslukta kimseye ulaşmak, ulaşılsa da cevap almak mümkün değil zaten. Çarşamba günü gerilimim giderek artarken 16:30’da “UPS’den evrak geldi” diye resepsiyondan arıyorlar. Asansöre atladığım gibi girişe gidiyorum. UPS görevlisi benden para istiyor. “İyi de kardeşim ben size ödeme yaptım, işte makbuzu da burada” diyorum. “O başka” diyor. “Nasıl başka?” diyorum. “İşte o pasaportunuzun gönderisi için alınan para, ben eksik evrak belgesi getirdim” diyor. Parayı verip, naylon poşeti parçik pinçik yaparak açıyorum. Ne eksik evrağı yahu? Nasıl olabilir? Madem eksik evrak vardı niçin başvuru sırasında bu bana söylenmedi? Madem eksik evrak vardı bugüne kadar beklenir miydi? Cuma başvuruyu yapıyorum Çarşamba akşamı eksik evrak diyorlar. Ve ben Cumartesi gidiyorum. “Nedir eksik olan?” diye söylenerek bakıyorum. Uçak biletinin orjinali ve otel faturası! Tamam uçak biletini hemen kestireyim ama bu otel faturası ne ola ki? Sekiz defa okuyorum. O-tel-fa-tu-ra-sı isteniyor. İyi de daha gitmedim ki, daha otelde kalmadım ki, niye fatura kestireyim, daha ücretini ödemediğim faturayı otel niye göndersin? Rezervasyon yaptırırsın ve her otelin bir iptal politikası vardır, belli bir süreye kadar iptal etmezsen bir günlük ücreti alırlar senden. Ama hiç bir yerde daha gitmeden kalacağın tüm günlerin ücretinin önceden ödendiğini ve faturalandırıldığını görmedim, duymadım, bilmiyorum. Hem niye beni otele bağlamaya çalışıyorsun? Belki gideceğim oraya ve mesela odada koca koca böcekler bulacağımdan başka bir otele geçmek isteyeceğim? Niye görmeden, bilmeden para yatırayım? Sinirden alı al moru mor ne yapmam gerektiğini bulmaya çalışıyorum.

Bu arada “olur mu canım öyle şey? sen otelden antetli kağıda yazı iste yeter” diyenler, “Amsterdam’daki arkadaşların müdahale etsin” (konsolosluğu mu bastıracaklar, ne müdahalesi?) şeklinde akıl verenler, “hiç duymamıştım fatura istendiğini, ver bakiim şu kağıdı bir de ben bakayım”la bana inanmayanlar (gerizekalıyım ya ben okuduğumu anlamıyorum çünkü), “chık chık chık, tüh tüh tüh, vah vah vah” yapanlar ve en kötüsü “sakin olmamı” söyleyenlerin de yardımıyla oturup bir güzel ağladım.

Nedir benim bu çilem? Yurtdışına çıkmamı istemeyen birileri mi var aranızda? Önce Rus vizesi, şimdi Schengen. Bu kadar mı güvenilmez biri izlenimi veriyorum? Çok mu gördünüz bana bir Amsterdam’a gitmeyi? Bana kaderimin bir oyunu mu bu? Ben aylarca planlar yapmışım, elimde mi patlayacak hepsi?

Kul sıkışmayınca hızır yetişmiyormuş meğersem. Böyle böyle sinir krizine ramak kala (ki o sırada “ne oldu bir problem mi var? diye soran patronuma bile elimi kaldırıp “şimdi konuşamayacağım” deme cürretini göstermişim) akıl küpü bir arkadaş otelden proforma fatura istememi önerdi. Her iki tarafa da mali yükümlülüğü olmayacağı için sonradan istersem iptal edebileceğimi,  bunun her iki tarafa da bir zararının olmayacağını söyledi. Bunun üzerine hemencecik zargan.com adresine girip proforma faturanın ingilizcesini öğrenip, otele mail attım. Onlar da bana ertesi sabah faks çektiler. Böylece istenilen eksik!! evrakları tamamlamış oldum. Bu sefer kafama takıldı, henüz kalmadığım otelin faturasını isteyenler, “bu şimdi orada para da harcar” deyip yapmadığım alışverişlerin faturalarını da isterler miydi? Acaba Amsterdam’da üç-beş mağazadan da profoma fatura istese miydim?

Sorun çözüldü mü peki? Tabii ki hayır. Çünkü konsolosluk “eksik evraklarınızı UPS’le gönderin” diye buyurmuşlar. Günlerden Perşembe! UPS aynı günde ulaştırma garantisi vermiyor, ertesi güne sarkabileceğini söylüyor. Ama eğer evrakların illa ki gün içinde teslim ediilmesini istiyorsam 30 USD ödememi istiyor! Altı üstü 7 günlük bir vize için işi ticarete dökenlere sürekli para kazandırıyorum. Hayır kardeşim vermiyorum 30 USD filan. Her ne kadar UPS’le gönderin diye buyurmuş olsalar da, gönderdikleri kağıtta 14:00-14:30 arası elden getirebileceğim de yazılı. Madem ben getirebiliyorum niye o zaman UPS diye koca harflarle yazıyorsun? Bu danışıklı dövüş değil midir kardeşim?Atlayıp kendim gidiyorum konsolosluğa. Sıra beklerken çevremdekilerden öğreniyorum ki tek soyulan ve zor durumda kalan ben değilim. Sırada benim arkamdaki bayan o sabah İzmir’den gelmiş. O da Cumartesi günü gidecek ve ona da son dakikada eksik evrak var diye haber vermişler. Ve daha da komiği kızın tüm ailesi senelerden beri Hollanda’da yaşıyor, kendisi defalarca Hollanda’ya gidip gelmiş. Neyse eksik evraklarımı görevliye veriyorum. Cumartesi gideceğimi hatırlatınca yarın UPS’le göndeririz diyorlar. Sabah erken verirlerse gün içinde teslimat yapılır diye de ekliyorlar. Kuşkulu bir şekilde ayrılıyorum.

Eve gittiğimde büyük bir bardak votka kolayı aç karnına içip, olanları ve olabilecekleri kafama takmadan geceyi geçirmeye çalışıyorum. Henüz yerleştirilmemiş, boş kırmızı bavuluma  bakarak sabahı sabah ediyorum.

8:30’da konsolosluğu arayıp vize alıp almadağımı öğrenmeye çalışıyorum. Olmayacak bir şey oluyor ve iyi yürekli bir görevli kontrol edeceğini söyleyerek beni beklemeye alıyor. Cevap olumlu. Vizeyi almışım. Heyyooo. Fakat şimdi de pasaportu alamıyorum. İlla ki UPS getirecek. Bu sefer UPS’i tacize başlıyorum. UPS’in çağrı merkezindeki sinir bozucu yaratık bir türlü doğru düzgün yanıt veremiyor bana. Şu an anlatmaktan benim bile sıkılacağım abuk subuk bir sürü konuşma yaptıktan sonra, daha yetkili olan birine aktarıyor. Sonuç şu: Taksim Tepebaşı’ndaki Konsoloslukta olan pasaportumun, Levent’teki bana gelebilmesi için önce Cevizlibağ’daki UPS merkezine gitmesi gerekiyor (Ve bu arada UPS’in Levent’te de bir merkezi var).  Üstelik pasaportun aynı gün içinde bana gelmesi için merkeze 13:00’e kadar gelmiş olması lazım. Yoksa ertesi güne kalıyor. Tabii ertesi gün sabah 9:00 filan teslimat yapacaklarını garantileyemiyorlar. Uçağım öğle saatlerinde diyorum. Ne yapabiliriz? Nasıl yardımcı olabilirsiniz? Çözüm öneriniz nedir? diye soruyorum. “16:30’da siz Cevizlibağa’a gelin” diyor. “Pasaportu ben sizin ayağınıza gidip alacaksam niye para ödedim o kadar?” diye cevap veriyorum. Hem ayrıca pat diye işten izin alabilmem, Levent’ten kalkıp bilmediğim Cevizliğibağ’a gitmem çok zor. Sonra aklıma geliyor, ablamın işyeri nispeten daha yakın, o gitsin alsın diyorum ama “hayır sadece ve ille de size teslimat yapabiliriz” diyor. HOY’dan huysuz olmayayım, “ben bir müşteriyim, zor durumdayım, oraya gelebilmem mümkün değil  ve yarın öğle uçağıyla gidiyorum, allah aşkına bana bir çözüm üretin” diye tutturuyorum. “Konsolosluk görevlileri pasaportumu UPS’e versin, ben konsolosluğun önünde bekleyeyim ve UPS görevlileri çıktığında kimliğimi ispat edeyim ve onlardan teslim alayım” diyorum. “Hayır efendim, o pasaport Cevizlibağ merkezin yüzünü göremeden şurdan şuraya teslim edilemez” diyor. En sonunda genel müdürlerinin e-mail adresine tüm sinirimi kustuğum bir mesaj gönderiyorum. 15-20 dakika içinde yanıt geliyor. Ciddi bir font problemi yüzünden, gönderilen uzun cevabın yarısından çoğunu net anlayamasam da (ki çıkarabildiğim kadarıyla firmasını, elemanlarını ve politikalarını savunan ve zor durumdaki müşterisine üstü kapalı haddini bildiren bir mesaj) durumun aciliyetinden dolayı bir ayrıcalık yapılacağı ve pasaportumun gün içinde mutlaka bana ulaştırılacağı yazıyor.

Netekim saat 14:30’da pasaportum teslim ediliyor. Kapı gibi 3 haftalık ve tek girişlik! vizeme bakıp bu sefer sevinçten ağlıyorum.


Bir sonraki yazı: Amsterdam

 

 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003

03/08/2004

17/07/2005

02/07/2003

07/09/2004

04/08/2005

07/07/2003

09/11/2004

09/09/2005

09/07/2003

24/12/2004

19/09/2005

21/07/2003

10/01/2005

30/09/1005

08/08/2003

15/02/2005

12/12/2005

03/09/2003

28/02/2005

09/01/2006

03/11/2003

03/04/2005

22/02/2006

04/12/2003

07/04/2005

 

25/12/2003

12/04/2005

 

09/02/2004

19/04/2005

 

09/03/2004

27/04/2005

 

09/04/2004

02/06/2005

 

05/05/2004

10/06/2005

 

28/06/2004

06/07/2005