
04/08/2005
Bezelye
Bir iki, bir iki
Benim adım Miki
Kedi beni tutamaz
Dişleri yok yutamaz
Hümeyra Hanım’ın kedisinin ismi “Bezelye”’ydi. Kedinin ne
kendisi, ne gözleri yeşildi. Üzerinde bezelyeye benzeyen
herhangi bir işaret filan da yoktu. Sadece Hümeyra Hanım kediyi
henüz ufacık bir yavruyken balkonunda gördüğü sırada bezelye
ayıklıyordu ve işte bu yüzden kediye bezelye adını vermişti.
Kediye bir sebzenin adını verilmiş olması kimi komşularını
güldürüyordu. Bazıları “Ya Hümeyra hanım patlıcan dilimliyor
veyahut enginar ayıklıyor olsaydı?” diye kendi aralarında
şakalaşırlardı. Tabii hiçbiri Hümeyra hanımın yanında “Bezelye”
ile ilgili şakalar yapmazlardı çünkü hem o hem kedisi bu konuda
çok hassastı.
Hümeyra Hanım, kedisine son derece düşkündü. Biricik oğlu Tarık
Ekrem (onu da küçükken “havucum”diye çağırırdı çünkü hamileliği
boyunca hep havuca aşermişti) geçen sene evlenip Ankara’ya
taşındıktan sonra hayatındaki boşluğu kedisiyle doldurmuştu.
Yani havuç yerini bezelyeye bırakmıştı. Patavatsız olduğu için
pek geçinemediği kızkardeşi Hümeyra Hanım’ın damarına basmak
için zaman zaman Şadi Bey gibi bir muhasebeciyle evlenmek yerine
kabzılmal olan birini tercih etse daha mutlu olacağını,
kendisinin de ev halkına taktığı isimler dolayısıyla manava
benzediğini söylerdi. Elbetteki Şadi Bey’in de –sadece yalnız
kaldıklarında kullanılması şartıyla- bir takma ismi vardı. Zira
Şadi Bey’le ilk yemeğe çıktıkları akşam heyecandan elleri
titreyen Hümeyra hanım üzerine zeytinyağlı bamya dökmüştü.
Tekrar kediye dönecek olursak özenle beslenip, büyütülen,
sevgiyle şımartılan bir kediydi bezelye. Özel hasır yatağı,
zıplama platformu, kilo aldığı farkedildiğinde kullanılan diyet
mamaları, fare şeklinde tırmalama tahtası kısacası bir kedinin
rahatı için gerekli olan olmayan herşeyi vardı.
Hümeyra Hanım gün içinde üç kere kedisini bahçeye bırakırdı.
Zaten oturdukları daire giriş katındaydı ve balkondan kedisini
takip etmesi de çok kolaydı. Kedinin yeteri kadar hava aldığına
karar veredikten sonra “Beeeezeeeelyeeee, beeezeeelyeee” diye
bağırırak onu eve çağırırdı.
Hümeyra Hanım’ın Bezelye’si onun için en özel, en güzel kediydi.
Bir yaz sabahı Hümeyra Hanım Bezelye’yi balkondan bahçeye
bıraktı. “Hadi bakalım Bezişim, git biraz dolaş, bacakların
açılsın” dedi. “Diğer kedilere bulaşma, otoparka gitme,
çiçekleri de yolma” diye tembihlemeyi de unutmadı. Aslında
Bezelye dışarıdayken balkonda durup kedisini göz önünden
ayırmamaya çalışırdı ama o sabah Şadi Bey “karşılıklı bir kahve
keyfi” yapmak istediği için içeri girdi. Bol köpüklü Türk
kahvelerini içerken bir haftalığına Ankara’ya oğullarına gidip
gitmemeyi tartıştılar. Şadi Bey arabaya atlayıp gideriz diyordu
ama Hümeyra Hanım eşinin yorulacağını düşünüp otobüsle gitmek
konusunda ısrar ediyordu. Gerçi uçak en kolayıydı ama ne gerek
vardı o kadar para harcamaya. İkisi de kendi düşüncelerinin en
iyisi olacağını söylüyordu. Hümeyra Hanım’ın eşinin yorulacağını
iddia etmesine Şadi Bey biraz bozulmuştu. Çünkü eşinin kendisini
yaşlı bir adam konuma soktuğunu düşünüyordu. Sonunda Şadi Bey
arabayla giderlerse Bezelye’yi de götürebileceklerini söyleyince
Hümeyra Hanım yavaş yavaş, sık sık mola vererek giderlerse
eşinin yorulmayacağını düşünüp, kararını değiştirdi. Hem kendisi
nasıl düşünememişti. Bir hafta kediyi kime bırakacaklardı? Gerçi
sepetine koyup, bagajda götüremezler miydi? Yok canım! Biricik
kedisininin saatlerce karanlık bir ortamda, üstelik bir kafesin
içinde yolculuk etmesine nasıl izin verirdi? Evet, arabayla
gitmek en iyisiydi. Canı Bezelyesi için de bir değişiklik
olacaktı.
Fincanları mutfağa götürüp yıkadıktan sonra, balkona çıktı.
“Beeezeeeelyeee, Beeeezeeelyeee” diye seslendi. Biraz
bekledikten sonra kedisini göremeyince tekrar seslendi
“Beeezeeeelyeee, Beeeezeeelyeee”. Ahh yaramaz pisicik, kimbilir
neyin peşinde?
“Beeezeeeelyeee, Beeeezeeelyeee”
....
“Beeezeeeelyeee, Beeeezeeelyeee”
Hümeyra Hanım kedisinin hala ortaya çıkmamasına birazcık
sinirlendi. Hem öğle yemeğini daha hazırlamaya geç kalıyordu hem
de ...
“Beeezeeeelyeee, Beeeezeeelyeee”
“Eğer çöp kutusunun yanından filan çıkarsa ceza alacak” diye
düşündü Hümeyra Hanım. İki sefer göz yummuştu ama bu defa bütün
gün evde kalması aklını başına getirirdi. Sabırsızca “Hadi amaa,
Beeezeelye bütün sabah burada seni bekleyemem” diye seslendi. O
sırada Şadi Bey balkon kapısından kafasını uzatıp “Hümoş, bu
öğlen senin şu patates salatasından mı yesek? Yanına da soğuk
çorba...” dedi. Hümeyra Hanım “Soğuk çorba olmaz! Nohut ve
buğday’ı akşamdan ıslatmak lazımdı. Onu yarına yaparım. İstesen
cacık yaparız” diye cevap verdi.
“Beeezeeeelyeee”
“Uğraşma kediyle, nasılsa gelir işi bitince” dedi Şadi Bey.
“Kedinin ne işi varmış, ne bitirecekmiş canım?” diye çıkıştı
Hümeyra Bey.
“Aman canım belki başka bir kediye takılmıştır”
“Şadi Bey Mart ayında mıyız?”
“Allah Allah! Kediler sadece Mart ayında mı...”
“Benim kedim yapmaz öyle şeyler”
“Niye yahu? O da bir hayvan, hem de erkek! Her erkeğin mayasında
vardır çapkınlık.”
Hümeyra Hanım sol kaşını havaya kaldırıp eşine baktı.
“Öyle mi Şadi Bey? Aklınızda bulunsun sizin mayanızın
kabardığını görürsem...”
“Hah hah, bu yaştan sonra, ilahi kadın! Hadi rahat bırak kediyi
de patates salatamı hazırla”
“E peki bakalım”
Hümeyra Hanım patates salatasını ve cacığı hazırladı. 12:30’a
doğru önceki günden kalan köfteleri de ısıtıp, sofraya getirdi.
Şadi Bey’le yemeklerini yiyip, sofrayı birlikte topladılar. Her
zamanki gibi Şadi Bey bulaşığa yardım etmeyi teklif etti. Yine
her zamanki gibi Hümeyra Hanım “Altı üstü iki tabak, ben
hallederim” diyerek yardımı geri çevirdi. Bulaşıkları yıkarken
“bu kedi böyle yapmazdı, huy mu değiştiriyor ne?” diye düşündü.
Çatalları da kurulayıp çekmeceye yerleştirdikten sonra tekrar
balkona çıktı.
“Beeezeeeelyeee” diye seslendi. Yavaş yavaş huzursunlanmaya
başlamıştı. İçeri girip “Şadi Bey dışarı çıkıyorum, şu kediye
bir bakayım” dedi. Şadi Bey gazetenin bulmacasından gözlerini
ayrımadan “Hımmff” diye bir ses çıkardı.
Hümayra Hanım önce bahçeye sonra otoparka gitti. Kedisine
seslendi seslendi ama hiç bir cevap alamadı. Bir koşu eve dönüp,
eski bir gazete buldu ve apartmanın büyük çöp tenekesinin başına
gitti. Yüzünü buruşturup, gazete aracılığıyla tuttuğu kapağı
kaldırıp “Beezelyee, orda mısın pisicik?” diye seslendi.
O sırada kapıcı koşup Hümeyra Hanım’ın yayına geldi .
“Çöpünün vardıysa, ben atardım” dedi.
“Yok, kedim...”
“Kediyi mi atıyonuz çöpe, yazık be”
“Aman Mahmut Efendi niye kedimi çöpe atayım canım?”
“Ne biliiim, hanım? Belli mi olur? Belki ...”
“Dur şimdi karıştırma. Bezelyem kayboldu belki buradadır diye
baktım. Gördün mü sen onu sabahtan beri hiç?”
“Yoo, görmedim.”
“Nereye gitti bu kedi?”
“Bilmem, kaçmıştır belki”
“Niye kaçsın canım?”
“Bilmem, belki...”
“Bilme zaten. Çekil önümden. Beeezeeelyeee, pisi pisi,
Bezeeeelyeee”
Hümeyra Hanım tekrar kedisine seslenirken kapıcı “adı yüzünden
kaçmıştır. Hangi hayvan kendisine sebze ismi verilmesini ister
ki?” diye söylendi.
Hümeyra Hanım sokak sokak tüm mahalleyi dolaştı. Komşularına,
parktaki çocuklara, herkeslere sordu kedisini ama kimse
görmemişti. Perişan bir halde eve döndü. Kapıda kendisini Şadi
Bey karşıladı “Neredesin yahu, merak ettim” dedi. Hümeyra Hanım
gözleri dolu dolu “Bezelyeyi aradım. Şadi Bey kedim kayıp. Biri
çaldı pisimi” dedi. Şadi Bey “Dur Hümoş, kim çalsın kedini,
hovardalığa çıkmıştır. Döner gelir yarına” diyerek karısını
yatıştırmaya çalıştı. Hümeyra Hanım dudakları titreyerek “Benim
kedim öyle serserilikler yapmaz bir kere. Çaldılar
Bezelyemi”dedi. Şadi Bey karısına sarılıp “Hümoşum, senin kedin
sokak kedisiydi. Öyle cins bir şey değildi ki özelliği var diye
çalsınlar. Hani Van kedisi olur, Siyam kedisi olur tamam,
çalsınlar” dedi. Karısı burnunu çekip “Çaldılar işte. Sokak
kedisiydi belki ama asil kediydi, farklıydı. Ahh Bezelyem. Sabah
seslenince gelmedi diye kızmıştım. Günahını almışım meğer.
Elleri kırılsın çalanların”. Şadi Bey “Aman canım, altı üstü bir
kedi işte. Sokakta istemediğin kadar var. Başka bir tane
bulursun” dedi. Ancak Hümeyra Hanım’ı teselli etmek mümkün
olmadı. O, başka bir kedi değil Bezelye’sini istiyordu.
Hümeyra Hanım bir hafta boyunca karalar bağladı. Komşuları onu
teselli etmeye çalıştılar. “Kedi işte! Nankör hayvandır, çekip
gitmiştir” dediler. “Benim kedim nankör değildir, çaldılar
kedimi” diye cevapladı her defasında. Alelade bir sokak kedisini
çalmazlar, canı sıkılmıştır, gitmiştir” dediler. “Çaldılar işte”
diye ısrar etti Hümeyra Hanım. Bezelye’nin aşyalarına bakıp
bakıp ağladı. Komşuları pek üstüne varmadılar. Geçer nasıl olsa
diye düşündüler.
İkinci hafta Hümeyra Hanım kedisini kaçıranların kedileri
sevmeyen, art niyetli, vizdansız birileri olduğunu ve kedisine
işkence ettiklerini hatta hatta –dili varmıyordu söylemeye ama-
belki de öldürdüklerini düşünmeye başladı. Bu sefer de “Ne
istediler benim Bezelyemden. Kimseye zararı yoktu pisimin” diye
ağladı. Komşularından bazıları bahçedeki yolunmuş çiçekleri,
bazıları tırnakla çizilmiş arabaları, bazıları da zaman zaman
orada burada gördükleri kuş ölülerini düşündü. Ama yine de ses
etmediler.
Üçüncü haftanın ortasında Hümeyra Hanım yan komşusuna “Kesin
üçüncü katta oturan kızların işi bu” dedi. Komşusu “Aaa, Hümeyra
Hanım ne diyorsunuz siz? Abla kardeş, sakin sakin oturan,
terbiyeli kızlar onlar” dedi. “Hıh, terbiyeliymiş” diye soluğunu
koyuverdi Hümeyra Hanım. “Bana ne yaptıklarını bilmiyorsun sen
tabii”.
“Aa! Ne yaptılar ayol?”
“O küçük olan, hani kıvırcık kafalı. İşte o bir kere geldi
kapıma...”
“Eeee?”
“Bizde bir kilo alabilir miyiz acaba? diye sordu”
“Ne alıcakmış bir kilo?”
“Hah işte! Aklı sıra dalga geçecek benimle.”
“Ne alacakmış ayol?”
“Bezelye!”
“Nasıl?”
“İşte beni hep bezelye diye seslenirken duyuyormuş da, bezelye
satıyorum zannetmiş de, manava vereceğine komşuya versinmiş
parayı da...”
Hümeyra Hanım öfkeyle anlatırken komşusu dudaklarının sımsıkı
kapayıp, gülmemeye çalıştı. Derin bir nefes alıp “İlahi Hümeyra
Hanım” dedi. “Vallahi kötü bir niyeti yoktur kızcağızın. Yeni
taşındılar buraya. Nereden bilsin kedinin ismini seslendiğini?”
“Bal gibi de kötü niyetliydi işte” diye ısrar etti Hümeyra
Hanım.
“Şekerim, ben kızlarla tanıştım. Bütün gün çalışan, akşam
evlerine çekilen, kendi halinde kızlar. Ne bir gürültülerini
duyduk, ne saygısızlıklarını gördük. Selam verirler, hal hatır
sorarlar. Yanlış anlamadır vallahi”
“Hah, geçen gün beni gördüklerinde kafalarını çevirip, kaçtılar
yanımdan ama”
“E canım, o konuşmadan utanmışlardır da ondan”
Hümeyra Hanım komşusunun karşı tarafı tutmasına alınarak “Mümkün
değil inanmam. Bu işin içinde onların parmağı var” diye ısrar
etti.
“İyi de niye çalsınlar kediyi? Kendi evlerine alamazlar değil
mi? Hani belli olur...”
“Yok, yok kesin çalıp, öldürdüler”
“Aaa, daha neler? Ayıp ediyorsunuz ama!”
“Öldürmedilerse alıp bir yerlere götürüp, atmışlardır”
“Tamam da niye yapsınlar böyle bir şeyi?”
“Sevmiyorlardır belki kedileri, kedi düşmanıdırlar. Hatta belki
satanistlerdir. Bezelyemi kurban etmişlerdir bir ayinlerine”
Hümeyra Hanım’ın komşusu buna artık bir dur demenin zamanı geldi
diye düşündü. Kaşlarını çatıp, biraz sesini yükselterek;
“Bak Hümeyra’cığım. İnsanları haksız yere, bir şey bilmeden,
etmeden suçluyorsun. Hem ayıp, hem günah. Üzüntünden böyle
konuşuyorsun diye üstüne gelmeyeyim diyorum ama çok abarttın.
Kedi işte kaçtı, gitti. Nedir bu canım? Günlerdir yasını tuttun,
ağladın, dövündün ama yeter artık. Hem ayrıca bu kızlar senin
kedin kaybolduğunda evde yoktular ki. Tatile gitmişlerdi. Daha
geçen hafta döndüler”
Hümeyra Hanım bu çıkıştan sonra biraz kendine geldi. “Üzüntüden
böyle konuşuyorum. Yoksa tabii ki kimsenin günahını almak
istemem. Ne bileyim işte? Geçen gün karşılaştığımızda öyle suçlu
suçlu baktılar gibi geldi. Ben de...”
“Tamam, tamam. Uzatma artık. Kimsenin suçu filan yok. Günlerdir
perişan halde dolaşıp durdun. Seni öyle görünce ne diyeceklerini
bilememiştir çocuklar.”
“Doğrudur. Günlerdir herkese kan kusturdum. Hay allah”
“Olur böyle şeyler. Hadi gel azıcık parkta dolaşalım, hava da
güzel”
Hümeyra Hanım cılız bir gülümsemeyle komşusunun teklifini kabul
etti. Hem kimbilir belki –Bezelye’nin yerini asla tutamaz ama-
bir kedi bile bulabilirdi. Akşama Şadi Bey’in sevdiği tatlıdan
yapayım, yanına da bir kaşık dondurma diye düşündü. Onun da
gönlünü almak lazım. Kapıyı kilitlerken az önce neredeyse kedi
katili diye suçladığı abla-kardeş geldi aklına. Vicdan azabıyla
“Belki tatlıyı fazla yapıp üçüncü kattaki kızlara da veririm”
diye geçirdi içinden. Dondurmalı tatlıyı pek güzel yapardı.
Üç hafta önce, sabah.
Üçüncü kata iki ay önce taşınan abla-kardeş tatillerini geçirmek
için arabaya bindiler. İkisinin de yüzü asıktı çünkü sabah sabah
kavga etmişlerdi. Arabayı kullanan küçük kardeş hala ağzının
içinden söyleniyordu. Ablası “Tamam, artık uzatma. Konuştuğumuz
kadar erken çıkamadık ne yapalım?” dedi. Kardeşi “Niye herşeyi
son dakikaya bırakıyorsun?” diye söylendi. “Üff yeter, anladık”
diye cevap verdi abla. “Sen sanki çok erkenden hazırdın da
konuşuyorsun” diye devam etti sonra. Kardeşi “Ben senden 20
dakika önce aşağıya inmiş ve bavulumu bagaja yerleştirmiştim”
dedi. “Evet, sonra tüm kapıları açık bırakıp, sigara almaya
bakkala gittin” diye karşılık verdi abla. “Sadece bagajın kapısı
açıktı canım. Onu da arkamdan hemen geliyorsun diye kapatmadım”
dedi kardeş. Bu şekilde didişmekten yorulunca radyoyu açıp,
şarkılara eşlik ederek Tekirdağ’a kadar geldiler. Benzin almak
için girdikleri istasyonda abla “Termosu almayı unutmadın
inşallah” dedi. “Kahvesiz şurdan şuraya gitmem” diye cevapladı
kardeşi. “Nereye koydun o zaman?” diye sordu ablası. “Ayy bagaja
koydum galiba” diye cevapladı kardeşi. “Hah, yola kahvesiz
çıkmam de sonra termosu bagaja koy ki içemeyelim” dedi ablası.
“Ne gıcıksın sen ya? Hazır benzin alırken, kaldır poponu da inip
al şu termosu” dedi kardeşi. Ablası söylenerek arabadan inip
bagajın kapağını açtı.
“Aaaaay, ay ay ay” diye çığlık attı.
“Ne oluyo ya?” diye seslendi kardeşi.
“Aaaaayyyyy” diye bir çığlık daha geldi. Kardeşi arabadan
fırlayıp, ablasının yanına geldi. “Ne oluyo dedim” dedi.
“Bezelye” dedi ablası. “Kafayı mı yedin? Ne bezelyesi kızım?”
dedi. O sırada acı bir fren sesi duyuldu yoldan. “Öldü” dedi
ablası. “Ablacım, bagajı açarken kapak yanlışlıkla kafana mı
çarptı?” dedi kardeşi.
“Hayır ya! Girişteki garip kadının kedisi var ya”
“Pırasa yok fasülye”
“Bezelyee”
“Haa tamam, Bezelye. Bir gidip kadına bezelye mi satıyorsunuz
dediydim”
“İşte o kadının kedisi Bezelye bizim bagajdaydı”.
“Ne işi var kedinin bizim arabamızın bagajında?”
“Sormadım! Demek ki sabah sen bagajı açık bıraktığında girmiş
içeri.”
“Niye ki?”
“Salak mısın sen kızım? Ne bileyim niye?”
“E hani nerede şimdi?”
“Çevir kafanı sola, asfalta yapışmış bir halde görürsün.”
“İyyy, deminki fren sesi onun için miydi?”
“Eh, pek onun için olamamış anlaşılan. Tüh, gitti kedi.”
“Eee, n’olucak şimdi?”
“Nasıl?”
“Kadına ne diyeceğiz?”
“Bir şey demek lazım değil mi? Hay allah! Ne denir ki şimdi?”
“Sen de niye tutmadın sanki?”
“Ya kapağı kaldırıp bir içerde bir şeylerin kımıldadığını
görünce panik oldum. Zaten sonra fırlayıp, atladı bagajdan. Onu
bırak kadına ne diyeceğiz? Hanımefendi kedinizi kaçırdık, sonra
da öldürdük mü diyeceğiz?”
“Yok artık daha neler? Bir kere kediyi biz kaçırmadık, o kendisi
gelmiş. Ayrıca onu öldüren de biz değiliz, atlamasaydı cort diye
otobana”
“Hay allah! Kadıncağız kedisini arar şimdi. Ne yapacağız?”
“Bir şey yok. Yola devam edeceğiz. İki gün arar, üçüncü gün
vazgeçer.”
“Aman yani olacak şey değil.”
“N’apalım? Bizim elimizden gelen bir şey yok artık. Hadi al şu
termosu. Birer kahve için kendimize gelelim.”
“Offf offf...”
|