04/02/2007
BELA OKUMAK
Bela okumaktan
ödüm kopar. Çünkü birileri “döner dolaşır seni bulur” lafı üç-beş-on
defa söylemiştir. O da gelip benim kafama yerleşmiştir.
Hayatımda
gerçekten kastederek iki defa bela okumuştum. Sonuçları dönüp dolaşıp
beni bulmuş kadar oldu. Biri, bela okumamdan hemen sonra ciddi bir
trafik kazası, diğeri de ağır bir ameliyat geçirmişti. İkisi de aslında
çok sevdiğim insanlardı. Hala da severim. Ancak çok canımı yakmışlardı
ve o öfkeyle “allah belanı versin” deyivermiştim. Ancak hemen arkasından
yaşadıkları beni hem çok üzmüş, hem de çok korkutmuştu. (Bir de benimle
alay ettiği için “o kaykaydan düşersin inşallah” dediğim ve de
kaykayından düşen bir çocuk vardı ama ona pek üzülmemiştim.)
Belki tamamen
tesadüf ama yine de sanki ben istedim diye birinin trafik kazası
geçirmesi ve canının yanmış olması vicdanımı feci şekilde rahatsız
etmişti. Gerçi ben trafik kazası geçirsin dememiştim, o da ayrı. Sonuç
olarak yaşadığım bu iki olay, onların beni üzdükleri zamandan daha çok
üzüntü verdiği için kimseye bela okumamaya karar vermiştim. (Ayrıca
madem istediklerim olacaktı niçin mesela para, koca, araba isteklerim
değil de “bela” dileklerim yerini buluyordu?)
Geçen zaman içinde
“Ne dilediğine dikkat et, gerçekleşebilir” ya da “Alma mazlumun
ahını...” veyahut “Allahın sopası yok” cümleleri beni iyice
sınırlamıştı. “Allah belanı versin” yerini “Allah nasıl bilirse öyle
yapsın”a bıraktı. Sadece kendim için değil kızan, köpüren, haksızlığa
uğradığını düşünen, acı çeken tüm arkadaşlarıma sık sık tavsiye verdim.
“Hiiiiç merak etme, acısı muuuutlaaka çıkar bunun. Bekle ve gör. Allahın
sopası yok. İlla ki bir yerden göreceği vardır onun”
Sonuçta ya ben
öyle değerlendirmek istediğim için ya da gerçekten zamana bırakmak
gerektiği ve “alma el kızının ahını gökten indirir şahini” yerinde bir
atasözü olduğu için yaşanan bir çok olayda sopanın bir yerlerden o pis
insanların kafasına indiğini gördüm. Yaaa sen misin haksızlık yapan? Al
sana, al sana...
İşte böyle böyle
derken geçenlerde gazete bir haber okudum. Hani geçenlerde ameliyat
oldum ya. Hani ameliyatımı yapan “bu işin en iyisi” profesör doktor
vardı ya. Hani beni neredeyse su kaybından öldürecek olan, 18 gün
boyunca kusmamı “bi şey yok, normal bunlar, vücut adapte olmaya çalıyor”
diyerek önemsemeyen manyaktı ya. Hah işte o, yeni evlendiği karısının
eski kocasından dayak yemiş (hem de sopayla!). Gazetelerde çıkan haberi
okuduğumuzda başta ailem sonra arkadaşlarımın hepsi “Oh olsun” dedi.
Daha ileri gidip “bir tane de bizim için vursalardı, arayıp tebrik
edelim, beter olsun inşallah” diyenler de oldu.
Temelde şiddet
yanlısı bir insan değilim. Birilerinin dayak yemesinden keyif almam söz
konusu olamaz. Bu habere sevinmedim de. Ama ne bileyim, bir tarafım
“adalet yerini buldu” diyor işte. Adamın evlilik tarihine bakıyorum
benim ameliyatımın hemen arkası. Demek ki o sıralarda özel hayatının
derdine düştüğünden yeteri kadar ilgilenmemiş benimle. Elbetteki o da
bir insan ve hayatında yolunda gitmeyen ya da onu telaşlandıracak şeyler
olabilir. Ancak bu, beni yaşamak zorunda bıraktığı durum karşısında
kendisini affetmem için yeterli gelmiyor. Hele ki başka bir doktorun çok
basit bir işlemle sorunun ne olduğunu bulduğunu ve 3 günlük bir
tedaviyle beni ayağa kaldırdığını düşünürsek kesinlikle hafifletici bir
sebep filan bulamıyorum. Ben kolumda serumlarla yatarken, 7 gün 24 saat
kusarken, bir türlü kapanmayan dikişlerimin pansumanları sürekli
değiştirilirken yanımdaki bir çok kişinin en az iki defa adamı dövmeyi
akıllarından geçirdiğini biliyorum. Ancak kısmet yeni eşin eski eşine
nasip olmuş.
Ödeştik mi?
Boşverin, ben hepsini unutmaya çalışıyorum.
Bu yazının ana
fikri:
“Eeeey ahali,
dikkatli olun, benimle uğraşmayın, uğraşanlar gördüğünüz gibi sopayı
yiyiveriyor.”
|