Huysuz Orta Yaşlı
  sıyrık BALATA
  aDAMLEGAL
DeLi KıZıN TüRkÜsÜ
pe®sona g®ata
MUAMMA hanım
 
SİTE HARİTASI

DİĞER YAN ÜRÜNLER

 SLAYTLAR
 DEPO
FASIL 
ANKET


ANASAYFA

 


 




   
03.11.2003

 


 

Şeytan kulağına kurşun…

Valla elimde değil, ters dönmüş terlik/ayakkabı gördüm mü düzeltirim. Ne derler bilirsiniz, ya da bilmezsiniz ya da başka türlü bilirsiniz: Ters dönmüş terlik/ayakkabı aileden birinin ölümü demektir. Ters çevrilen ayakkabının üzerinde şeytanlar da namaz kılarmış ayrıca. Şimdi zamanında bunları duyan bir çocuk hayatının geri kalanını ters dönmüş terlikleri/ayakkabıları düzelterek geçirmez mi? Geçirir. Bakınız ben böyle bir hayat sürüyorum. Yani büyüdüm, otuzu devirdim, hani mantığımın nerede, ne zaman devreye girmesi gerektiğini bilmek zorundayım artık değil mi? “Ne alakası var Muamma? Terlik ters dönünce niye biri ölsün?” diye sorduğumda ortaya koca bir “hiç” çıkıyor ama yine de ters dönmüş terlik/ayakkabı gördüğümde içim bir tuhaf oluyor, elimde değil düzeltiveriyorum. Elimde olmadan yaptığım başka şeyler de var. Mesela yeri geldiğinde kulağımı çekip tahtaya üç kere vurmazsam gözüme uyku girmez. Kimsenin elinden bıçak, makas almam. Üstelik bu alışkanlık çocukluktan kalma filan değil. Bizim ailede kimse yapmaz. Tamamen dost kazığı! Sonra evden çıkarken önce sağ adımımı atarım. Gece kesilen tırnaklara karşı bir ara bir tedirginliğim vardı fakat onu atlattım. Fakaaat kara kedinin uğursuzluğuna inanmam. Daha doğrusu bana uğursuzluk getirmesi için kedinin renginin kara olması değil kedinin kedi olması yeterlidir. 13 rakamının uğursuzluğuna da inanmam. Hatta diğer rakamların arasında çok dışlanıyor diye sempati bile beslerim.

Geçen gün Internet’te konuyla tamamen ilgisiz bir şey ararken batıl inançlarla ilgili enteresan şeyler buldum (Genelde bunu hep yaparım. Yani amacım mesela dans ayakkabılarıyla ilgili bir şeyler aramaktır ama bir bakarım antika çerçevelerle ilgili bir şeyler bulmuşum. Nasıl olabileceğine dair yorum getirmeyin, ben çok uğraştım, bulamadım. Ama eğlenceli oluyor. Yapabiliyorsanız deneyin). Bunları okurken bir kısmına “evet evet bunu ben de yapıyorum”, başka bir kısmına “yok artık daha neler”, daha başka bir kısmına “bunu yapsam mı acaba?” deyince “dur ben şunu yazıma bir konu edeyim” dedim.

Mesela çok iyi hatırlarım “Çocuğun üstünden atlanmaz, atlanırsa boyu kısa kalır” inancından hareketle çocukken oyun oynadığımız sırada filan birbirimizin üstünden geçersek “hiii boyun kısa kalmasın” diye üzerinden geçilen kişinin üzerinden tekrar geçerdik.

Hapşırdıktan sonra “çok yaşa” demek ilk öğrendiğimiz şeydi. Cevaben “sen de gör” denilir. Sonradan “iyi yaşa” ve cevap olarak “hepberaber” demek moda oldu. Ben şahsen iki cevaba da gıcık olduğumdan sadece “teşekkür ederim” diyorum. Nedir yani sokakta hapşırsanız elin adamı “çok yaşa” diyor. Cevap otomatik olarak geliyor “Sen de gör”. Şimdi bu adam benim yaşadığımı görmeli mi? Ya da niye ben bununla birlikte yaşayayım. Büyük bir ihtimalle farklı planlarımız, hayattan farklı beklentilerimiz, farklı hobilerimiz filan var. Ne işi var benim yaşamımda. Ya ağzımdan “hep beraber” çıkarsa? Bir de bütün sokağı, otobüsü, işyerini filan katıyoruz işin içine. Çok yaşayacaksam niye katlanayım tanımadığım bir sürü adama ve kadına? Üstelik iş yerinde gıcık olduğum bir sürü insan var. Bir de her “çok yaşa” dileyenin dileği kabul oluyor mu, oluyorsa mümkünse ben çok yaşamanın yanında başka şeyler de istiyorum, gerçekleşecekse hepsi bir arada olsun. Ve herşeyden önce niye hapşırınca kısa bir süre sonra ölebileceğim düşünülüyor ha? Şimdi sayın okuyan hazırsan sana bu sorunun cevabını vereyim.

Dünyanın neredeyse her yanında, hapşıran birisine hemen "çok yaşa" ya da "iyi yaşa", "sağlıklı yaşa" denilir. Eski Roma'ya değin uzanan bu davranışın kökeninde ölüm korkusu yer alır. Hem doğu hem de batı inanışlarında soluk ile ruh özdeş tutulur. Eski Roma'da bu inanç doğrultusunda, bir insan hapşırdığında soluğun durduğuna ve ruhun bedenden kaçıp gittiğine inanılırdı. Yedinci yüzyılda ise Avrupa'da salgın bir hastalıktan binlerce kişi ölünce, bu hastalığın hapşırmakla bulaştığına inanıldı ve yüzyıllar boyunca hapşırmak ve uzun yaşamaya dair iyi dilek sözcükleri birbirinden ayrılmadı.

Başta da yazdığım gibi tanıdığım bir çok kişinin “Allah korusun” deyip kulak çekiştirdiği ve akabinde tahtaya vurduğu bir durumda benim de onlardan eksik kalmamam gerekir değil mi? Kalmıyorum zaten. Yani eskiden vuracak tahta bulamadığımda tık tıklardığım sert yüzeyin aynı korumayı sağlayıp sağlamayacağı konusunda ciddi sıkıntılar yaşardım. Şimdi daha rahatım. Ama yeni bir şey öğrendim. Kulağı çektikten sonra ellerinizi yumruk yapıyorsunuz parmaklarınızın ikinci boğumlarının olduğu kısmı birbirine tık tık vuruyorsunuz. Hem can acısıyla kendinize geliyor yaptığınızın saçmalığını görüyor, hem de tık tıklayacak tahta bulamadığınız da eliniz boşta kalmıyor. Bakınız size yeni bir bilgi:

Dünyanın hemen hemen her yanında, anlatılan herhangi bir olumsuz olayın kişinin başına gelmemesi için hemen, parmakların büklümüyle vurulacak bir tahta aranır. Kimi yerlerde buna ek olarak kulak memesinin çekildiği ya da tahta bulunamadığı zaman herhangi bir sert yüzeye "tık tık" yapıldığı da görülür. Tahta, yani kökeni olan ağaç, insanlığın en eski çağlarından bu yana kutsal olarak kabul edilegelmiş ve tüm inanç sistemlerinde büyük bir önem taşımıştır. Kökleri toprağın derinliklerinde, dalları ve yaprakları göğe doğru... Hem "yukarı" dan güç alır aşağıya verir, hem "aşağı" dan güç alır yeryüzüne, insanlara yaşam verir. Bu nedenle insan tanık olduğu herhangi olumsuz bir olayın kendi başına gelmemesi için, kutsal kabul edilen ağacın ürünü olan tahtayla bir biçimde temas etmek, ondan güç almak gereksinimi duyar.

Kırık aynalar konusunda kararsızım. Bir uğursuzluk yaşadığımda aynaya gelene kadar bir sürü şey bulduğum için günahını almayayım diyorum. Araştıran, soruşturan bununda kaynağını bulmuş tabii:

Çoğu kültürde ayna kırmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. Kırılan aynanın parçaları en kısa sürede evden çıkarılmalı ve toprağa gömülmelidir. Bu davranışın kökeninde de ekonomik ve dinsel inançlar yatmaktadır. İnsan kendini ilk kez parlak yüzeylerde, durgun su yüzeylerinde gördü. Ve su yüzeyindeki dalgalanmalar görüntünün bozulmasına neden oluyor, bu da kötülüklerin yakında olduğu anlamına geliyordu. Görüntünün bozulmaması için eski Mısırlılar ve Yunanlılar, pirinç, bronz, altın veya gümüş gibi parlatılabilen metallerden yapılmış ve kırılamayacak nesneler kullanıyorlardı. Bu oldukça pahalı ve yapımı emek isteyen nesnenin kırılmasıyla, tanrıların, ona sahip olan kişinin görüntüsünü yok ettiğine, yani ölümün yakın olduğuna inanılırdı. Eski Roma'da insan yaşamının yedi yıllık dönemler biçiminde sürdüğü kabul edilirdi. Ve bir ayna kırılırsa, yedi yıllık bir kıtlık döneminin başladığına inanılırdı.

Neyse okuyalım öğrenelim köşemizi burada sonlandıralım ve elemterefiş kem gözlere şiş diyelim. Kem göze, nazara feci şekilde inanırım. Gözü kalanın gözü çıksın diye sık sık tekrarlarım. Bazen “el almış” birilerini bulur kurşun döktürürüm.

"Üzerliksin havasın
Her dertlere devasın
Ak göz, kara göz,
Mavi göz, ela göz
Hangisi nazar etmişse
Onların nazarını boz"

"Elemtere fiş
Kem gözlere şiş
Üzerlik çatlasın
Nazar eden patlasın"

Bunlar bir şey değil tabii allah’tan;

Kedinin kıbleye dönüp ön ayaklarıyla başını kaşıması, yağmur yağacağına işarettir
Saç taramasında, tarakta kalan saç sokağa atılmaz. Atılırsa bir tavuğun ayağına dolanır, sürekli başın ağrır
.
Nikah anında bir ipe düğüm atmak veya çakıyı kapatmak damadı iktidarsız yapar.

Gökkuşağının altından geçen insan cinsiyet değiştirir.
Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçmez, geçerse erkeğin işi rast gitmez
.
Bebek doğduktan sonra ileride ter kokmasın diye koltuk altlarına tuz sürülür.
Gece sakız çiğnemek ölü eti çiğnemektir.
Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluktur.

İki kadının arasından geçen erkek karısına söz geçiremez
gibi şeylere inanmıyorum. Ama “Kızlar iki öğün arasında yemek yerse kısmeti kapanır” durumu için bir şey diyemeyeceğim. Zira ben bir pisboğazım, her öğün arası atıştırırım, 31 yaşında ve bekarım!!!

 

Son olarak:

Modern Çağın Batıl İnançları

·         Bazı aylarda borsa düşer ya da artar.

·         Doğum yapınca rahatsızlıklar düzelir.

·         Enflasyon düşmez.

·         Cilt kremleri yaşlanmayı geciktirir.

·         Kilo azalması sağlıklıdır.

·         Kadınlar aldatmaz.

·         Bilgisayarlar hayatı kolaylaştırır.

·         Teknoloji hayatı kolaylaştırır.

·         Estetik ameliyatla güzelleşenler, kendi içinde de kendini güzel hisseder.

·         Yaşlılar cinsel ilişkide bulunmaz.

·         Arabası olan zengindir.

·         Sporcular uzun yaşar.

·         Bekârlar daha mutludur.

·         Evliler daha mutludur.

·         Doktordan ya da bayandan alınan araba temiz olur.

·         Hükümet değişirse her şey düzelir.

·         Yolsuzlukları sadece milletvekilleri yapar.

·         Kadınlar korunmaya muhtaçtır.

·         Okuyarak büyük adam olunur.

 


                                


              


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
 

Anasayfa