|
Şeytan kulağına kurşun…
Valla
elimde değil, ters dönmüş terlik/ayakkabı gördüm mü
düzeltirim. Ne derler bilirsiniz, ya da bilmezsiniz
ya da başka türlü bilirsiniz: Ters dönmüş
terlik/ayakkabı aileden birinin ölümü demektir. Ters
çevrilen ayakkabının üzerinde şeytanlar da namaz
kılarmış ayrıca. Şimdi zamanında bunları duyan bir
çocuk hayatının geri kalanını ters dönmüş
terlikleri/ayakkabıları düzelterek geçirmez mi?
Geçirir. Bakınız ben böyle bir hayat sürüyorum. Yani
büyüdüm, otuzu devirdim, hani mantığımın nerede, ne
zaman devreye girmesi gerektiğini bilmek zorundayım
artık değil mi? “Ne alakası var Muamma? Terlik ters
dönünce niye biri ölsün?” diye sorduğumda ortaya
koca bir “hiç” çıkıyor ama yine de ters dönmüş
terlik/ayakkabı gördüğümde içim bir tuhaf oluyor,
elimde değil düzeltiveriyorum. Elimde olmadan
yaptığım başka şeyler de var. Mesela yeri geldiğinde
kulağımı çekip tahtaya üç kere vurmazsam gözüme uyku
girmez. Kimsenin elinden bıçak, makas almam. Üstelik
bu alışkanlık çocukluktan kalma filan değil. Bizim
ailede kimse yapmaz. Tamamen dost kazığı! Sonra
evden çıkarken önce sağ adımımı atarım. Gece kesilen
tırnaklara karşı bir ara bir tedirginliğim vardı
fakat onu atlattım. Fakaaat kara kedinin
uğursuzluğuna inanmam. Daha doğrusu bana uğursuzluk
getirmesi için kedinin renginin kara olması değil
kedinin kedi olması yeterlidir. 13 rakamının
uğursuzluğuna da inanmam. Hatta diğer rakamların
arasında çok dışlanıyor diye sempati bile beslerim.
Geçen gün Internet’te konuyla tamamen ilgisiz bir
şey ararken batıl inançlarla ilgili enteresan şeyler
buldum (Genelde bunu hep yaparım. Yani amacım mesela
dans ayakkabılarıyla ilgili bir şeyler aramaktır ama
bir bakarım antika çerçevelerle ilgili bir şeyler
bulmuşum. Nasıl olabileceğine dair yorum getirmeyin,
ben çok uğraştım, bulamadım. Ama eğlenceli oluyor.
Yapabiliyorsanız deneyin). Bunları okurken bir
kısmına “evet evet bunu ben de yapıyorum”, başka bir
kısmına “yok artık daha neler”, daha başka bir
kısmına “bunu yapsam mı acaba?” deyince “dur ben
şunu yazıma bir konu edeyim” dedim.
Mesela çok iyi hatırlarım “Çocuğun üstünden
atlanmaz, atlanırsa boyu kısa kalır” inancından
hareketle çocukken oyun oynadığımız sırada filan
birbirimizin üstünden geçersek “hiii boyun kısa
kalmasın” diye üzerinden geçilen kişinin üzerinden
tekrar geçerdik.
Hapşırdıktan sonra “çok yaşa” demek ilk öğrendiğimiz
şeydi. Cevaben “sen de gör” denilir. Sonradan “iyi
yaşa” ve cevap olarak “hepberaber” demek moda oldu.
Ben şahsen iki cevaba da gıcık olduğumdan sadece
“teşekkür ederim” diyorum. Nedir yani sokakta
hapşırsanız elin adamı “çok yaşa” diyor. Cevap
otomatik olarak geliyor “Sen de gör”. Şimdi bu adam
benim yaşadığımı görmeli mi? Ya da niye ben bununla
birlikte yaşayayım. Büyük bir ihtimalle farklı
planlarımız, hayattan farklı beklentilerimiz, farklı
hobilerimiz filan var. Ne işi var benim yaşamımda.
Ya ağzımdan “hep beraber” çıkarsa? Bir de bütün
sokağı, otobüsü, işyerini filan katıyoruz işin
içine. Çok yaşayacaksam niye katlanayım tanımadığım
bir sürü adama ve kadına? Üstelik iş yerinde gıcık
olduğum bir sürü insan var. Bir de her “çok yaşa”
dileyenin dileği kabul oluyor mu, oluyorsa mümkünse
ben çok yaşamanın yanında başka şeyler de istiyorum,
gerçekleşecekse hepsi bir arada olsun. Ve herşeyden
önce niye hapşırınca kısa bir süre sonra
ölebileceğim düşünülüyor ha? Şimdi sayın okuyan
hazırsan sana bu sorunun cevabını vereyim.
Dünyanın
neredeyse her yanında, hapşıran birisine hemen "çok
yaşa" ya da "iyi yaşa", "sağlıklı yaşa" denilir.
Eski Roma'ya değin uzanan bu davranışın kökeninde
ölüm korkusu yer alır. Hem doğu hem de batı
inanışlarında soluk ile ruh özdeş tutulur. Eski
Roma'da bu inanç doğrultusunda, bir insan
hapşırdığında soluğun durduğuna ve ruhun bedenden
kaçıp gittiğine inanılırdı. Yedinci yüzyılda ise
Avrupa'da salgın bir hastalıktan binlerce kişi
ölünce, bu hastalığın hapşırmakla bulaştığına
inanıldı ve yüzyıllar boyunca hapşırmak ve uzun
yaşamaya dair iyi dilek sözcükleri birbirinden
ayrılmadı.
Başta da yazdığım gibi tanıdığım bir çok kişinin
“Allah korusun” deyip kulak çekiştirdiği ve akabinde
tahtaya vurduğu bir durumda benim de onlardan eksik
kalmamam gerekir değil mi? Kalmıyorum zaten. Yani
eskiden vuracak tahta bulamadığımda tık tıklardığım
sert yüzeyin aynı korumayı sağlayıp sağlamayacağı
konusunda ciddi sıkıntılar yaşardım. Şimdi daha
rahatım. Ama yeni bir şey öğrendim. Kulağı çektikten
sonra ellerinizi yumruk yapıyorsunuz parmaklarınızın
ikinci boğumlarının olduğu kısmı birbirine tık tık
vuruyorsunuz. Hem can acısıyla kendinize geliyor
yaptığınızın saçmalığını görüyor, hem de tık
tıklayacak tahta bulamadığınız da eliniz boşta
kalmıyor. Bakınız size yeni bir bilgi:
Dünyanın
hemen hemen her yanında, anlatılan herhangi bir
olumsuz olayın kişinin başına gelmemesi için hemen,
parmakların büklümüyle vurulacak bir tahta aranır.
Kimi yerlerde buna ek olarak kulak memesinin
çekildiği ya da tahta bulunamadığı zaman herhangi
bir sert yüzeye "tık tık" yapıldığı da görülür.
Tahta, yani kökeni olan ağaç, insanlığın en eski
çağlarından bu yana kutsal olarak kabul edilegelmiş
ve tüm inanç sistemlerinde büyük bir önem
taşımıştır. Kökleri toprağın derinliklerinde,
dalları ve yaprakları göğe doğru... Hem "yukarı" dan
güç alır aşağıya verir, hem "aşağı" dan güç alır
yeryüzüne, insanlara yaşam verir. Bu nedenle insan
tanık olduğu herhangi olumsuz bir olayın kendi
başına gelmemesi için, kutsal kabul edilen ağacın
ürünü olan tahtayla bir biçimde temas etmek, ondan
güç almak gereksinimi duyar.
Kırık
aynalar konusunda kararsızım. Bir uğursuzluk
yaşadığımda aynaya gelene kadar bir sürü şey
bulduğum için günahını almayayım diyorum. Araştıran,
soruşturan bununda kaynağını bulmuş tabii:
Çoğu
kültürde ayna kırmanın uğursuzluk getireceğine
inanılır. Kırılan aynanın parçaları en kısa sürede
evden çıkarılmalı ve toprağa gömülmelidir. Bu
davranışın kökeninde de ekonomik ve dinsel inançlar
yatmaktadır. İnsan kendini ilk kez parlak
yüzeylerde, durgun su yüzeylerinde gördü. Ve su
yüzeyindeki dalgalanmalar görüntünün bozulmasına
neden oluyor, bu da kötülüklerin yakında olduğu
anlamına
geliyordu. Görüntünün bozulmaması için eski
Mısırlılar ve Yunanlılar, pirinç, bronz, altın veya
gümüş gibi parlatılabilen metallerden yapılmış ve
kırılamayacak nesneler kullanıyorlardı. Bu oldukça
pahalı ve yapımı emek isteyen nesnenin kırılmasıyla,
tanrıların, ona sahip olan kişinin görüntüsünü yok
ettiğine, yani ölümün yakın olduğuna inanılırdı.
Eski Roma'da insan yaşamının yedi yıllık dönemler
biçiminde sürdüğü kabul edilirdi. Ve bir ayna
kırılırsa, yedi yıllık bir kıtlık döneminin
başladığına inanılırdı.
Neyse okuyalım öğrenelim köşemizi burada
sonlandıralım ve elemterefiş kem gözlere şiş
diyelim. Kem göze, nazara feci şekilde inanırım.
Gözü kalanın gözü çıksın diye sık sık tekrarlarım.
Bazen “el almış” birilerini bulur kurşun döktürürüm.
"Üzerliksin havasın
Her dertlere devasın
Ak göz, kara göz,
Mavi göz, ela göz
Hangisi nazar etmişse
Onların nazarını boz"
"Elemtere fiş
Kem gözlere şiş
Üzerlik çatlasın
Nazar eden patlasın"
Bunlar bir şey değil tabii allah’tan;
Kedinin kıbleye dönüp ön ayaklarıyla başını
kaşıması, yağmur yağacağına işarettir
Saç taramasında, tarakta kalan saç sokağa atılmaz.
Atılırsa bir tavuğun ayağına dolanır, sürekli başın
ağrır.
Nikah anında bir ipe düğüm atmak veya çakıyı
kapatmak damadı iktidarsız yapar.
Gökkuşağının altından geçen insan cinsiyet
değiştirir.
Sabah işe giden erkeğin önünden kadın geçmez,
geçerse erkeğin işi rast gitmez.
Bebek doğduktan sonra ileride ter kokmasın diye
koltuk altlarına tuz sürülür.
Gece sakız çiğnemek ölü eti çiğnemektir.
Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluktur.
İki kadının arasından geçen erkek karısına söz
geçiremez
gibi şeylere inanmıyorum. Ama “Kızlar iki öğün
arasında yemek yerse kısmeti kapanır” durumu
için bir şey diyemeyeceğim. Zira ben bir pisboğazım,
her öğün arası atıştırırım, 31 yaşında ve bekarım!!!
Son
olarak:
Modern Çağın Batıl İnançları
·
Bazı aylarda borsa düşer ya da artar.
·
Doğum yapınca rahatsızlıklar düzelir.
·
Enflasyon düşmez.
·
Cilt kremleri yaşlanmayı geciktirir.
·
Kilo azalması sağlıklıdır.
·
Kadınlar aldatmaz.
·
Bilgisayarlar hayatı kolaylaştırır.
·
Teknoloji hayatı kolaylaştırır.
·
Estetik ameliyatla güzelleşenler, kendi içinde de
kendini güzel hisseder.
·
Yaşlılar cinsel ilişkide bulunmaz.
·
Arabası olan zengindir.
·
Sporcular uzun yaşar.
·
Bekârlar daha mutludur.
·
Evliler daha mutludur.
·
Doktordan ya da bayandan alınan araba temiz olur.
·
Hükümet değişirse her şey düzelir.
·
Yolsuzlukları sadece milletvekilleri yapar.
·
Kadınlar korunmaya muhtaçtır.
·
Okuyarak büyük adam olunur.
|