|


BU
SATIRLARIN
YAZARI
Engin
Enüstün
Kasım 2001 / Haziran 2002
ntvmsnbc.com
|


|

03/09/2003
Korktum, çok korktum
Hava kararmış,
telaşlı adımlarla eve gidiyorsunuz. Sokakta bir siz varsınız.
Derken arkadan başka adım sesleri duyuyorsunuz. Göz ucuyla
hafifçe dönüp bakıyorsunuz. Sokak gölgelere karışmış, bir şey
görmüyorsunuz ama neredeyse %100
eminsiniz arkanızda biri var. Ensenizdeki tüyler diken diken
oluyor. Çünkü her gün gazete, dergi, tv’de saldırya uğrayan,
onlarca kadın var. Hayal gücü çalışmaya başlıyor, ne zaman,
nereden, nasıl saldırıya uğrayacağınızı düşünmeye başlıyorsunuz.
Çığlık atmaya hazırsınız. Acaba böyle durumlarda sesinizin
kısıldığı, bir harf bile çıkaramadığınız doğru mu? Çantanızı
sıkı sıkı kavrayın, silah olarak kullanabilirsiniz (mesela benim
çantam içinde yok yok kıvamında bir bavul görevini gördüğü için
bu konuda ona çok güveniyorum). Acaba onun saldırmasını
beklemeyip ayakkabınızın topuğuyla sıkı bir tekme basmalı
mı?(Allah son zamanlarda ince burun ve topuğu moda yapan
kişilerden razı olsun, ne diyeyim). Takip sesi yakınlaşıyor,
yakınlaşıyor, şimdi dibinizde, nefesi ensenizde. Kalp
atışlarınızı kulaklarınızda hissediyordunuz. Yaradana sığınıp
hışımla arkanıza dönüyorsunuz ve tanananaaaam kimse yok. E şimdi
burdaydı, nefes alıyodu ensede, yürürken tıkırdıyodu filan.
Boşuna mı çalıştı o hayal gücü? Boşuna mı çantayı kavradık
adamın kafasına indireceğiz diye? Atacağınız çığlık boğazınızın
yarıyolunda takılmış kalmış, sinirli sinirli gülerek, uygun
adımlarla yola devam edin.
Şimdi bunlar meğersem ödünç korkularmış sayın okuyan.
Başkalarının ağzından duyduğumuz, anlatanın korktuğunu
bildiğimiz dolayısıyla eğer bizim başımıza gelirse bizim de
korkacağımızı düşündüğümüz olaylar karşısında takındığımız bir
tavır. Tabii önüm, arkam, sağım, solum kapkaççılar, garip cinsel
fantaziler taşıyan sapıklar vb. ile dolu olduğu için bir kadın
olarak böyle senaryolar yazıp, korkulardan korku beğenmek ve
onları sahiplenmek çok doğal. Korkuyorum işte n’apalım?
Şimdi siz o saatte kadın başına ne işin var sokaklarda, kır
dizini otur evinde diyebilirsiniz ama demeyin. Erkeklerin de
başına gelebilir böyle şeyler. Ben bizzat kendim yaşadım bunu.
İngilizce kursuna gittiğim bir dönem.
Kurs öyle bir mesafede ki, otobüse binmeye değmez, taksi yakın
mesafe diye almaz. Eh ben de yürürüm o zaman. Kulağımda radyomun
kulaklıkları, güzel de bir müzik buldum mu hiç bir sorun kalmaz.
İşte böyle bir akşam çıktım kurstan, saat 22:00 civarı filan.
Yürümeye başladım. Biraz önümde de ben yaşlarda gözüken bir
erkek yürüyor. Benden daha hızlı bir temposu var. Ben de hırs
yaptım. Ulan ben de bu tempoda yürürüm deyip hızlandım. Ben
hızlanınca o da hızlandı, o hızlanınca ondan aşağı kalmayayım
diye ben de hızlandım. Arada arkasına dönüp bana bakıyor. Ben de
hem bu bakışma sırasında temponun ayarını bozuyor hem de şimdi
yüz bulup sarkmasın diye ters ters bakıyorum. Bir müddet bu
yarış devam etti. Neredeyse koşmaya başlayacakken birden durdu,
yumruklarını sıkmış bir halde bana bakmaya başladı. Ben o
yumrukları görünce anladım ki oğlancağız onu takip ettiğimi
sandı şimdi de beni dövecek. Hızımı hiç kesmeden, yanından
geçerken “salak” diye mırıldanıp yoluma devam ettim. Neymiş,
erkekler de tırsabilirmiş. Neymiş her arkadan gelenin amacı
aslında korkutucu olmayabilirmiş. Ama olsunmuş, yine de tedbiri
elden bırakmamak da yarar varmış.
II
Tabii bu tür korkuları sadece
sokaklarda yaşamıyoruz. Mesela evde yanlızken duyduğunuz
tıkırtılar da hayalgücümüzü çok iyi çalıştırabiliyor. Gelmedi mi
hiç başınıza? Ben de bu hikayelerden çoook var. Bakınız 12-13
yaşlarında bir dönem. Bir arkadaşımın evindeyiz. Sadece ikimiz
varız ve salonda oturuyoruz. Mutfaktan tıkırtılar geliyor.
Arkadaşımla birbirimize bakıyoruz. Mutfakta biri var. Kesin biri
var. Nedense ikimiz de bıyıklı, kel kafalı bir adamın, mutfaktan
kaptığı bıçakla bize saldıracağını düşünüyoruz. Allah’tan
arkadaşımın evi zemin katın bir üstü. Yani adam içeri daldığında
kendimizi aşağıya atabiliriz. Fakat ya peşimizden o da atlarsa?
Bir de silah lazım bize. Fakat onun bıçağına karşın koca salonda
bula bula sadece bir su şişesini buluyoruz. Şişe camdan.
İçindeki suyu pencereden aşağıya boca ediyoruz(neden suyu
boşalttık? Çünkü şişenin kapağı yok, ağız kısmından ters
tutacağız ya, su yere dökülür o zaman). Şişe benim elimde, ben
elimi havaya kaldırmışım, yanımıza gelecek herhangi bir şeye
vurmaya hazırım, gözlerimiz salonun kapısında, pencerenin önünde
atlamaya hazır bekliyoruz. Sonra arkadaşımın aklına
ayaklarımızın çıplak olduğu geliyor. Ayakkabılar da sokak
kapısının yanında. N’apcaz şimdi? Herneyse, kısa kesmek
gerekirse mutfakta üst üste yarım yamalak yerleştirdiğimiz
bulaşıkların takırdamasıyla başlayan hikaye, evi elimizde
şişeyle dolaşarak ve bıyıklı, kel kafalı kimseyi bulamayarak
sona erdi. Fakat dikkatinizi çekerim, tıkırtıyı duyuyoruz,
aramızda adamın tarifini yapıyoruz, taktik geliştirip, silah
buluyoruz ve ayamızda ayakkabılar olmadan dışarıda ne yaparızın
üzerinde kafa yoruyoruz. Hani o arada gerçekten biri odaya dalsa
da, bize saldırmaya kalksa “bir dakika daha hazır değiliz, şimdi
git, sahne sıran geldiğinde sana haber veririz” filan diyeceğiz.
III
Bir de ablamın dalma merakı
yüzünden yaşadığımız korku dolu anlar var. Şimdi ben konuyla
ilgilenmediğim için nedenini niçinini bilmiyorum ama kızcağız
her dalıştan sonra, dalış kıyafetlerini yıkar, duş perdesinin
borusuna asardı. Sonra gecenin bir vakti, sadece tek gözünüz
yarı açık tuvalete gittiğinizde duş perdesinin arkasında bir
adam gördüğünüzü sanıp, fatiha okumaya başlarsınız. Sağolsun
Sapık filmi. Gerçi duşta olan sapık, dışarda olan benim ama
olsun. İnsan klozetin üzerinde otururken ne kadar kendini
savunabilir ki?
IV
Bir de İzmir’in sıcağında kapı
pencere açık yattığımız bir yaz gecesinin ardından, kulakları
çınlasın üst kat komşumuz yatağımın pencerinin önünde,
pencerenin de ardına kadar açık olduğunu öğrendiğinde tok ve
etkileyici sesiyle “Geceler karanlık olur kızım, açık pencerinin
önünde yatma” demişti. Uzun bir süre pencerem açık yatamadım.
VI
Yine İzmir’de, yine çocukluk
döneminde ablamın anlattığı “Kar Adam” ya da benzeri isimde bir
korku filminin etkisinde kalmıştım. Odama bir türlü tek başıma
giremiyorum. Çeşitli önlemler almaya başladım. Önce kapıyı hızla
itip duvara çarptırıyorum (kapının arkasında biri olabilir di
mi?), sonra elimi uzatıp ışıkları yakıyorum. Hızla odaya göz
atıp, yine ışık hızıyla kendimi pikenin altına atıyorum. Bir
akşam kapıyı hızla itmemle çotoonk diye suratıma çarpması ve
benim kapı ardında biri var diyerek salona gitmem bir oldu.
İnanmazlar diye kimseye bir şey anlatamıyorum. Bekliyorum ki
önce ablam gitsin içeri (gayet bencilim ve iğrenç bir durum ama
o büyük n’apalım), ona bir şey olmazsa ben de arkasından
gideceğim. Sonuç olarak kapının arkasına sünger yastıklardan
biri düşmüş, kapı önce ona, sonra suratıma çarpmış filan filan.
Bu yazının bir
sonu olur mu? Olmaz, korkak biri olarak hikayelerim bitmez.
Çıkarılacak ders var mı? Valla bilemiycem. Şimdi bir çok korku
boş aslında, endişelenmeyin, kendinizi yıpratmayın, sakin olun
diyeceğim ama ya kapının ardında hakikaten biri varsa, ya
mutfaktaki tıkırtıyı bıyıklı adam çıkarıyorsa, ya arkamdan gelen
sesler saldırgana aitse hı? N’oolmaz n’oolmaz, tetikte olmak
lazım.
Not: Biraz geç oldu ve oldukça da güç oldu
ama nihayet izin koparabildim (kah ağladım, kah yalvardım, kah
tehdit savurdum ve kah kavga ettim fakat vazgeçmedim). Artık ben
de denizin, güneşin, sabah geç kalkmanın, yayılıp yatmanın,
kesintisiz kitap okumanın, takım elbise giymemenin, makyaj
yapmamanın filan tadını çıkaracağım. Döndüğüm zaman elimde tatil
resimleri, ne yedim ne içtim, hangi saatte hangi hamaktaydım (beni
taşıyabilecek bir hamak bulabilirsem!) bir bir anlatacağım (Hayat
Pınar’larına, dalıp balık görenlere, gözleri derya denize, smart
girl’e duyurulur). Çok heyecanlıyım çooook. Önümüzdeki on gün
beni özleyin. Dinlenip geleceğim.
|
Eski Muamma Hanım Yazıları
|
27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003
Anasayfa
|
|
|