Huysuz Orta Yaşlı
SıyrıK BalatA
DELİ kızın TÜRKÜsü
pe®sona g®ata
ADAM legal
MuammA HaNıM
de-ga-je
Hakkı Devrim
yukarıdaki kişilerin fotoları


annesahife

 

                      

02/06
/2005

 

EV HEDİYESİ

Şimdi biz yeni evimize taşındık ya, işte akrabalar, arkadaşlar sağolsun “hayırlı olsun”a gelmeye başladılar. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ayaklarına sağlık. Gelsinler, başımızın üstünde yerleri var. Ancak bu ziyaretlerle birlikte taşınırken fazlalık yapıyor diye evden attıklarımızın yerleri dolmaya başladı, müjdeler olsun.

Samimi olanlar “Ne eksiğiniz var? Ne alalım?” diye soruyorlar. Adet olduğu üzere “Hiç bir şey almayın, siz gelin yeter” diyoruz. Tabii onlar da adet olduğu üzere “Aaa olmaz öyle şey” deyip ısrar ediyorlar. Karşılığında “Vallahi gerek yok, biraraya gelelim yeter” diyoruz. Neyse bu çekişme “ölümü ye söylemezsen”lere kadar uzuyor filan. Şimdi durum her iki taraf için de zor. Karşı taraf eli boş gelmeyi gururuna yediremiyor. Annemler de “biz şunu isteriz” demeyi kendi gururlarına yediremiyorlar. Ayıp. Ben konu dışıyım, ayıp filan dinlemeden söylüyorum. Onlar sorarken ayıp olmuyor ben söylerken mi ayıp olsun? Her iki tarafın da karşılıklı memnun kalması için sen şunu al, sen bunu getir ya da sakın şundan, bundan almayın diyorum. Sordukları zaman söylüyorum ama, öyle durup dururken değil. Soruları cevapsız bırakmayı da sevmiyorum ben zaten. Mesela bir arkadaşım var, çay molasına inelim diye her telefon edişinde “N’apıyosun?” diye sorar. Bıkıp usanmadan her defasında “Etiket girişi yapıyorum, ajandamın kenarı kıvrılmış onu düzeltiyorum, excel’de rapor hazırlıyorum, fal bakıyorum, tuvaletteyim” diyerek o anda ne yaptığımı açıklıyorum. Gerçi onun bu soruyu ne yaptığımı gerçekten merak ettiği için değil alışkanlıkla ağzı boş kalmasın diye sorduğunu sanıyorum ama ben yine de açık seçik cevaplıyorum. Ayrıca “Ne yapıyorsun?” sorusuna “N’aaapiim işte?” diye cevap vermek ve almak beni gıcık ediyor. Senin ne yaptığını/yapacağını biliyor olsam sormam değil mi? Konuyu iyice dağıtacak ama bir de annem “Ne pişireyim?” diye sorduğunda da ona “Karnıyarık ve pilav, köfte ve makarna, mercimek çorbası ve zeytinyağlı fasülye” gibi ayrıntılı bir menü sunmaya çalışıyorum. Çünkü bu soruya “ne istersen onu pişir” cevabı almak kadar sinir bozucu bir şey olmayacağına inanıyorum. Annem yokken evde yemekleri ben pişiriyorum da ordan geliyor bu sinir. Ayrıca ne istersen onu pişir diyenler akşam yemek önlerine gelince burun kıvırıp, surat ekşitebiliyolar ki, bu da “tenceredeki yemeği tabağına mı koymalı yoksa kafasına mı atmalı” sorusunu beraberinde getiriyor. Aile içi şiddete karşıyım. İşte bu ve benzeri sebepler dolayısıyla gelirken ne getirelim sorusuna bir şekilde cevap vermeye çalışıyorum. Gerçi zaman zaman zorlanmıyor değilim. Bir kere herkesin bütçesini bilmem mümkün değil. Yani şimdi ben odamın balkonuna Mudo’daki o renkli boncuklu perdelerden istiyorum mesela ama karşı taraf belki o kadar para harcamak istemiyor. Ya da daha çok para harcayacaktı ama ben ona engel oldum!!! Hoş gerçi daha çok bütçe ayırdıysa o boncuklu perdelerden iki tane alabilir o da ayrı.

Bu ev hediyeleriyle ilgili enteresan gelişmeler olabiliyor bazen. Mesela geçenlerde gelenlerden biri ayaklı bir pasta tabağı getirmiş. Ben her zamanki patavatsızlığımla -ama daha hediyeyi görmeden önce- bu tarz hediyelerin ne kadar gereksiz olduğuna dair bir takım laflar geveledim. Sonra tabii hediyeyi görünce “aaa amanda bu ne kadar da güzel bir şeymiş” filan diyerek durumu kurtarmaya çalıştım. Yemedi karşı taraf tabii. Sonra kardeşim, biz o ayaklı pasta tabağını bir kullandık, bir kullandık sormayın. Doğum günü pastası için şak çıkarın pasta tabağını, misafir geliyor, şak çıkarın pasta tabağını. Hayır, o tabak gelmeden önce ne yapıyorduk bilmiyorum. Meğersem tek ve en büyük eksiğimiz ayaklı bir pasta tabağıymış. Allahın sopası yok işte adama böyle yalatıyor tükürdüğünü.

Sonra ..... teyzenin getirdiği çay bardağı/tabağı/kaşığı ve tepsisi hediyesi var. Kendisi anneme demiş ki “Bunlardan mutlaka vardır sende. Beğenirse Muamma’nın çeyizine saklarsın.” Annem dedi ki beğendiysen .... teyzen böyle böyle dedi, çeyizine koyalım bunları. Ben de dedim ki “Her şeyim tamamdı, bir çeyizimde bunlar eksikti.” Yani bir nalı bulduk geriye üç nal, bir at, bir de atı süren adam kaldı. Açtım ağzımı “Hanım, hanııım, evlenip de o çeyizi kullanmak için bir koca lazım. Çay bardağı getireceğine koca getirseydi, ben çeyizi kendim kendime de tamamlardım” dedim. Haksız mıyım? Yani benim çeyizimi tamamlamak ona mı kalmış? 6 tane bardağı/tabağı/kaşığı ve tepsiyi ben de alırım. Ondan kolay ne var?

Sonra bir de üstüste binmiş bahçe çitimsi bir şekli olup, onun üzerine tahtadan bir takım şekiller kondulurmuş, ne olduğunu ve de ne işe yarayacağını bilemediğimiz, üstelik bir dolap köşesine atıp unutamayacağınız büyüklükte bir şey getirmişler. Öyle çevirdik olmadı, böyle çevirdik bir anlam veremedik. Atsan atılmaz (bana kalsa atılır ya neyse) satsan satılmaz (ne olduğunu bilmediğim şeyi nasıl satayım?). Ayrıca bu hediyeyi getiren kişi bir daha evimize geldiğinde getirdiği şeyi görmek ister de göremezse, bozulur mu? Yaa işin bu boyutu da var. Onun için sormak, sorulan soruları cevaplandırmak, yazı içinde geçen bazı mesajları da yakalayıp anlamak lazım.

Kalın sağlıcakla.

 


 

 


Eski Muamma Hanım Yazıları

 

27/06/2003
02/07/2003
07/07/2003
09/07/2003
21/07/2003
08/08/2003

03/09/2003
03/11/2003
04/12/2003
25/12/2003
09/02/2004
09/03/2004
09/04/2004
05/05/2004
28/06/2004
03/08/2004
07/09/2004
09/11/2004
24/12/2004
10/01/2005
15/02/2005
28/02/2005
03/04/2005
07/04/2005
12/04/2005
19/04/2005
27/04/2005

Anasayfa