06/04/2008
TEMİZLİKÇİLER
Herkesin temizliğe gelen kadınlarla ilgili bir hikayesi vardır.
Etrafımda dinlediğim tüm maceralardan ve kendiminkinlerden yola çıkarak,
bu kadıncağızların başlıca amaçlarının temizlik yapmaktan öte bilumum
eşyalarınızı olmasını istediğiniz yerlere değil, onların uygun gördüğü
ve sizin aklınıza gelmeyecek yerlere koymak ve hatta saklamak olduğuna
inanıyorum artık. Her temizlik gününün ardından bir gününüz “nereye
koydu bu tencere, telefon şarjı, siyah gömleği vs”yi aramakla geçiyor.
Benim arayışlarım genelde “Aaannneeeeee bu kadın bi daha benim odama
girmesin” haykırışıyla bitiyor. Sonra annem yetiyor ve benim
şirretliğime onun “Ay ne yapayım? Her defasında söylüyorum ama...”
söylenmesi eklenip arama kurtarma çalışmasına kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
Misafirliğe gittiğim bir arkadaşım üzene bezene hazırladığı kokteyllere
koymak için, tüm mutfak dolaplarını altüst etmek suretiyle bulamadığı
pipetler için hırs yapmış, “Yav boşver, böyle de içeriz n’olcak?”
sözlerimize “bugün temizlik vardı da” özürü ile karşılık vermiş,
akabinde temizlikçi kadına telefon açmış ve “benim pipetlerim nerede?
Nereye kaldırdınız onları?” diye höykürmüştü. Bir değil, iki değil...
Yer değiştirme savaşları sadece eve gelen temizlikçiler için geçerli
değil. Bizim iş yerinde hemen her sabah bir-iki masadan “ya bu
temizlikçilerrrr...” ile başlayan şikayetler duyuluyor.
Mesela bilgisayarını açmaya çalışıyorsun, sonsuz karanlık. Oraya bas,
buraya tıkla derken sıra masaların altından boğuk bir sesle “biri bana
şu kabloyu uzatsın, onu çek, bunu ittir”lerle dolu kan ter içinde bir
aktiviteye geliyor. Ya da mesela sabah ofise bir geliyorum, akşam sol
tarafa koyduğum kalemlik sağ tarafta, çay bardağım bilgisayar ekranımın
arkasına konulmuş ve telefon defterim printer’ın altından filan
çıkabiliyor. Kalemlik solda değil sağda dursun. Ne farkeder? Fark ediyor
işte. Ben o kalemliği sola koymuşum. Orayı beğenmişim, orayı uygun
görmüşüm ve oraya alışmışım. Niçin değiştiriyorsun? Kalemliği kaldır,
altını sil ve aynı yere bırak. Bu kadar basit. Her akşam geldiğinde o
kalemliği solda buluyorsan demek ki ben onun solda olmasını istiyorum.
Niçin müdahale ediyorsun? Amacın ne? Hangi örgüte üyesin?
Sanırım bu temizlik yapan kadınlar boş zamanlarında bir araya gelip
“temizliğe gittiğimiz evlerin, işyerlerinin düzenini bir güzel altüst
edelim” şeklinde ortak bir karar alıyor.
. . .
Tabii bir yöntem olarak bir arkadaşımızın yaptığı gibi bir kağıda koca
harflerle “MASAMI TOPLAMAYIN” da yazılarak kurtulunabilir. Ama bu gözü
dönmüş ve azimli bir yer değiştirici temizlikçiyi ne kadar ve nereye
kadar durdurur bilemiyorum.
. . .
Temizliğe gelen kadın sadece yer değiştirmekle kalmaz. Mesela paketinden
çıkarmaya kıyamadığınız ya da örneğin ablanız için aldığınız bir örtüyü,
“bu buraya çok güzel yakışır” diyerek açar, bir güzel yerleştirir.
Bizimkinin elinden torba içinde olan hiç bir şey kurtulamaz. Başka
birine almışımdır, değiştirilecektir, ödünç alımışımdır o yüzden
torbanın içindedir. Ama hayır, huzursuz kadın rahat durmaz ve torbanın
içindekini çıkarır, pıt diye bulamayacağım bir yerlere yerleştirir,
torbayı da ortadan kaldırır.
Sonra bir tane bluzum vardı. Buruşuk kumaştan. Krem rengi, yakasında
danteller filan vardı. Bizim normal bir gömleği bile kırışıksız
ütüleyemeyen kadın, kalk o buruşuk kumaşı hırs yap, dümdüz et. Daha
doğrusu bluzun yarısına gücü yetmiş, buruşuk kumaşa karşı verdiği savaşı
bir yerden sonra kaybetmiş, yarısı buruşuk yarısı düz askıya asıp dolaba
kaldırmış. Tabii ki giymeye niyetlendiğim, başka bir şey bulmanın,
ütülemenin servisi kaçırtacağı bir anda gördüm bu durumu. Sonrasında
ıslak ıslak dertop edip kuruttum ama chık, eski haline gelmedi. Sağ
tarafı hanyaya sol tarafı Konya’ya gitti. Bir daha da giyemedim. Bu olay
da benim “Do-kun-ma-sıııın, ü-tü-le-me-siiiiiiin” bağırtılarımla
sonlandı.
Yine de hakkını yemeyeyim bizim temizlikçi kadınımız enteresandır da
aynı zamanda. Herşeyi bilir, herşeyi almıştır ve denemiştir. Mesela
mikro dalga fırını kullanmayı annem ondan öğrendi. Yeni ev aldığında,
annem “ev hediyesi almak isterim, neyin eksik, ne istersin?” diye
sorduğu zaman “Allaha çok şükür herşeyim var. ama illa alıcam dersen
şemsiyeliğim yok, şemsiyelik al sen bana” demişti. Aldık da. Sonra biz
yeni evimize taşındığımızda o da bize ev hediyesi şemsiyelik almıştı.
Ayrıca meraklıdır. Hiç unutmam bir gün annem işyerimi arayıp “Muamma,
senin odanda masanın üzerinde bi şey var Seher Hanım merak etmiş bu
nedir diye soruyo” sorusunu sormuştu. “Firenç Pires” dedim. “Ne işe
yarıyor, nasıl kullanılıyor?” diye sordu bu sefer. “Anne işim gücüm
var”.
“E soruyor”
“Yav deli misiniz yav?”
“E ne diyeyim şimdi?”
“Off yaa, kahve yapılıyo işte”
“Nasıl yapılıyor diye soruyor”
“Yaaaaa..”
“Görmemiş hiç, merak etmiş işte”
. . .
Not: Eğlencelik yazı olsun diye bu yönlerini yazdım kadıncağızın.
Sanılmasın ki bir işe yaramaz, gıcık, beceriksiz bir insandır kendisi.
Okuma yazma bilmeyen, 60 yaşını geçmesine rağmen hala çalışmaktan
bıkmayan ve gıcunmayan, haftada yedi gün temizliğe gidip, kendi zor
şartları içinde bile tek başına kendine bir ev kurmuş tatlı bir
kadındır. Geçen sene ameliyatlarımın arkasından “sizin şimdi çok
masrafınız olmuştur, benim kenarda birikmiş param var, ihtiyacınız varsa
vereyim” diyecek kadar da büyük yürekli, vefalı ve yardımseverdir.
|