|
28/01/2003
Huysuz Orta
Yaşlı’nın ilk yazısı çıkar çıkmaz, ilk huysuzluğumu hemen
Web’lerin Efendisi’ne yaptım...Sebebi de arkadaşlardan gelen
“söylediğin site adresi hata veriyor”, “sayfa açılmıyor”, “hiç
yakışıyor mu senin gibi Yüce Majeste’ye kenar mahalle varoş
sitelerinde yazılar yazmak” gibi şikayetler...Web’lerin
Efendisi de “bana bak, sen başlar başlamaz burada bir Ertuğrul
Özkök-Serdar Turgut ambiyansı yaratmaya çalışıyosun ama buna
izin vermeyeceğim” dedi...
Halbuki
Web’lerin Efendisi bilmiyor ki zamanında hayranı olduğum
Serdar Turgut defteri benim için kapandı..Ben onu “hayattaki
en büyük arzusu Margaux Chateau şarabı içmek, en büyük
problemi eşi Rana” diye sevmiştim ancak ne zaman ki “Öteki
Türkiye”nin sesi olmaya soyundu (hem de içine bir şey
giymeden) ve ne zaman ki çocuk sahibi olmak üzerine o kadar
okunası, forvırd edilesi yazılar yazmasına rağmen çocuk sahibi
oldu, ben de o zamana kadar aldatıldığım hissine kapılarak
“Serdar Turgut Hayranlığı” defterini kapattım.
Kapattım ama
Habertürk’te Serdar Turgut’un katıldığı bir programdan
sözetmeden de konuyu kapatmayayım...Sunucu ST’ye soruyor
“Öteki Türkiye’den çok e-mail alıyor musunuz?” ST de “eee, şey
tanımı gereği Öteki Türkiye Internet’le pek haşır neşir değil”
demek zorunda kaldı..Ne güzel, programı sunan hanım kızımız
daha Öteki Türkiye’nin anlamını ve kapsamını
bilmiyor...Programdan önce de araştırma gereği duymamış...(Bu
arada niye “International” için “Enternasyonel”,
“Interconnected” yerine “enterkonekte”, “Integrated Circuit”
yerine “entegre devre”, “Intellectual” yerine “entelektüel”
diyoruz da “Internet”e “Enternet” demiyoruz bu da ayrı bir
huysuzluk konusu)
N
Web’lerin
Efendisi ile entelektüel anlamda saç saça baş başa giriyoruz
ama (üstelik onun saçları kıvırcık, benimkiler kısa kesim,
nasıl beceriyoruz hala bilmiyorum) ikimizi de aşan bazı
mevzular var...Örneğin Şarkıcı Nez...(O ne güzel bir isimdir,
sevgilinize “Hayatım bu hafta sonu seninle birlikte olamadık
çünkü Nez’leydim” deseniz, o size “ah canım, geçmiş olsun”
der..Esas sana geçmiş olsun ama haberin yok)...”Sakın ha!”
şarkısından sonra piyasaya sürdüğü şu şarkının sözlerine
bakın:
Devire devire
Yürüyorum
şişeleri
Ben değil,
barlar sarhoş
Evire çevire
Unutuyorum
aşkları
Yalan bu dünya,
herşey boş
İddia ediyorum
ki herşey boş
Görüldüğü gibi
gayet iddalı ve iddiacı bir şarkı.Bu arada “evire çevire
unutmak” gibi bir fiili Türkçemize kazandırdığı için kendisine
teşekkür ediyorum...
N
Türkçeye yeni kelimeler kazandırmaya çalışanlara huysuzluk
edenler var..Halbuki yaşayan bir dil olduğunu iddia ettiğimiz
Türkçemize yeni durumlara göre yeni kelimeler, fiiller,
özneler, kazandırmak şart.(Bu arada “iddia” diyorum çünkü
yavaş yavaş Türkçenin yaşayan değil ölü bir dil olduğuna
inanmaya başladım.Örneğin yeni kuşağa “sifon çekmek” diye bir
fiili anlatmak zor, bizim zamanımızda rezervuarlar yukarıda
olur ve ipi çeker bir katakulli ile suyun aşağıya doğru
akmasına engel olan kapak aralanır ve suyun boşalması
sağlanırdı. Halbuki şimdi şimdi mekanizması ya itiliyor, ya
sapı çevriliyor, ya düğmenin kulağı bükülüyor, ya sap yukarı
kaldırılıyor ama her halükarda “çekme” eylemi
gerçekleşemiyor..Yeni kuşak da şaşırıyor tabi..Aynı “arabaya
binmek” fiili gibi, şimdi sadece Jeep türü arabalara “binmek”
mümkün, ötekiler yer seviyesinde o zaman arabaya binilmiyor,
arabanın içine yürünüyor.Hele benim bir arkadaşımın Honda
Prelude’ü var, ona binmek ne mümkün iniyoruz resmen)
Peki Türkçenin
yeni kelimeler kazanmasına, serpilip gelişmesine, yeni
durumları anlatmasına engel olursak ne olur?Yeni kuşaklar “bu
dil benim derdimi anlatacak zenginlikte değil be kanka” deyip
meramını başka dillerle anlatmaya çalışır..Örneğin geçenlerde
(tamam itiraf ediyorum lahana dolması parmaklarla yazdığım
için böyle bir kelime ortaya çıktı ama) “tepkişmek” diye fiil
buldum.. “Tepkisini tepişerek gösteren” diye de bir anlam
yükledim, hiç de fena olmadı...
Türkçeyi
koruduğunu zannedip, dil jandarmalığına soyunanlar “Peyami
Sefa, Yahya Kemal Beyatlı, Sait Faik Abasıyanık böyle
kelimeler kullanmıyordu” diye karşı çıkıyorlar ama “adam bana
öyle söyleyince “ne oluyoruz yahu” oldum” lafının nesi
yanlış?Eminim onlar da duysaydı gayet rahatlıkla
kullanırlardı.Türkçe’nin, uyumunu, mantığını bozmadan, önünü
açmak lazım...
Bu konuda
“”Otostopçunun Galaksi Rehberi”nin yazarı Douglas Adams’ın bir
çalışmasını belirtmek istiyorum.Üstad oturmuş İngilizce’de
artık olması gerektiğine inandığı kelimelerden bir sözlük
yapmış...
“Örneğin “wrat”
diye bir uzunluk ölçüsü, hani paralı otoyollarda bilet almak
için arabanın camından kolunuzu uzatırsınız da parmaklarınızın
ucu ile düğme arasında çok az bir mesafe kalır..Mecburen ya
kemeri çözerek basarsınız ya da (Türkiye’ye özgü bir şey)
orada duran çocuk düğmeye basar size verir..İşte arada kalan
mesafenin adı wrat olsun ve konuşmalarda “memiyle aramda 3
wrat mesafe ya var ya yoktu” dendiğinde biz “vay epeyce az bir
mesafe kalmış yahu” diyebilelim”..Çok yaşa sen Douglas
usta..diyeceğim ama 2 sene önce öldü, nur içinde yatsın (tabi
ışıktan rahatsız olmuyorsa)
Huysuz Orta Yaşlı’nın Günlüğü’nden
24 Ocak 2003
Sevgili
Günlük, tamam
huysuzum ama bir huysuzun üzerine bu kadar da gelinmez ki....
Bugün, işverenimin sigara, çay,
kahve içmek için ayırdığı cafe'de insanlara en uzak olduğunu
düşündüğüm her zamanki masada oturmuş puro keyfi yapıyorum (bu
günlüğü okuyan 18 yaşın altındaki kardeşlerim sigara, puro,
içki gibi uyuşturucu veya keyif verici maddelerden uzak durun
(gerçi “keyif verici maddeler” lafında bir teşvik var ama
olsun) bir parantez daha kapatmam lazım), arka masaya iki
bayan oturdu, bir tanesi "bakar mısınız?" dedi, "buyurun"
dedim, "puronun dumanı rahatsız ediyor, acaba başka masaya
oturur musunuz?" dedi...
1-Orası iş yerinin sigara içmeye
ayrılmış yeri
2-En uzak ve çevremdeki en az
masayı rahatsız edecek yerde oturuyorum
3-Başka masalar da boşken tam
arkamdaki masaya daha sonra gelip şikayet ederek beni
kaldırmayı hak olarak görüyor
4-Öteki masaya geçtiğimde aynı
şekilde o masanın arkasındaki insanların da rahatsız
olabileceğini, üstelik onlardan sonra oraya gittiğim için
haksız duruma düşeceğimi kestiremiyorlar
Bütün bu düşünce zincirinin
sonunda "başka boş masalar da var, siz oraya geçin" dedim.
Hani "rahatsız olduk, puroyu
söndürür müsünüz?" dese bu kadar huysuzluk
yapmazdım....Sonunda onlar kalkıp bar kısmına geçerek
kurabiyelerini orada yemeye devam ettiler...
Dönüş yolunda ATM'ye uğradım,
biri "pat" diye omuzuma vurdu, döndüm, hiç tanımıyorum...
"Ahhh çok özür dilerim, birine
benzettim" dedi...
"Bari benzettiğiniz iyi biri
mi?" dedim, "evet, çok iyi arkadaşımdır " dedi, "e, iyi o
zaman" dedim gittim...
Sana sormak istediklerim şunlar:
-Bunlar birer nedir?
-Ben huysuzluk mıknatısı mıyım?
-İnsanlar huysuz olduğum için mi
böyle davranıyor, yoksa böyle davrandıkları için mi ben huysuz
oluyorum?
İkinci olayda huysuzluk
yapmamam, huysuzluk yapacak birşey olmamasından
kaynaklanıyor..Bunu "gerekmediği zaman huysuzluk yapmıyorum"a
bir örnek olarak sundum...Bugünlük bu kadar artık yatayım...
Sevgiler
Diğer HOY Yazıları; 23/01/2003
Anasayfa |