|
N
ColaTurca reklamı konusunda yapacak hiç
huysuzluğum yok. Bu kadar güncel ve herkesin bildiği bir konuda
huysuzluk yapmak bana prim kazandırır bunun bilincindeyim ama yok
işte. Pozitif milliyetçilik adı altında kavramlaştırdıkları
özellikler güzel işlenmiş. Ama nedir o, Chevy Chase’i tanıtmak
için kullandıkları “Amerika’nın Kemal Sunal’ı” benzetmesi yahu?
Eğer bunu Kemal Sunal’ı yüceltmek amacı ile kullanıyorlarsa artık
onun buna ihtiyacı yok. Yok, Chevy Chase’i aşağılamak için
kullanıyorlarsa ne gerek var, ayıp olmuyor mu? Chevy Chase,
bırakın üzerine kariyerini yasladığı bir özellik olmasını, hangi
filminde “e” leri ağız yaygınlığının izin verdiği ölçüde “eveeet”
ve “eşoleşek” diyerek espri yapmış? Kemal Sunal’ı sevmezdim,
sevemedim hatta bir nesil Türk insanının espri anlayışını
düşürdüğü için yer yer sinir olduğum da oldu ama Chevy Chase’le (sebep
ne olursa olsun) aynı kaba konulması beni yeni hezeyanlara
sürükledi.
Eğer illa Amerika’da bir
Kemal Sunal benzeri aranıyorsa bu Chevy Chase değil Jim Carrie
olabilir. Chevy Chase’i bir Türk sanatçısına benzetmek
gerekiyorsa bu ancak Şener Şen olabilir (niye? nasıl yani? gibi
bir açıklama bekleyenlerin beklentilerini boşa çıkartıp bu
paragrafı kapatacağım)
N
Bazı insanlar vardır, muhakkak hayatınızın bir
döneminde karşılaşmışsınızdır. Kendisi ile ilgili bir olay
anlatacakken şöyle başlatır cümlesini: “Benim bir pis huyum vardır…”
“ Karşımdakini ne kadar seversem seveyim, bir yanlışını gördüm mü
bir kalemde silerim”… “Başladım mı koca bir tepsi baklavayı
bitiririm, durmak bilmem”… “Pire için yorgan yakarım”… “Sevdim mi
tam severim, ölümüne severim”… “Karşımdaki kim olursa olsun,
yanlışını pat diye suratına söylerim”… “Sinirlenince dünyayı gözüm
görmez”…
Şimdi nedir bu? “Ya
kardeşim yanlış olduğunu görüyor ve biliyorsan değiştirsene bu
huyunu” desek sonuç alamayacağız, “yok estağfurullah, sonuna kadar
haklısın hoca” mı dememiz isteniyor? Yoksa “o birşey değil esas
bende pis bir huy var…” deyip karşılıklı “pis huylar düellosu”na
mı davet ediliyoruz nedir?
O zaman benim de şöyle pis
bir huyum var: bu tip muhabbetlere sinir olurum…Beğenmediğin bir
özelliğin varsa değiştir be kardeşim, sen o özelliğini
beğenmiyorsan ben niye beğeneyim? Bundan sonra yapacağın pis
huylara peşrev mi çekiyorsun, nedir?
N
Telefonla su siparişini ben verdiğim zaman evde
hep aynı hikaye… Sevgili eşim benim çok kaba biri olduğumu
söylüyor ben de “haydaaa, ne var bunda?” diye şaşırıyorum. Ben
telefonu açıp, “iyi günler” diyor, arkasından kod numaramızı
söyleyip ( bu müşteri ilişkileri veritabanına dahil olmak çok
güzel bir şey, her seferinde adres tekrarlamak zorunda da
kalmıyorsunuz) teşekkür ederek kapatıyorum. E başka ne diyeyim?
Orasının su satan bir dükkan olduğunu, sudan başka birşey
satmadığını biliyorum, bir taneden fazla su istesem bunun sayısını
söylerdim, aksine bir şey söylemiyorsam demek ki bir tane
istiyorum. Adamın istediği bütün bilgileri vermiş durumdayım, daha
ne isteniyor benden?
Sevgili eşime kalsa hal
hatır sormam, satışları hakkında bilgi almam, sularının ve
servislerinin kalitesi hakkında geri besleme de yapmam lazım.
Hatta “geçen sefer gelen arkadaş çok kötü öksürüyordu, iyi oldu mu,
ona içine elma kabuğu rendelenmiş ıhlamur filan içirin, mazallah
ciğerlere inerse daha kötü olur..” gibi olayı aşırı yakınlık ve
ilgi safhasına çeksem “How is yenge, kiss çoluk çocuk for me”
ambiyansına bürünmüş halis Türk erkeği olacağım.
Bu yazının tavsiyesi:
Kenan Doğulu’nun “Demedi Deme” albümünü alın (ama korsan kopyasını
değil, orijinalini alın ki çocuk da kazansın). Ben bir tomar para
verip Kilyos Solar Beach’teki albüm tanıtım konserine gittiğim
için, cebime düşeni yaptığıma inanıp korsan aldım, ama siz öyle
yapmayın. Veya şöyle yapalım, o konsere gidenler, o olmadı,
çıktığı kulüplerden birine gidip maddi yardım yapanlar olabilir de
ötekiler yasal kopya alsın, çocuk kazansın. Özellikle “Aşkım aşkım”
şarkısı yeni bir “Kurşun adres sormaz ki” veya “Bugün pamuk
kalbinden taşınıyorum” kadar yumuşak ve güzel bir parça olmuş.
|