
13/05/2006
N
Nedir bu bayanların erkekleri değişmeye, kendine benzetmeye
zorlama ihtirasları yahu? (Evet, farkındayım çok bodoslama oldu.
Hazırlanmanıza, üzerinize rahat birşeyler almanıza olanak
tanımadan konuya balıklama girdim. Özür dilerim. Bir daha olmaz.
Belki de olur…Hatta olma ihtimali daha fazla)
İstisnasız
hiçbir bayan erkeğinden %100 memnun değil. “Sevgilim, dünya
tatlısı ama keşke biraz daha az öküz olsa”, “Eşim bir melek ama
sonuçta Azrail de bir melek değil mi?”, “Oğlum dünya tatlısı bir
prens ama ah o arkadaşları yok mu?”
Tabi bu
memnuniyetsizlik de beraberinde birlikte olduğu erkeği
değiştirmek, istenilen kalıba sokma çabalarını getiriyor. “Madem
bundan memnun değilim, o zaman bunu bırakayım da memnun olacağım
bir tane bulayım” çabası yerine bir zorlama süreci ve
akabinde gelen hırsa bulanma, sinire kesme durumları…
En küçük
bayanından en büyüğüne kadar bu böyle :
-
Tuğçe, ben sıkıldım, bahçeye çıkıp bisiklete bineceğim
-
Hayır Buğra, evcilik oynayacağız
- Ama
ben bisiklete binmek istiyorum
-
Hayır dedim. Yoksa annemlerin evine giderim.
- E,
zaten sizde oynamıyor muyuz?
“Daha
iyisi yok elimdeki ile idare edeyim”, yerine “daha iyisi
yok, ben de bunu şekillendireyim” yaklaşımı var bütün
bayanlarda…
Yapmayın
arkadaşlar, istekler farklı, bakış açıları farklı, beklentiler
farklı. Hiç bir şey olmasa, 3 sene, 5 sene, 18 sene, 25 sene, 43
sene, 70 sene öyle veya böyle, memnun olsanız da olmasanız da
bir birikim var. Bunu, sırf siz istiyorsunuz diye, 3 günde 5
günde, 18 günde, 25 günde, 43 günde, 70 günde değiştirmeyi kim
başarmış ki siz başarabilesiniz?
Başarmış
gibi göründüğünüz durumlar da
-
Oğlum nedir? Bıyıklar gitmiş?
-
Yaa, ince ayar yaparken, ölçüyü kaçırmışım
-
Tabi, tabi..Melis istemiyordu değil mi?
- Yaa
ne alakası var oğlum yaa..Sıkılmıştım zaten. Nedir o, çorbanın
içine girer, su bardağında dolaşır. Öpüşürken batar…
- Ne?
Ne dedin sen? Nihohahaha
şeklinde
artçı muhabbetlere muhatap olur ve sizden ufak çaplı nefret
edilmesine yol açar bilesiniz.
Ben bu
çabaları resim sergisinden yağlı boya bir tablo alıp eve
gittiğinizde “şurasının rengi olmamış, burada çizgiler yeteri
kadar yumuşak değil, şuraya da gereksiz tarama yapılmış”
diyerek suluboya fırçası ile resme müdahale etmeye benzetiyorum.
Yapmayın
arkadaşlar, eğer resimde beğenmediğiniz yerler varsa hiç
sergiden almayın. Bırakın belki olduğu gibi beğenen biri çıkar
(zor ihtimal) ama her halükarda sanatçının eserine saygı duyun.
Belki yapım aşamasında müdahale etseniz makul olabilir veya
sipariş üzerine çalışan bir anne bulabilirseniz en ideali ama
resmi aldıktan sonra yapılan müdahaleler sanata ve sanatçıya
yapılan haksızlıktır. Ve yıllar sonra karşılığında alacağınız
teşekkür yanıtı :
“Ömrümü
yedin, ömrümü!” olacaktır. Daha fazlasını beklemeyin.
N
Tutku bisküvilerinin son reklamını seyrettiniz mi?
Türk-Yunan
sınır köprüsü üzerinde Türkiye’den Yunanistan’a motorla geçen
iki zibidi (niye zibidi? Çünkü sırt çantasının fermuarını
kapatmayı beceremeyerek beni birazdan sinir edecekler) köprüyü
geçerken sırt çantasında bir paket Tutku bisküvi düşüyor. Tutku
Türk sınırının 3 parmak içine düşüyor biraz yuvarlanıyor ama en
fazla 2 parmak gidebiliyor. Bu arada Yunan gümrük görevlileri de
Tutku’ya “gelsene, hadi gel vre” türü el işaretleri
yapıyor.
Türk
tarafı bunu görüyor, büyük bir olgunlukla sınır çizgisine
geliyor, Tutku’yu elinin tersi ile itiyor Yunan tarafına deplase
olmasını sağlıyor, Yunanlı meslektaş da mal bulmuş mağribi gibi,
Kardak Adalarını geri almışçasına muzaffer bir eda ile sınır
gözetleme kulübesine geri dönüyor.
Dikkatli
okuyucular takip etmiş, detayı yakalamıştır. Türk görevlide,
paketi alıp nazikçe uzatmak yok. Elinin tersi itip, “al ulan
al. Tüket anasını satayım. Sevindirik oldun di mi? Şopar seniii…”
türü bir yaklaşım var. Üstelik kimin malını kime veriyorsun
kardeşim? O bisküvi paketi senin değil ki motorlu zibidilerin.
Ha, bu
arada son detay da Türk görevlileri yarım bıraktıkları çay
saatine döndüklerinde ne görseler beğenirsiniz? (Ne görseler
beğenmeyin, ama olsun) Kendi Tutku paketleri boşalmış. Haydaaa,
sorumsuzluğun, plansızlığın, programsızlığın, geleceği
görememenin, vizyon sahibi olamamanın, elindeki malın kıymetini
bilememenin, tüyü bitmemiş yetimin hakkını Yunan’a kaptırmanın
bundan daha açık bir anlatımı olamaz.
Şimdi
Türk Sınır Görevlileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
çıkıp bir açıklama yapsa ve “Bu filmi kınıyoruz, hiçbir Türk
sınır görevlisi böyle bir şuursuzluk yapmaz. Görev sırasında
yiyip içmeyeceği gibi, yiyip içse de hiçbir zaman malzeme
eksikliği çekecek bir hazırlıksız yakalanma durumunda olmaz. Bu
reklamı kınıyor, duyarlı Türk halkını Tutku yememeye
çağırıyoruz. Atatürk’ün “Türk sınır görevlisi, kuşkusuz
dünyanın en içten ve gönül dostu sınır görevlisidir”
şeklindeki sözünü bir kere daha hatırlatıyoruz” türü bir
açıklama yapsa haksız mı?
Şimdilik
bu kadar, son okuyan ışıkları kapatıp kapıyı çeksin, bir de
dışarıdan yüklensin kapıya, bazen tam kapanmıyor. (Eğer kapı
sınıra yakın bir yerde ise açık tutun, belki tutkulu (her iki
anlamda da) motorsikletli zibidiler gelir, biz de eğleniriz
)
Toplumsal
ahlakın
sopası hepimizin üzerinde olsun.
|