
04/08/2006
Yaz Geldi Böyle Oldu
Bir süredir sizlerden uzak kaldığımın farkındayım. Bu
farkındalık bana bir şey kazandırdı mı derseniz, koca bir “yoo”
çekebilirim ancak. Bu süreçte, her zaman olduğu gibi sevgili
Degaje’yi ‘ı-ııh’ dan, ‘hı-hıı’ya transfer etmeye çalışmakla
geçip gitti günlerim.
Oysa ünlü Türk düşünürü Hülya Avşor bile, kayanın üstüne gül
koklama antrenmanları yaparken, benim hâlâ evimin balkonundaki
menekşelerin o kanıksadığım kokusuna mahkum olmam, Degaje’yi hiç
etkilemişe benzemiyor.
Avşor kadını (artık bu yaştan sonra kızı desem ayıp olur gibime
geliyor) Yener Süloy’la söyleşisinde şöyle bir şey söylemiş, “İnsan
evlenir de, ayrılır da, ne var bunda? Biz de ayrıldık, ölmedi ya
kaya. . . Benim için önemli olan insani ilişkiler. İnsanlar
başlarına gelen en ufacık olayları bile çok büyüterek
hayatlarını mahvediyor. Ben oraları farkında olmadan aşmışım,
"Entari’sini Satan Pigme" gibi olmuşum neredeyse. . . “
Hakikaten ne bilge bir kadın bu Hülya, soyadından başka
kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir adamı nasıl da koruyor, kendi
gururunu paspas gibi yaparak nasıl da arkalıyor onu, değil mi?
Peki Degaje ne yapıyor? Binbir vaatle bana karşı dairesini
aldırdı, o kadar göz süzdü, işve yaptı; ondan sonra da kalktı
bir kapı yetmezmiş gibi bir de her bir tarafından pabuç gibi
kilitler fışkıran bir demir kapı daha yaptırdı. Sorduğum zaman
da, “Hakkı beyciğim, yanlış anlamayın; ben bu kapıyı hırsızlar,
uğursuzlar için taktırdım” diyor. “Hadi hırsızı anladım da,
uğursuz kim ola ki?” diye soracak oluyorum ama, belki bana laf
çarptırıyordur diye ağzımı da açamıyorum”.
Bu yaştan sonra canbazlar gibi balkon demirlerine tutunup yan
balkona geçecek atletiklikte de olmadığımdan, mecburen kapısını
çalıyorum. Bu demir kapının içine ses yalıtım malzemesi de mi
koydurttu nedir, içerden hiçbir ses duyulmaz mı kardeşim? Kapı
duvar, ben ağaç; öylece dakikalarca bekliyorum kapısında da, bir
kez olsun açıp da içeri buyur etmiyor. Ama Hülya öyle mi; o
Ferraye’de mumunu söndüren kayayı bir güzel alıyor evine de,
yatacak yatak bile veriyor. Artık salona yer yatağı mı seriyor,
ayak ucuna mı kıvrılttırıyor; o kadar detayını bilmem mümkün
değil. E, çocuğun babası ne de olsa. . . Ben de diyorum ki,
bizim oğlanı Degaje’nin nüfusuna mı geçirtsem. O zaman belki
bana kıyamaz da, “ Çocuğun babası gelmiş, alayım bari” der.
Hayır; koskoca sitede bir Degaje’ye takmışım. Farkında olmasına
farkında da, artık ağırdan mı alıyor; site sakinlerinden mi
çekiniyor bilmiyorum ki. Zaten bütün bunları düşünmekten helak
oldum; hiç insafa gelmiyor. Oysa onu her kadınlar gününde,
anneler gününde, doğum gününde, kurbanda, ramazanda hatta çocuk
bayramı ve dahi zafer bayramında bile kutlayıp tebrik etmek
amacı ile hamle yapıp öpmeye çalıştığımda hep kaçıyor
menzilimden. Yani, tipim yerinde; evim de var, emekli maaşım
da... Daha ne ister ki?
Hani, “Andropoz’a girsin de, ondan sonra açayım kollarımı” diye
bekliyorsa, daha çok bekler.
Hakkıdır Hakkı’ya takan Degaje’nin istiğrak!
|