mesaj kaygısı arsenik gibidir, öldürür..


                                                                                            

Huysuz Orta Yaşlı
sıyrık balata
deli kızın türküsü
pe®sona g®ata
Adam Legal
Muamma Hanim
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
Sabah Rüzgarı
GvZ
Arzu'nun Seyir Defteri

Anasayfa

site haritası | fasıl | slayt | depo
ŞİİR KÖŞESİ
"BU SATIRLARIN YAZARI" arşivi

Copyright © 2005 özgürce.net
Tüm yazıların yayın hakkı yazarlarına aittir.
IE 5.0 +, Mozilla Firefox 1.0 +, 1024X768 çözünürlük..
Yoksa karışmayız..

 

 

 



29/07/2007


 

BEYAZ KOYUN

Oyun başladı başlayalı, oyunu izlemek yerine, bana kötü kötü bakan kadın, birden ayağa kalktı, yanındakinden geçmek için müsade istedi :

-- Afedersiniz geçebilir miyim?

-- Kardeşim, arada git nereye gideceksen, oyunu böleceksin!

Kötü kötü bakan kadın, homurdanan adam için çantasını açıp koca bir ekmek bıçağı çıkardı

-- Valla o bacaklarını çekmezsen bölme işine senden başlamak zorunda kalacağım.

Bıçağın büyüklüğüyle orantılı olan çığlıklar başladı. Kadın, bir yandan bacaklarını çekerken bir yandan da yüzlerini korumaya çalışan insanların yanından yavaş yavaş geçiyordu. Esasında boşuna bağrışıyorlardı, onlar güvendeydiler, o kadın bana saldıracaktı. Nereden mi biliyorum? Rüyalarımdaki bıçaklı kadınlar hep bana saldırırlar da oradan.

Norman Bates ve akrabaları rüyalarıma ne zaman girmeye başladılar pek hatırlamıyorum. Benim tahminim ben beş yaşındayken oturduğumuz Acıbadem’deki giriş katının arka bahçeye bakan odasında başladıkları. Odam maşallah gölgeler odasıydı. Gece yatarken, sokak lambasının beyaz ışığı ile cama vuran ve hareket eden ağaç dallarının gölgelerinin arasından, ara sıra geçen insan gölgelerini görüp tırsardım. Yoksa onlar sadece ağaç gölgesiydi de ben mi insan gölgesi gördüğümü zannediyordum?  Tabi bir de bornoz var. Giriş katında oturduğumuz için balkondaki çamaşırları, balkon demirlerinin arasından ellerini sokan kimi hırsızların çalma  riski vardı. Dolayısıyla çamaşır kurutmak için, annemlerin yatak odasının camı ve mutfağın kapısı açıldığında püfür püfür esen koridor çok iyi bir alternatifti. İşte o koridorda, tam da benim odamın buzlu camının karşısına denk gelen eski bir tablo çivisine, annem ara sıra bornoz asardı. Ben de uyku sersemi tuvalete kalktığımda odanın buzlu camında o silüeti görünce donakalırdım. Onun bornoz mu, yoksa kara şovalye mi olduğunu anlamak için, dakikalar boyu bekler ve kıpırdayıp, kıpırdamadığına bakardım. Sonra beni kandırmak için kıpırdamadan durabileceği gelirdi aklıma. Peki neden odaya kendisi girmiyordu da benim çıkmamı bekliyordu? Neyse neydi, koridora çıkamazdım. Çaresiz camı açarak arka bahçeden geçen yola işerdim ben de. Sabah emekli apartman yöneticisi kapıcıya oraları sulattırır ve anneme :

-- Yine bir ayyaş bahçeye girmiş ve buraya ... çok afedersiniz işemiş.

-- Ay iyi ki bornozu koridora astım. Yoksa onu da çalardı.

Koca bıçaklı kadın müsade isteyerek ilerlerken benim elim de armut toplamıyordu tabi. Ben de müsade isteyerek diğer tarafa doğru ilerliyordum. Pek bir heyecanım da yoktu zaten. Bu hep böyle olurdu. Bıçaklı kovalar ve ben kaçardım. Çocukluğumda gördüğüm rüyalarda da hemen bir yerlere sıvışmaya gayret ederdim, ama nedense bıçaklı her zaman benden daha hızlı koşardı. Ben bunu büyük bir talihsizlik olarak görür ve “Ulan, bir bıçak da benim elimde olsa, kimbilir nasıl koşacağım. Keramet bıçakta demek ki” derdim kendi kendime. Koşturmanın bir yerinde bıçaklı nihayet bana yetişir ve hamle yapardı. Ben o anda hoplayarak uyanırdım.

Ancak bir gece, yine böyle rüyamda koşarken, ve yine bıçaksız olduğum için yavaş koşmaktan dolayı homurdanırken, “Oğlum” dedim kendi kendime, “Bu zamana kadar koştun da ne oldu?” . Birden durdum. Arkamı döndüm. Bıçaklı da durdu. Gayet kararlı haykırdım “Koşarak kaçmaktan bıktım!” Bıçaklı bir an için “Eyvah çocuk dellendi sonunda. Bu beni boğar şimdi” diye düşünürken ben devam ettim : “Artık uçarak kaçacağım! İstikbal göklerdedir!”. Derhal havalandım, bıçaklı aşağıda bakakaldı. Bıçaklı sorununu çözmüştüm, ancak kendime yeni bir sorun edinmekte gecikmedim. Malesef öyle kuş gibi uçamıyordum. Daha çok bir paraşütlü gibi yavaş manevralar yapabiliyordum ve güzel bir zıplamanın ardından, önce yükselişim durdu, sonra daha bir lale devri bile yaşayamadan düşüş dönemine girdim. İrtifa kaybediyordum, durum vahimdi. Bir yerlere  konmak ya da tutunmak zorundaydım. Birden aşağıdaki küçücük evlerin çatıları büyümeye başladı. Ben çatısı yuvarlak bir yere düşmekteyim. Can havliyle minareye yöneldim ve tutundum. Yere çakılmamıştım, bir oh çektim ve aşağı baktım. Bıçaklı aşağıda bekliyordu. “Ne çabuk gelmiş kardeşim?” dedim.  King Kong minarede şeklinde biraz bekledikten sonra yine homurdanmaya başladım. “Çok iyi!” dedim kendi kendime “Uçtun da ne oldu! Armut piş, bıçağa düş! Başlarım ulan böyle rüyaya! Ben uyanıyorum arkadaş!”. Ardından kararlı bir biçimde uyandım.

Anneannem telefon açtığı zamanlarda akşam gördüğüm rüyaları sorar ve rüyayı bir şekilde kısmete bağlar ve genelde çeyrek Milli Piyango bileti alınması gerektiği sonucuna varırdı. Bu rüyamı anlattığımda, anneannem rüyadan bir kısmet çıkarmadı ama, bir kaç gün sonra gittiğimiz mevlitteki hocaya beni göstererek : “Amcası, torunum rüyasında  minareye uçmuş” deyince, hoca da başımı okşamıştı. Anneannem aşağıda bekleyen bıçaklıdan hiç bahsetmemişti. Olsun, tarih hep böyle yazılırdı zaten.

Çantası boyunda emek bıçağı ile üzerime gelen kadından da elbette uçarak kaçacaktım, ama  salonun çıkışını bulamıyordum bir türlü. Dışarda bile zar zor uçarken içeride uçmak istemiyordum elbette, ayrıca içerde sigara içmek ve uçmak yasaktı. Bıçaklı kadın ise disiplinli bir şekilde arayı kapatıyordu. Uçmak şart olmuştu, hemen havalandım. Ancak aniden odaya dalan kocaman bir karasinek gibi oradan oraya savrulmaya başladım. Bıçaklı kadın yine altta pozisyon almış ve yaklaştığım anlarda bıçağını sallıyordu.  Ben haliyle kontrolden çıkarak, sahnedeki sinema perdesini deldim ve arkasına düştüm. Çabucak toparlandım ve kulise doğru kaçmaya başladım. Kuliste her kapının kapalı olduğunu ve çıkmaz koridorun sonundaki son kapıyı da zorlayıp arkama döndüğümde, koridorun öbür ucundan sakince gelmekte olan bıçaklı kadını gördüğümü anlatmama gerek yok sanırım.

Kadın sakin sakin gelirken düşünmeye de fırsatım oldu. Yıllardır bu rüyaları neden görüyordum? Freud olsa bu rüyayı nasıl yorumlardı bilemiyorum.

-- Kadının elindeki, size saplaması olası bıçak, kaç santimdi?

-- Otuz santim falan, bilemiyorum.

-- Pasif homoseksüelsiniz

Komserlikten, Amerikan tarzı dedektifliğine bir türlü geçemeyen amcam ise olaya mutlaka başka türlü yaklaşacaktı :

-- Çantasında kocaman bir ekmek bıçağıyla dolaşan intikamsever kadın. Tanıyor musun?

-- Hayır

-- Nerede çıkardı bıçağı?

-- Tiyatroda

-- Aynı zamanda sanat düşmanı yani. Hemen profil çıkartalım. Bu şahıs, kadın peruğu takan, ölmüş annesiyle sorunları olan, ürkünç bir motel işleten orta yaşlı bir Amerikalı psikopat.

-- Norman yani

-- Tanıyorsan neden söylemiyorsun ulan! Film mi çeviriyoruz burda!


Karıma sormadım, onun yorumu belli

-- Oh eline sağlık. Kesseydi keşke sivri dilini!

-- Aşkolsun. Senin karşına çıksa görürsün

-- Çıktı zaten

-- Nasıl yani?

-- Dün gece rüyamda çıktı. Ben ödemeyi yaptım. Sonra beraberce Bursa’ya gittik bıçak seçtik.

-- Hain!

-- Oh olsun! Sen geçen gece rüyamda beni hemşireyle aldatırken iyiydi ama!

-- Ne hemşiresi ya?  

-- Annenle beraber zeytinyağlı biber dolması dolduruyorlardı bir de utanmadan!

-- Hiç sevmem zeytinyağlı biber dolması!

-- Aa niye? Çok güzeldir.

-- Valla hep yemeklerde baştan gelen soğuk meze tabağında o zeytinyağlı biber dolması olur. Hiç de güzel olmaz.

-- Ay evet, hep artar

-- Bir de herkesin gelirken yemek getirdiği partiler olur. Mutlaka birisi Migros’dan aldığı zeytinyağlı biber dolması ile gelir. Onlar da çok kötü olur.

-- Güzelim onlar beceremezler. Sen Neriman teyzemin dolmasını ye de hele, bak gör nasıl oluyor.

-- Güzel mi yapıyor?

-- Elbette, her yemeği güzel yapar. Zeytinyağlı dolması, Çiğ böreği meşhurdur

-- Ayy, hamurişine ruhumu satarım. Yapsa ya bir gün çiğ börek.

-- Yapar tabi, söylerim

-- Teyzen yemek işinde çok marifetli. Ne iş yapıyordu, emekli olmadan?

-- Hemşireydi... Bak yine sinirlendim şimdi!

 

Ertesi gün telefonda konuşurken, yine ne rüya gördüğümü soran anneannem ise rüyamı şöyle yorumladı :

-- Koridorda sapladı mı bıçağı?

-- Hayır

-- Kaçtın mı?

-- Evet, yani uyandım

-- Nasıl uyandın?

-- Basbaya gözümü açtım

-- Evladım o nasıl kaçmak öyle? Beyaz koyuna falan binip kaçsana! Kısmettir.

-- Pardon annane

  


Emre 2007


 

Eski  G V Z  Sayıları 

09/01/2006 | 26/01/2006 | 07/02/2006 | 22/02/2006


06/04/2006 | 24/04/2006 | 03/05/2006 | 25/05/2006

02/06/2006 | 26/06/2006  | 04/08/2006 | 15/08/2006

21/08/2006 | 12/09/2006 | 19/09/2006 | 02/10/2006

03/11/2006 15/11/200607/12/2006  |  27/12/2006 

16/01/2007 | 12/02/200712/03/200729/03/2007


13/04/2007  |  29/04/2007 09/05/2007  |   25/05/2007

24/06/2007  |  12/07/2007