|
29/06/2008
TARİH NASIL YAZILDI - 1
Sezar kafası kıyak, hafif sallanarak gelir
-- Herkes hazır mı?
-- Evet Sezar
-- Tarihçi de hazır mı?
-- Evet Sezar
-- Büyük laf edecem, yazın
Sezar işaret parmağı ile bulunduğu yeri gösterir
-- Veni
Tarihçi yanındaki çırağına doğru hafif baş eğerek:
-- Yaz evladım Veni
Sezar elini gözlerinin üzerine götürür
-- Vidi
-- Yaz evladım Vidi
Sezar sol elinin baş ve işaret parmaklarını bir daire şeklinde
birleştirip sağ elinin avuç içini üzerine vurmak marifetiyle bir ses
çıkartarak
-- Gacırt
-- Ee... Yaz evladım... Viçi
-- Ama usta ... yüce Sezar gac...
-- Başlatma Ahmet Necdet Sezar’ından! Ne diyorsam onu yaz! Tarih
yazıyoruz burda!
-- E,... o zaman gerçeği yazsak?
-- Yavrucuğum tarih diyorum, tarih. Gerçeği dedem de yazar. Tarihçilik
edebi bir iştir, yakıştıracaksın. Sen tarihe uyamazsın, tarih sana
uyacak. Gerçeği boşver, gerçekte Matrix’de uyutuluyor da olabiliriz. Sen
ustanın dediğini yap da dayak yeme!
-- Başüstüne usta
***
Napoleon, huzurunda tarihçi, tarihçinin çırağı ve bir kaç konuğu ile
sohbet etmektedir.
-- Ekselansları bir soru sormama müsade eder misiniz?
-- Sorun silvuple
-- Hayatta en hakiki üç mürşit nedir?
-- Güzel soru. Cevap vereceğim. Tarihçi e ku te mua?
-- Elbette ekselansları
Cevabı verirken, Napoleon klasik duruşunu sergilemek amacıyla ceketinden
içeri sokmak için elini götürür.
-- Hayatta en önemli üç şeyyy... At, avrat... amanın cüzdan yok!...
Çarpmışlar! Param, Param, Param !!!
Tarihçi çırağına döner
-- Yaz oğlum ekselansları Para, Para, Para dedi
Napoleon sinirlenir :
-- Ulan cüzdanı kollayayım diye sürekli bir elim cekette dolaşıyorum
yine başa çıkamıyorum be! Hırsız dolu ulan saray! ... Tarihçi! Sen mi
çaldın yoksa!
-- Şerefsizim ben çalmadım ekselansları
***
Van Helsing ve çırağı ellerinde ışıldak ile karanlık bir yerlerde
dolaşmaktadırlar. Van Helsing ayağını bir şeye çarpar. Gelen ses tahta
sesidir.
-- Aha bulduk tabutu. Tut bakayım ışığı üstüne. Hımm, pek okunmuyor.
Üfle bakayım
-- Püff
-- Aptal! Lambaya püff demeyeceksin tabutun üzerindeki tozu
üfleyeceksin. Yak şunu!
-- Pardon usta. Üfliyim mi?
-- Üfle
-- Püff
-- Ahhaa... İşte Drakula’nın tabutu... Al keseri kenarından kanıttır
bakayım.
-- Başüstüne usta
-- Aptal! Kazıttır demedim, kanıttır, kanıttır! ... Ver şunu, çekil
ayağımın altından!
Van Helsing gacırtılarla kapağı aralar.
-- Tut bakayım ışığı. Vaay vaay, uyuyan güzele bak sen. Çabuk gümüş
kazığı ve tokmağı ver.
-- Tokmak burada, al usta
-- Ver ... Evladım hadisene uyanacak, kazığı ver
-- ...
-- Evladım çabuk olsana, bak gözü seğirmeye başladı bile
-- ...
-- Ulan!?
-- Şey ... kaz ... kazık yok usta
-- ... Nası kazık yok? ... Aptal! Kazığı mı unuttun yoksa?
-- Unutmuşum galiba. Gidip çevre esnaftan kazık var mı diye sorayım
istersen?
O esnada Drakula bir kalıp halinde, elleri göğsünde kavuşmuş vaziyette
doğrulur. Gözlerini zınk diye açar.
Drakula -- Gerek yok çocuğum, bende uygun bir kazık var. Sen kaç
istersen. Bizim Van Helsing amcanla biraz işimiz var.
Çırak koşarak kaçmaya başlar. Düşe kalka, sıyrıklar içinde, nihayet
dışarı çıktığında gazeteci ordusu flaşlar patlatarak yanına gelir.
-- Drakulayı öldürdünüz mü sayın Helsing?
-- E ... ben mi?
-- Van Helsing değil misiniz?
-- Eee ... evet ... evet ben kalbine kazık çaktım. Dikkat ederseniz hala
çığlıkları geliyor.
***
Yoğurtçu Nasreddin’in o gün basuru azmıştır. Kasabaya yoğurt taşırken
yolda iyice fenalaşır. Biraz dinlenmek için mola verir. Izdırabını nasıl
ferahlatacağını düşünürken, aklına parlak bir fikir gelir. Muhtaç olduğu
ilaç zaten yanındadır. Bir kase yoğurda oturacaktır. Büyücek bir kap
yoğurt alır. Birisi görür de rezil olurum diye tenha olan göl kıyısına
iner, etrafı kolaçan eder, kimse yoktur. Uygun bir çalı arkasına geçer
kaba oturur. Yüzünü bir ferahlama ifadesi kaplar. Ancak bir kaç dakika
sonra ileriden tarihçi ve çırağının konuşarak geldiğini görür. Korktuğu
başına gelmiştir, bütün Akşehir onu sapık zannedecektir. Panikle yoğurt
kabını alır ve ayağa kalkar. Tarihçi Nasreddin’i görür.
-- Helee. İyi hoca lafının üzerine gelirmiş. Bak tam da canımız yoğurt
çektiydi hemen Nasreddin’i elinde yoğurtla gördük. Hele ver şu yoğurdu,
ferahlayalım biraz.
Hocanın gözleri açılır, donakalır. Ne diyeceğinin bilemez. Göle doğru
koşmaya başlar. Tarihçi ve çırağı da peşinden depara kalkar.
-- Yahu dur be adam, parası neyse verecez, içimiz yandı. Dursana yahu!
Tarihçi yoğurt kabıyla fazla hızlı koşamayan hocaya kısa sürede yetişir
ve üzerine atılarak belinden yakalar. İkisi birden yere kapaklanacakken,
Nasreddin yavaş çekim yoğurt kabını son bir gayretle fırlatır. Kap göle
düşer.
-- Niye attın şimdi bunu göle?
-- E... espri olsun diye. Ya tutarsa hesaabı :)
Tarihçi ve çırağı birbilerine bakıp gülmeye başlarlar
-- Eee tutarsa ne olacak? Yarın akşama bütün göl ekşimiş yoğurt olacak.
Bu mu planın yani? Bu senin çalı-koyun projeni de aştı valla, hehehe
-- Ne var?! Bor satıp zengin olma maillerine gülmüyorsunuz, bu mu komik
geldi?
-- Sen de haklısın hocam. Bor mantığıyla düşünürsek, buradan kaç milyon
ton yoğurt çıkar. Yarın gölü ihraç etsek dış borçların yarısını
kapatırız. Yaz oğlum yaz. Nasreddin Hoca göle maya çalıyormuş...
***
Arşimed hamamdan çıplak fırlar, bir yandan “Evreka!” diye bağırmaktadır.
Koştura koştura bir evden içeri dalar.
-- Evreka!
-- Ay ödümü kopardın Arşimed. Ne bu hal?
-- Evreka, soyun!
-- Arşimed artık yetmiş yaşındasın, bırak bu nostaljik heyecanları.
-- Artık öyle değil Evreka! Bugün hamamdaydım...
-- Eee?
-- Suyun kaldırma gücünü keşfettim
Evreka ağzı kulaklarında içeri koşar
-- Ay ben hemen küveti doldurayım o zaman
***
Emre 2008
|