|
29/03/2007
ÖZGÜRCE
İşte bir eğitim
daha başladı. Eğitimci hatun diğerleriyle aynı tornadan çıkmış, bağıra
bağıra birşeyler anlatıyor. Anlattıkları bir kulağımdan bile girmediği
için diğerinden çıkamıyor. Yaklaşık otuz saniye önce söylediği ismini de
unuttum. Kurbağa resmimi bitirmekle ilgileniyorum şimdilik. Kurum içinde
bazı değerler tespit edilmiş, o konuda bizi eğiteceklermiş. Bir kaç saat
içinde değer aşılamak gibi bir şeye insanlar nasıl inanıyor acaba? Bu
konuda yöneticileri nasıl ikna ediyorlar? Bu eğitimler için bu kadar
paranın ayrılması nasıl sağlıyorlar? Cüceloğlusal dehalar sergilemek
gerekiyor belki de. Benim tahminim ise köstekli saat ile hipnoz
marifetiyle ikna edildikleri.
Kurbağa resmini
bitirdim, palyaço resmine geçtim. Ama kıvırcık saçları çizerken bir grup
çalışması yapılacağı söylendi. Özgürlük konusunda çalışacakmışız.
İşyerinde özgürlük mü?
-- Niye güldün?
-- Eğitim bana bir
şey kazandırmayacak zannediyordum ama sanırım bir yazı kazandırdı bile.
-- Neden?
-- Bir işverenin
olduğu yerde özgürlükten bahsetmek sadece mizah malzemesi olabilir de
ondan.
-- Boşver yazıyı
şimdi, birşeyler söylememiz lazım.
-- İşyerinde tek
özgürlük vardır, o da patronun seni muhasebeye yollama özgürlüğüdür.
-- Bırak gırgırı
şimdi.
-- O zaman
Auschwitz’in kapısındaki sloganı yazalım.
-- Sen bizi
kovdurmaya niyetlendin galiba?
-- Peki peki
tamam. O zaman yaz bakalım. Özgürce fikirlerin tartışıldığı ortamlarda,
inisiyatif alan, katılımcı, yaptığı işi sahiplenen...
-- Vaay. Bak
isteyince ne güzel şeyler ...uyduruyorsun
Özgürlük nedir?
Kısıtlama yok, baskı yok, etki yok, o yok, bu yok, istediğini düşün,
istediğini yap. Tabi bir sürü tarifi daha var, ancak her ne tarif
yapılırsa yapılsın mutlaka bir eksik bulunuyor. Bu eksik, özgürlüğün,
olmayan bir şeyin tarifi olduğu.
Acaba tarihte
özgür olamasa da, en azından ona bizden daha çok yaklaşan birileri oldu
mu? Kimseden korkusu olmayanlar, anlı şanlı katiller yaklaşmış olabilir
mi? Örneğin bir Büyük İskender yaklaşmış olabilir mi? İstediği yere
saldırıyor, istediğini asıyor, istediğini kesiyor, istediğini köle
yapıyor, istediğini general.
-- Bu hükümdarlık
işlerini bırakıyorum. Artık zencilere daha çok zaman ayırmak istiyorum.
-- Aman efendim
neler diyorsunuz? Büyük İskender olmadan ordu ne yapar, ya hazinenin
borçları?
-- O hazineyi Zeus
kaahretsin! Yedi bitirdi beni. Ayol istediğimde istediğim yere
gidemedikten sonra ne anladım ben imparator olmaktan?
-- Valla siz
bilirsiniz. Savaştığınız ve kazandığınız sürece Büyük İskender’siniz,
yoksa yoğurtlu iskender bile olmanız zor.
-- Ay tamam! O
zaman gider işgal ederiz oraları. Ben de kendime biraz zenci köle satın
alırım deermişim.
Şu aralar Amerika
Birleşik Şirketleri de zamanında İskender’in takıldığı topraklara
özgürlük getirmekle meşgul. Sonuncu Arap da öldüğünde bu hedefe
ulaşılacağını düşünüyorum.
Kim olursak
olalım, bir başkasının olduğu yerde özgürlük kendiliğinden bitiyor.
Acaba tek başına takılan Adem için geçerli miydi özgürlük?
Adem,
yaratıldıktan sonra sisler içinden çıkagelir.
-- Hoşgeldin Adem,
yaşama sırası sende.
-- Hoşbulduk
Tanrım
-- Evladım bu ne
hal?
-- Hangi hal?
Kavun kar...
-- Espri yapma
Adem, hepsini biliyorum. Evladım ortalıkta Adem baba gibi dolaşıyorsun
-- Ne oldu ki?
-- Tanrının
karşısında öyle dolaşılmaz. Bak orda incir ağacı var, ordan 46 numara
bir yaprak al, ört şeyini
-- Neyimi?
-- Yüz göz olma
şimdi benle.
-- Peki Tanrım
-- Evladım öyle
değil, öyle değil! Yaprağı delmeyeceksin ! Ört diyorum evladım, ört!
Hasbünallaah! Başka yaprak al!
-- Pardon
Tanrım... Böyle oldu mu?
-- Aferin, güzel.
-- Ben ne yapayım
şimdi?
-- Ne istersen
yap, özgürsün
-- Yaprağımı
çıkartabilir miyim?
-- Hayır
-- Anladım,...
hani... özgürsün deyince...
-- O kadar da
özgür değilsin. Örneğin elma yemek de yasak
-- Sebep?
-- Elmaya gıcığım,
o yüzden
-- Peki
-- Ha bir de onbeş
dakika sonra Havva’yı yaratacağım
-- Ne? Hani
özgürdüm? Olmadı ki şimdi?!
-- İsyan edeceğine
şu onbeş dakikanın tadını çıkar istersen!
-- Başüstüne
Tanrım
Zaten havaya,
suya, ata, avrata, silaha ve futbola bağımlı insan ne kadar özgür
olabilir ki? Belki özgürlük tamamen Tanrıya mahsus. Hoş, o da ölmekte
özgür değil.
-- Ben size elma
yasak demedim mi?
-- Dedin Tanrım
ama bedelini ödedikten sonra yiyebilirim. Bedelini ödeyen özgürdür.
-- Değil evladım,
özgürlük bedel ödememektir.
-- Kaçak elektrik
kullanmak gibi mi?
-- Değil evladım,
elektrik kullanmaya ihtiyaç duymamak gibi
-- Elma yemesem
özgürdüm yani
-- Hayır ama şu
andan daha özgür olacaktın en azından
-- Dünyaya mı
atılacağım
-- Evet
-- Bari Amasya’ya
yolla Tanrım
Özgürlükten
bahsedebilmek için belki de geriye sadece düşünce özgürlüğü kalıyor.
Dünyanın bütün ülkelerinde düşünce özgürlüğü hiç şüphesiz var.
Aralarındaki tek fark, bazılarında bu özgürlüğün öldürülmeden evvel
geçici olarak kullanılabilmesi.
Babamın ara sıra
tekrarladığı bir özgürlük fıkrasıyla bitireyim. Kadın elleri belinde
kocasına bağırıyormuş :
-- Çık çabuk
sehpanın altından!
-- Bana bak kadın!
Bu evin reisi olarak, canımın istediği yerde durma özgürlüğüm var, tamam
mı?!
Emre 2007
|