mesaj kaygısı arsenik gibidir, öldürür..


                                                                                            

Huysuz Orta Yaşlı
sıyrık balata
deli kızın türküsü
pe®sona g®ata
Adam Legal
Muamma Hanim
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
Sabah Rüzgarı
GvZ
Arzu'nun Seyir Defteri

Anasayfa

site haritası | fasıl | slayt | depo
ŞİİR KÖŞESİ
"BU SATIRLARIN YAZARI" arşivi

Copyright © 2005 özgürce.net
Tüm yazıların yayın hakkı yazarlarına aittir.
IE 5.0 +, Mozilla Firefox 1.0 +, 1024X768 çözünürlük..
Yoksa karışmayız..

 

 

 



29/03/2007

 


ÖZGÜRCE

İşte bir eğitim daha başladı. Eğitimci hatun diğerleriyle aynı tornadan çıkmış, bağıra bağıra birşeyler anlatıyor. Anlattıkları bir kulağımdan bile girmediği için diğerinden çıkamıyor. Yaklaşık otuz saniye önce söylediği ismini de unuttum. Kurbağa resmimi bitirmekle ilgileniyorum şimdilik. Kurum içinde bazı değerler tespit edilmiş, o konuda bizi eğiteceklermiş. Bir kaç saat içinde değer aşılamak gibi bir şeye insanlar nasıl inanıyor acaba?  Bu konuda yöneticileri nasıl ikna ediyorlar? Bu eğitimler için bu kadar paranın ayrılması nasıl sağlıyorlar? Cüceloğlusal dehalar sergilemek gerekiyor belki de. Benim tahminim ise köstekli saat ile hipnoz marifetiyle ikna edildikleri.

Kurbağa resmini bitirdim, palyaço resmine geçtim. Ama kıvırcık saçları çizerken bir grup çalışması yapılacağı söylendi. Özgürlük konusunda çalışacakmışız. İşyerinde özgürlük mü?

-- Niye güldün?

-- Eğitim bana bir şey kazandırmayacak zannediyordum ama sanırım bir yazı kazandırdı bile.

-- Neden?

-- Bir işverenin olduğu yerde özgürlükten bahsetmek sadece mizah malzemesi olabilir de ondan.

-- Boşver yazıyı şimdi, birşeyler söylememiz lazım.

-- İşyerinde tek özgürlük vardır, o da patronun seni muhasebeye yollama özgürlüğüdür.

-- Bırak gırgırı şimdi.

-- O zaman Auschwitz’in kapısındaki sloganı yazalım.

-- Sen bizi kovdurmaya niyetlendin galiba?

-- Peki peki tamam. O zaman yaz bakalım. Özgürce fikirlerin tartışıldığı ortamlarda, inisiyatif alan, katılımcı, yaptığı işi sahiplenen...

-- Vaay. Bak isteyince ne güzel şeyler ...uyduruyorsun

Özgürlük nedir? Kısıtlama yok, baskı yok, etki yok, o yok, bu yok, istediğini düşün,  istediğini yap. Tabi bir sürü tarifi daha var, ancak her ne tarif yapılırsa yapılsın mutlaka bir eksik bulunuyor. Bu eksik, özgürlüğün, olmayan bir şeyin tarifi olduğu.

Acaba tarihte özgür olamasa da, en azından ona bizden daha çok yaklaşan birileri oldu mu? Kimseden korkusu olmayanlar, anlı şanlı katiller yaklaşmış olabilir mi? Örneğin bir Büyük İskender yaklaşmış olabilir mi? İstediği yere saldırıyor, istediğini asıyor, istediğini kesiyor, istediğini köle yapıyor, istediğini general.

-- Bu hükümdarlık işlerini bırakıyorum. Artık zencilere daha çok zaman ayırmak istiyorum.

-- Aman efendim neler diyorsunuz? Büyük İskender olmadan ordu ne yapar, ya hazinenin borçları?

-- O hazineyi Zeus kaahretsin! Yedi bitirdi beni. Ayol istediğimde istediğim yere  gidemedikten sonra ne anladım ben imparator olmaktan?

-- Valla siz bilirsiniz. Savaştığınız ve kazandığınız sürece Büyük İskender’siniz, yoksa yoğurtlu iskender bile olmanız zor.

-- Ay tamam! O zaman gider işgal ederiz oraları. Ben de kendime biraz zenci köle satın alırım  deermişim.

Şu aralar Amerika Birleşik Şirketleri de zamanında İskender’in takıldığı topraklara özgürlük getirmekle meşgul. Sonuncu Arap da öldüğünde bu hedefe ulaşılacağını düşünüyorum.

Kim olursak olalım, bir başkasının olduğu yerde özgürlük kendiliğinden bitiyor. Acaba tek başına takılan Adem için geçerli miydi özgürlük?

Adem, yaratıldıktan sonra sisler içinden çıkagelir.

-- Hoşgeldin Adem, yaşama sırası sende.

-- Hoşbulduk Tanrım

-- Evladım bu ne hal?

-- Hangi hal? Kavun kar...

-- Espri yapma Adem, hepsini biliyorum. Evladım ortalıkta Adem baba gibi dolaşıyorsun

-- Ne oldu ki?

-- Tanrının karşısında öyle dolaşılmaz. Bak orda incir ağacı var, ordan 46 numara bir yaprak al, ört şeyini

-- Neyimi?

-- Yüz göz olma şimdi benle.

-- Peki Tanrım

-- Evladım öyle değil, öyle değil! Yaprağı delmeyeceksin ! Ört diyorum evladım, ört! Hasbünallaah! Başka yaprak al!

-- Pardon Tanrım... Böyle oldu mu?

-- Aferin, güzel.

-- Ben ne yapayım şimdi?

-- Ne istersen yap, özgürsün

-- Yaprağımı çıkartabilir miyim?

-- Hayır

-- Anladım,... hani... özgürsün deyince...

-- O kadar da özgür değilsin. Örneğin elma yemek de yasak

-- Sebep?

-- Elmaya gıcığım, o yüzden

-- Peki

-- Ha bir de onbeş dakika sonra Havva’yı yaratacağım

-- Ne? Hani özgürdüm? Olmadı ki şimdi?!

-- İsyan edeceğine şu onbeş dakikanın tadını çıkar istersen!

-- Başüstüne Tanrım

Zaten havaya, suya, ata, avrata, silaha ve futbola bağımlı insan ne kadar özgür olabilir ki? Belki özgürlük tamamen Tanrıya mahsus. Hoş, o da ölmekte özgür değil.

-- Ben size elma yasak demedim mi?

-- Dedin Tanrım ama bedelini ödedikten sonra yiyebilirim. Bedelini ödeyen özgürdür.

-- Değil evladım, özgürlük bedel ödememektir.

-- Kaçak elektrik kullanmak gibi mi?

-- Değil evladım, elektrik kullanmaya ihtiyaç duymamak gibi

-- Elma yemesem özgürdüm yani

-- Hayır ama şu andan daha özgür olacaktın en azından

-- Dünyaya mı atılacağım

-- Evet

-- Bari Amasya’ya yolla Tanrım

Özgürlükten bahsedebilmek için belki de geriye sadece düşünce özgürlüğü kalıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde düşünce özgürlüğü hiç şüphesiz var. Aralarındaki tek fark, bazılarında bu özgürlüğün öldürülmeden evvel geçici olarak kullanılabilmesi.

Babamın ara sıra tekrarladığı bir özgürlük fıkrasıyla bitireyim. Kadın elleri belinde kocasına bağırıyormuş :

-- Çık çabuk sehpanın altından!

-- Bana bak kadın! Bu evin reisi olarak, canımın istediği yerde durma özgürlüğüm var, tamam mı?!

 


Emre 2007


 

Eski  G V Z  Sayıları 

09/01/2006 | 26/01/2006 | 07/02/2006 | 22/02/2006


06/04/2006 | 24/04/2006 | 03/05/2006 | 25/05/2006

02/06/2006 | 26/06/2006  | 04/08/2006 | 15/08/2006

21/08/2006 | 12/09/2006 | 19/09/2006 | 02/10/2006

03/11/2006 15/11/200607/12/2006  |  27/12/2006 

16/01/2007 | 12/02/200712/03/2007