|
27/02/2008
DOLPHIN
-- Haftaya üniversite tayfasıyla buluşacağız
-- Peh :(
-- Ne oldu?
-- Ne konuşacam ben onlarla, hepsi çok sıkıcı?
-- Niye öyle diyorsun, hepsi iyi çocuklar.
-- Zaten ne zaman birisinin sıkıcı olduğundan bahsetsen hemen onun
sıkıcı olmadığını belirtmek için iyi birisi olduğu söylenir. Sanki
sıkıcı olmak için kötü olmak gerekiyor.
-- Aman, sana da arkadaş beğendiremedik!
-- Beğenmiyorum demedim, sıkılıyorum dedim.
-- Sıkıldığın bir insanı nasıl beğenebilirsin ki?
-- Yahu ne alakası var? Diyelim hatunun hoş bir poposu vardır, bütün
akşam anlattığı saçmalıkları dinleyebili... Aahh, ne vuruyorsun be!
-- Buna Teşbih Not Applicable şaplağı diyorlar.
-- Aile içi şiddetin arkadaşlarını eğlenceli yapmaya yetmiyor ama.
-- Ne yapacaklar yani. Üç tane portakal mı çevirsinler havada?
-- Portakal gibi yuvarlak konuşuyorlar, zevklerin, renklerin ayrılığına
inanıyorlar ve her şeye saygıları var.
-- Daha ne istiyorsun?
-- İşte öyle insanla sohbet olmaz. Bana taraf tutan, bir şeylere gıcık
olan, Tanrı’yla sorunu bitmemiş, hatta büyük konuşan insan lazım.
-- Demek büyük konuşan istiyorsun. Ne diyecek? Merhaba ben Nijerya’dan
Mutombo, otuz santim.
-- Zaten Afrika kupasında barajları dokuz metre otuz santime
kurduruyorlarmış. Ben olaya sohbet açısından bakıyorum. Öbür türlü insan
ne konuşacağını şaşırıyor. Belki de bu sefer grubun ne kadar sıkıcı
olduğundan bahsedersem hareketli bir konuşma olur.
-- Sakın ha! Sen yine bir köşede sigaranı iç. Ayrıca Nurettin’e de biraz
ilgi göster, senle konuşurken hep kibirli kibirli başka tarafa
bakıyorsun.
-- Kibir mi?! Ulan herifin her bir gözü ayrı tarafa bakıyor. Hangisine
bakacağım stresine girmemek için, ben de ya saçına ya havaya bakıyorum!
-- Ben burnuna bakıyorum. Sen de öyle yap. Herkese soğuk davranmasan
zaten nereye baktığının önemi kalmazdı.
-- Sıkıldığım yerde nasıl sıcak davranabilirim? Ara-sıcak davrandığıma
şükretseniz ve beni köşede idare etseniz olmuyor mu?
-- Sıkılmak, ya da sıkılmamak bir tercihtir. Eğlenmeye niyetin varsa
eğlenirsin. Sen tartaklanarak dansetmeye kalkanlardansın.
-- Teşbihe itiraz ediyorum sayın yargıç! Bu sıkıntı o sıkıntı değil.
Benimki Fellini filmi sıkıntısı gibi bir şey. Ama biliyorsun, korkundan
sıkıldığını söyleyemezsin, yoksa köktensinemaseverler seni linç eder.
Film sonrası birisi hemen bilmemne sahnesinin görkeminden, falancanın
sembolünden bahseder ve hıncalbayıldı bir tavır sergiler.
-- Teşbihim dibim kara, seninki çok uydu sanki... Ben eğlence aramakla
uğraşamam, eğlence gelsin beni bulsun diyorsan, “doğru” insanı
beklediğini söyleyen kabızlar gibi yalnız kalırsın.
-- Aa lütfen. Yüzleştirmene gerek yok. Doğru insan elbette palavra, ama
hayal kurmak bir ihtiyaçtır. Hayal kuran herkes zaten biliyordur hayal
kurduğunu. Mesela bir Beyaz Atlı Prens her ne kadar tarihe karışsa da,
hiç fena değildi.
-- Eskiden daha çok bilinmez vardı, belki şimdi o yüzden yokoldular,
belki de sıkıldık artık. Mesela artık ıssız adaya düşsen yanına hangi üç
şeyi alırdın muhabbeti de kalmadı.
-- Issız ada kalmadı da ondan. Hepsini ya bir işadamı ya bir film
yıldızı satın aldı.
-- Artık tüketim toplumuyuz şekerim. Hep adanın diğer tarafında bir
market olacağı inancı yerleşti. O üç şeyi gidip oradan alacağız. Cep,
sim, kontür.
-- Ona bakarsan yüz sene evvel de lamba cini, üç dilek muhabbeti varmış.
-- Lamba cini muhabbeti açgözlülük testidir. Tıpkı açık büfe misali
saldırır ahali, ihtiyacının yüz katını ister. Bir de istedikleri
şeylerin başına “Bitmeyen” lafını ekleyerek iyice coşarlar. Ben cin
olsam çarparım bu açgözlüleri.
-- Alaattin’in Sinirli Lambası yani, dilek karşılığı tokat atıyor, fırça
çekiyor :) Valla Beyaz Atlı Prens, Lamba Cini ve Demirel’e yeteri kadar
süre verildi. Bunlardan bir halt olmayacağı anlaşılınca emekli
edildiler. Robinson ve Friday de ıssız ada kalmayınca rafa kalkanlardan
oldular.
-- Ne Friday’i? Cuma diyeceksin.
-- Bu da ne aptal bir tercümedir ha. Romanın yazarı İngiliz, karakterin
adı Friday. Gidip Cuma diye tercüme ediyorsun. Ulan ismin tercümesi mi
olur? Moby Dick, hadi tercüme et. Elton John’a, Altan Can diyen zihniyet
:)
-- Sana da bizim çocuklar yakında Kıl Bill demeye başlar. Sıkıntının
sebebi esasında sende insan sevgisi olmayışı.
-- Sen beni Yunus olan Emre’yle karıştırdın. Cuma mantığıyla düşünürsek
Dolphin’le karıştırdın. Ben yaradılanı severüm yaradandan ötürü diyerek,
yüzümde manasız bir tebessümle ortada dolaşamam. Ben daha çok Hayyam
yaklaşımını tercih ederim.
-- Hayır, sen yamyam yaklaşımını tercih edersin. İlla sen de
eğleneceksin diye bir şey yok. Lafı kıvırmadan anlatmak gerekirse, sen
onlarla kendin arkadaş olmak istiyorsun. Olmayınca köşede oturuyorsun.
Oysa yapman gereken benim hatırım için zoraki de olsa sohbet etmek.
-- :) Dürüstlüğünü tebrik ederim. Böyle de, canımı ye. O zaman şöyle
diyorum : “Beni bende demen, ben bende değilem, bir konsomatris vardır
benden içerü”.
Emre 2008
|