|
25/05/2007
FİKRİ GÜZEL
-- Maç yapıyoruz sen de gel.
-- Sebep?
-- Ter atarız işte.
-- Ulan bir sefer de ter atmak için grup sekse çağırın be! Varsa yoksa
futbol. Hayır geçtim gruptan, hamama bile razıyım. Nedir bu top
etrafında sosyalleşme ezberi !
-- Sen ter atma o zaman, koltuk at.
-- O durum meteorolojinin kabahati. Yağmur yağacak dediler ama koltuk
yağdı.
-- Şişe suyuyla karışık sağanak koltuk. İstanbul susuzluktan kırılırken
çok
bonkörce bir eylem.
-- Tabi oğlum, paramız çok. Gerekirse pembe incili kaftan atarız.
-- Vaay, siyah beyaz bir laf ettin. Ancak nacizane fikrim, delikanlı
hikayesinde pembe incili kaftan çok feminen, bozar diye düşünüyorum.
-- Belki de Muhsin Çelebi hiç öyle biri değildi zaten. Oğlum düşünsene
Cemil İpekçi gibi bir karakter pembe incili kaftan giymiş şahın
karşısına çıkmış. Yürü be!
-- Şah da kafasına taht atmalı mesela. Şah, mort.
-- Atılacak koltuk tribünde durmaz! Yaşasın vandal hakları!
-- Hadi gel şu maça, maksat eğlence olsun
-- Eğleneceksiniz demek, ama ben bir tanenizi bile maçta gülerken
görmüyorum. Ha babam birileri diğerlerine ne yapması gerektiği konusunda
başöğretmen başöğretmen bağırıp duruyor.
-- Kılsın oğlum
-- Sonra her maç birinin bir tarafı sakatlanmıyor mu?
-- Canım, olur o kadar. Sanki yaz tatilinde hiç kestaneye basmadın,
mideyi bozmadın, güneşte haşlanmadın? Su sporlarından bahsetmiyorum
bile.
-- Ne alakası var şimdi?
-- Aynı şey. Büyük heveslerle gidersin. Mutlaka bir tarafına bir şey
olur, ama tatildir, bir şey demezsin. Üstelik zerre kadar dinlenemezsin.
-- Orda hiç oğlumazsa bi denize giriyor insan.
-- O da şart, değil mi? Yani yaz tatilinde illa denize gireceksin.
-- Evet şart. Aksi taktirde toplum seni ahmak ilan eder. Gitmesen de
gittim, girmesen de girdim diyeceksin. Denizden hoşlanmamak
antisosyalliktir.
-- Kararmak da öyledir ya. Hani fazla yanmadın mı “Vaay, sen nasıl tatil
yaptın?” derlerdi eskiden. Deri kanseri çıktı da kurtulduk bu
muameleden.
-- Ben esas çok yıldızlı tatil köyünde iki ızgara köfte yemek için
sıraya girenlere, koştura koştura şezlonga havlu atıp yer kapıp,
paralarıyla rezil olanlara şaşırıyorum.
-- Geliyor musun maça?
-- Hayır. Oğlum kabul et, maç yapmanın sadece fikri güzel.
-- Fikri Güzel de kim, tanımıyorum? Fikri hür, iradesi hür, kurusıkıdan
bozma tabanca alma hakkı hür anlamına mı söylüyorsun?
-- Hayır, “Anneannemlere gitmek gibi” anlamında söylüyorum.
-- Bu çok derin oldu, çakamadım.
-- Anneannemler Sakarya’da bahçe evinde yaşar. Oraya gitme fikri her
zaman güzeldir. Mesela sana desem ki ağaç altındaki piknik tüpte çay
demleyeceğiz ve açık havada mis gibi abaza peynirli börek yiyeceğiz,
sohbet edeceğiz.
-- Beni evlatlık edinir mi, anneannen?
-- İşte öyle değil sonrası.
-- Börek hamur mu kalıyor?
-- Nasıl anlatayım... İşte bahçe kapısında bir karşılanma, bir sevinç.
Anneanne bir yandan başörtüyü düzeltirken bir yandan nur yüzüyle geliyor
yalpalayarak. Köpek geliyor, yaltaklanıyor, sevinç sergiliyor, çamurlu
patisiyle pantolon pisletiyor falan. Sonra geçiyorsun esas bahçeye.
Tavuklar, ördekler, dalında kiraz, incir gölgesi ...
-- Ee?
-- Sonra dediğim gibi börek çay muhabbeti. Biraz sohbet, aradan üç dört
saat geçiyor. Birden lafın tükendiği bir noktada, oranın da tükendiğini
hissediyorsun. Zaten ardından yerli dizili, TRT1’li, tepede beyaz
floresantlı kabus akşam başlıyor. Ama ne olursa olsun, ertesi bayram,
ertesi sene hep aynı hevesle gidiyorsun. Maç da böyle, arkadaşlarla
toplanıp maç etme fikri çok güzel, ama maçın kendisi değil. İtiş kakış,
diğerlerine ne yapmaları gerektiğini hönkürme. Bence “Hadi, maç yapalım”
dedikten sonra hiçbir spor malzemesi getirmeden buluşulmalı ve halı
sahanın ortasına bir masa koyup içme muhabbeti yapılmalı.
-- O zaman kafadan içmeye gidelim
-- Gidelim. Yemek muhabbetinde herkes eğlenir.
-- Sen şimdi yine bira içersin
-- E, içemiyorum oğlum sizin içtiğiniz rakıları
-- Bizim içmediğimiz rakı da mı var?
-- Var ya şu sarı renkli rakı. Ben ondan içebiliyorum biraz.
-- Vaay, aristokrat rakısı yani.
-- Al, buyur. Vazgeçtim, yine bira içiyorum o zaman.
-- Oğlum gel kalede dur bari.
-- Yani maça gelmek istemeyen adama, maça kendi rızasıyla gidip de
kimsenin yapmak istemediği şeyi öneriyorsun, öyle mi?
-- Futbol tarihinde forvetler ve kaleciler hatırlanır, geri kalanı
fanatik istatistiğidir. Kaleciliği küçümseme.
-- Millet üstüme doğru topa abansın, ben de tarihe geçeceğim diye oraya
buraya “atıl kurt” olayım.
-- Gelme o zaman, lanetliyorum seni firavun misali.
-- Ben sana Groucho Marx’dan özlü bir söz söyleyeyim mi?
-- Dur tahmin edeyim, “Ben sporcunun zeki, çevik ve dopingini
yakalatmayanını severim” mi demiş?
-- Hehe, değil. “Beni bile üyeliğe kabul edecek bir kulübe asla üye
olmak istemezdim”, demiş
-- Oğlum bu lafı sen keşke politikacılara söylesen diyorum.
-- Dinleyen olursa söylerim :)
-- Niye be? Oy veriyorsun ya, onun hatırına dinlerler. Bir oy, bir
oydur.
-- Valla öyle de, genelde bize “oydur” kısmı rastgeliyor. Hem, kim var
kim yok, hepsini lumpen seçiyor. Onlar söylesin ne söylenecekse,
azınlığa laf düşmez.
-- Geliyor musun maça?
-- Geliyorum peki, ama kaleye geçmem.
...
Emre 2007
|