mesaj kaygısı arsenik gibidir, öldürür..


                                                                                            

Huysuz Orta Yaşlı
sıyrık balata
deli kızın türküsü
pe®sona g®ata
Adam Legal
Muamma Hanim
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
Sabah Rüzgarı
GvZ
Arzu'nun Seyir Defteri

Anasayfa

site haritası | fasıl | slayt | depo
ŞİİR KÖŞESİ
"BU SATIRLARIN YAZARI" arşivi

Copyright © 2005 özgürce.net
Tüm yazıların yayın hakkı yazarlarına aittir.
IE 5.0 +, Mozilla Firefox 1.0 +, 1024X768 çözünürlük..
Yoksa karışmayız..

 

 

 


23/05/2008

 

VOYVODA

 

-- Oğlum paşa denetim yaparken etrafta asker görmek istemiyormuş. Gördüğü askerleri sürüyormuş.

-- Ekmeğe mi sürüyormuş?

-- Hayır, Doğubeyazıt ve Batıbeyazıt arasında yazı tura atıyormuşsun.

-- Abi, adi Emre gofret bulmuş bir yerden, götürüyor. Bize niye almadın lan?

-- Paşa gofret yiyenleri sürüyormuş oğlum, sizin iyiliğiniz için. Ha, sahi, hangi paşa bu gelen?

-- Ne ilgisiz adamsın ! Madem bekliyoruz, o halde Godot Paşa tabi ki? O kolonyayı ne koklayıp duruyorsun? Tinerci mi oldun lan?

-- Kötü bir koku alıyor musunuz?

-- Hayır

Çalıların arkasında, Türk filmi tecavüzcüleri gibi, paşayı bekliyorduk. Paşa adam oyuyordu, asker sürüyordu, askeri mahkemeye veriyordu. Kan içiyor muydu o konuda bahis yoktu. Bize anlatılan bu ve benzeri asker efsanelerinin gerçek olup olmadığını test etmeye hiç niyetimiz yoktu.

Bizim yüzbaşı sanırım bu denetimin sonucuna göre rütbe alacaktı. Dolayısıyla paşadan daha paşacı bir tutumla terör estirmiş, herkese “yokolmalarını” emretmiş, koğuşlara ve helalara o gün kimseyi yaklaştırmamıştı. Etrafa çeki düzen verilmiş, işi bilen askerler, milletin yatağını kılıç gibi toplamış, helaları köpürterek yıkamış, koridorları paspaslamışlardı. Diğer askerler  ise hep birlikte, bahçenin tıbbi dedektifleri olarak, izmarit, çer çöp aramışlar, bulduklarını avuçlarında biriktirmişlerdi. Paşa geldiğinde kusur aramalı ama eli boş dönmeliydi.

Bizim Yüzbaşı bu amaçla o günün sabahı tıkalı helaları da açtırmış, bu iş için sabah temizliğinde bir mangayı görevlendirmişti. Bu elbette benim mangamdan başkası olamazdı. Manga helaya gidince normalde herkesin eline verilen paspas ve kova yanında bir de kazık dikkati çekiyordu. Herhangi bir kazma ya da kürek sapının ucu sivriltilerek yapılmış bu aleti, denetim esnasında paşanın etrafta dolaşırken yakaladığı askerlerin konforu için imal ettiklerini düşünürken, bunun esasında başka bir amaç için üretildiği ortaya çıktı. Peki, bu kazık kime verildi? Kime verilebilirdi ki?

-- Emre sen kazığı al

-- Emredersiniz.

-- Şurdaki iki tıkalı kabini açacaksın. Marş!

Ne marşı? Elimde “Bokkıran”la bir an tereddüt ettikten sonra, uygun marş bulamayıp, bari Harbiye Marşı ile gideyim diyerek ilerledim. Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız, kabinin kapısını araladım, sadece yıldırım değil yaratıcılıkta sınır tanımayan bir ırkın ahfadıyız. Gördüğüm manzarayı ne ben yazayım ne siz canlandırın. Hani Ecevit’in “Takalar geçiyor allı yeşilli” şiiri var ya, onun kakalısı, o kadar söyleyeyim. Arkamı dönerek komutana son bir merhamet dilenen bakış attığımı, ancak komutanın heykel gibi sabit durduğunu hatırlıyorum. Hayat insana her zaman taşa saplanan kılıç kahramanlıkları sunmuyor, bazen boka saplanan değnek de çıkabiliyor bahtınıza.

Tansiyonum düşmüş, bir kaç kere öğürmüş, gözümden yaşlar boşanmış, yarı bilinçli bir  halde sendeleyerek, elimde bir ucu boklu değnek ile dışarı çıktıktan sonra, komutan kabinleri kontrole gitti. Döndüğünde elini omzuma koyarak :

-- Aferin. Yorduk seni, bugün serbestsin. Kantinci de burda, değil mi? Kantinci! Gidin beraber, ne istiyorsa ver bu arkadaşa, benim hesaba yaz.

İnşallah paşa hela temizliğinden etkilenecekti.

-- Bravo yüzbaşı, hela tertemiz. Bunu nasıl başardınız?

-- Emir verdim bir aydır tutuyorlar efendim, yaptırtmıyorum.

-- Ben de askerleriniz çok şişko diyecektim, vazgeçtim.

Bekleyişimiz fazla sürmedi ve paşanın plakası yıldızlı, tamponu flamalı siyah aracı süratle gelip durdu. Şöför, sanki benzinlikteki tuvalete zor yetişmiş gibi bir telaş içinde kendi kapısını açıp dışarı fırladı, aracı fırdolanıp paşanın kapısını açtı, şak selam verdi. Bu esnada oradakilerden birinin,  ayak sırça parmağını orta sehpanın ayağına vurmuş bir haykırmayla, “Dikkaayt!” şeklindeki sesi, ortalıkta asker bulunmayan alanı inletti. Etrafta kimse yokken neye dikkat edileceğini anlayamamıştık. Belki de çalıların arkasında belli olan silüetlerimizi görüp daha iyi gizlenmemiz için bize söylenmişti.

Paşa süratli bir hamleyle araçtan indi, selamları kabul etti, şak diye daldı içeri. Biz daha sonrasını bir hafta içinde yine asker efsanesi şeklinde duyduk. Paşa içeri girer girmez helaları teftiş etmek istediğini söylemişti. Helalar çakı gibiydi ve sadece paşa geldiğinde içlerine kiloluk bulaşık deterjanı konulan sıvı sabunluklar bile takılmıştı. Ancak paşa kaçın kurasıydı, derhal bir tabure istemişti. Bu istek üzerine bizim yüzbaşı ve yanındakilerin o taburenin ters çevrilme ihtimalinden dolayı şehadet getirdikleri, ancak daha sonra taburenin basitçe üzerine çıkmak için istendiği anlaşılmıştı. Paşa tabureye çıkarak sifonların içine bakacaktı.

Bu aşamada yüzbaşının hafif sarardığı ve tansiyon sorunu yaşadığını duymuştuk. Paşanın sifonun içine bakacağı kimin aklına gelirdi ki? Ama paşanın da işi bu değil miydi? Kimsenin ummadığı yere bakmak. Paşanın ilk sifondan bir kaç permatik, ikinciden plastik su şişesi bulduğu, bu noktaya kadar herşeyin bir açıklamasının olduğu ama üçüncü sifondan çıkan don ile biraz sıkıntı yaşandığı konuşuluyordu? Akşamüzeri toplantısında hela mangası olarak konuyu çimene yatırdık.

-- Abi hangi insan evladı bir sifona donunu ne amaçla koyabilir? ... Bana iki şeker, eyvallah.

-- Yüzbaşıya gıcık birisi yapmış olmasın? ... Seninki açık mı olsun?

-- İyi öyle. Kim yüzbaşıya gıcık mesela?

-- Mesela Voyvoda Emre :) Bokkırdığı için intikam almıştır :)

-- Paşanın sifona bakacağını nereden biliyorum? Ayrıca niye don koyuyorum?

-- Muhalif adamsın oğlum, Menderes’in kasasından çıkan dona gönderme yapmışsındır.

-- Yanlış düşünüyorsun. O mantıkla düşünürsen donu sifona önceden paşanın koyması ve sonra “eliyle koymuş gibi” bulması gerekirdi... Her neyse, paşanın nereye bakacağını kimse bilemezdi. Teoriniz çok saçma oğlum, mantıklı bir tane söyleyin.

-- Benim var hocam. Erlerin biri donunu yıkayabilmek için üzerine biraz deterjan koyup donu sifona koydu. Her sifon çekişte ve doluşta çamaşır makinesi etkisi yarattı.

-- :) Çok iyi ya :) Ancak, donu hamamda da yıkayabilir, niye koştura koştura sifona gidiyor?

-- Çünkü altına kaçırıyor, durum acil.

-- Bak bu olabilir... Sen diyorsun buna Voyvoda? ... Ya Emre, koklayıp durma lan şu kolonyayı?

-- Kötü bir koku geliyor mu?

-- Hayır



  

Emre 2008


 


 

06/05/2008 23 Nisan
28/04/2008 Çelınç
14/04/2008 Macun
06/04/2008 Polifonik Bilinçaltı
11/03/2008 Aldırma
27/02/2008 Dolphin
13/02/2008 Hobi
28/01/2008 Kemer
17/01/2008 Yazı Olamamış Yazı Notları
08/01/2008 Rahimde Durduğu Gibi Durmaz
26/12/2007 Kasap Clark
14/12/2007 Yaşlı Yazarlarla Nereye Kadar?
06/12/2007 Yavuz Hırsız
05/11/2007 Gereği Düşünüldü
23/10/2007 Yersen
09/10/2007 Deli Bülent
26/09/2007 Bahşiş
09/09/2007 Sonuncu Mahmut
23/08/2007 Menemen
09/08/2007 Evril De Gel
29/07/2007 Beyaz Koyun
12/07/2007 Surat Tökmek
24/06/2007 Garantili Oscar’ın Sırrı
25/05/2007 Fikri Güzel
09/05/2007 Cv-1 Cihan Elektronik
29/04/2007 Anlayana Lafonten
13/04/2007 Aynı Babası
29/03/2007 Özgürce
12/03/2007 Satılmış
12/02/2007 Benim Rüyam
16/01/2007 Şu Saçıma Bir Düzen Ver
27/12/2006 Yok Sana Akşam Serçe
07/12/2006 Yer Misin, Yemez Misin?
15/11/2006 Hocam
03/11/2006 Uyutulduk Belki Biz Bu Alemde
02/10/2006 Davulcu
19/09/2006 Rıfat Amca
12/09/2006 Karınca İle Cırcır Böceği
21/08/2006 Kurbağa İle Öküz
15/08/2006 Tilki İle Karga
04/08/2006 Elime Silah Almam
26/06/2006 Unforgetable
02/06/2006 Fodulcan
25/05/2006 Rolex De Souza
03/05/2006 Akıbet Böyle Mi Olacaktı ?
24/04/2006 Halıyı Kaydırmak
06/04/2006 Beş Dakika
22/02/2006 Kendini İntihar Eden Yazı
07/02/2006 Argonot Ve Yassı Kurt
26/01/2006 Doğan Görünümlü Şahin’ini Satan Bilge
09/01/2006 Vatan Sağolsun