21/08/2006
KURBAĞA İLE ÖKÜZ
Evvel zaman içinde Zühtü saman içinde
Yaprak göl üstünde, kurbağa yaprak üstünde
Bir türkü tutturmuştu kurbağa, zaten tek türküsü vardı
Orta göl yöresinden vraklama çığırmaktaydı
Baktı karşıda koskoca bir öküz oturmuş gölde
“Oy anam!” dedi, “Şu ihtişama bak, bu nasıl bir gövde ?
Ben de şöyle olsam bana nasıl hasta olur bütün hatunlar
Hem de her açıdan, zenci kurbağalar bile kıskanırlar”
Dedi “Öküz olma programı başlatmalıyım
Acı yok, azmetmeliyim, başarmalıyım”
İki kulaç attı öküze yanaştı
Selam verdi sual etti
Dedi “Nasıl öküz olunur? “
Öküz eydür “Öküz olunmaz, öküz doğulur”
Ancak belki taklit olabilir, istenirse öğüt verilebilir
Kurbağa dedi “Çekirgen olurum, buyrun dinliyorum”
“Yaz” dedi öküz, “Artık vraklamak yok, böğüreceksin
Unutma, mağarada doğdun, bununla gurur duydun
‘Ben de isterem’ dir düsturun, araba sürerken karıştır burnun
Balık, şarap yakışmaz, delikanlı kebaptan şaşmaz
Bir eş, iki metres seni keser, yakalanırsan iki tane patlat
yeter
Her konuda fikrin olsun aldırma kimle tartıştığına
Uğraşma fazla, çok konuşursa sık bacağına”
Kurbağa duraladı, hayretle ağzını araladı
“Ben” dedi kekeledi, “Yapamam bu dediklerini”
Öküz kızdı, “O zaman beni ne konuşturuyorsun!” diye bağırdı
Gaz çıkardı suyun altından, alabora etti kurbağayı
kabarcıklarlan
Can havliyle yüzdü kurbaga geriye, karar verdi haline şükretmeye
Boşa gitmesin olanlar bir hayat dersi alsın kalanlar
Dedi : “Öküz işte abi başka söze ne gerek var”.
Emre 2006
|