mesaj kaygısı arsenik gibidir, öldürür..


                                                                                            

Huysuz Orta Yaşlı
sıyrık balata
deli kızın türküsü
pe®sona g®ata
Adam Legal
Muamma Hanim
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
Sabah Rüzgarı
GvZ
Arzu'nun Seyir Defteri

Anasayfa

site haritası | fasıl | slayt | depo
ŞİİR KÖŞESİ
"BU SATIRLARIN YAZARI" arşivi

Copyright © 2005 özgürce.net
Tüm yazıların yayın hakkı yazarlarına aittir.
IE 5.0 +, Mozilla Firefox 1.0 +, 1024X768 çözünürlük..
Yoksa karışmayız..

 

 

 


18
/06/2008

 

GOING HOME


Önümdeki kafaların arasından çoğunlukla hiçbir şey, şanslı olduğum anlarda Mark babanın kafasını görebiliyorum. Üstelik bunları, yerden giden sarı siyah bir kabloluğun üzerine tünediğim için görebiliyorum, yoksa konseri sahnenin yanlarındaki beta video kalitesinde görüntü veren büyük ekranlardan izlemek zorunda kalacağım. Bazıları hatırı sayılır bir ironi içinde öyle yapıyor zaten. Demek ki dvd’lerini izlediğim konserlerde gördüğüm onca stadyum insanı esasında bu sefilliği çekip, konsere, hem de cebinden para vererek, figüran yazılıyormuş. Onların ritm tutan ellerini açılıp kapanırken görmek çok hoş oluyor ama sağdakinden soldakinden dirsek yedikleri, bir kısmının sahnedekileri sadece ara sıra gördükleri dvd’lerde farkedilmeyecek ayrıntılar.

Önümdeki bir seksenlik kayakafa sırt çantasından sigarasını buldu nihayet, hemen bir adet tüttürmeye başladı. Bir yandan da sağı solu kesiyor. Tek bir şarkıyı bile daha önce dinlemediğine bahse girerim. Peki burada ne işi var? Beleş bilet buldu herhalde. Ulan, sakın Ağca’nın akrabası olmasın? Yoksa Mark’ı mı vuracak birazdan? Gerçi Ağca’nın kurşunu çok şifalı, vurduğu Papa maşallah 85’inde öldü de, 2005 yılında Tanrı tekrar ölümsüzlük ünvanını tek başına ele geçirdi. 

 

Sahneye sürekli duman veriyorlar , böylece yukardan vuran spotların ışıkları sütun oluşturuyor. Aslında buna Türkiye'de hiç gerek yok, hazır açık havayı yakalamışken Türkler fosur fosur sigara içiyorlar. Ver arkadan seyiciye ışığı, Parthenon olsun ortalık. Bunlara kanunla yasak getirmelerine şaşmamak lazım. Sağdan soldan duman esintileri geliyor. Zaten bir sigara içicisinin iplemediği iki şey vardır, birincisi üflediği dumanın kimin yüzüne gittiği, ikincisi sigara nerede bitiyorsa hemen orada yere attığı izmaritinin kim tarafından oradan toplanacağı. Tütün yasağı kanununa konserde sigara içmek de eklenmeli. Ne var? Zaten bu konserde her şey yasak, bir de bu yasak olsa ne olur ki? Konser başlamadan sahneye çıkan bir hatun bu yasakları birer birer saydı zaten. Kimsenin iplemediği yasaklar arasında fotoğraf çekilmemesi, video çekilmemesi, ayrıca cep telefonları sahne ekipmanlarını etkilediği için kapatılması da vardı. Cep telefonu düşmanlığının yeni bir alanıyla da böylece tanışmış olduk. Ne etkilenecek yani, davulcu durduk yere bageti Mark’ın kafasına mı indirecek?

 

-- Abi birisi cep telefonunu açık bırakmış olmalı benim kabahatim yo...anam kulağım!

-- Kusura bakma, aynı telefon beni de etkiledi, gitarı akort edeyim derken kulağını tutmuş bulundum.

 

Zaten kurallar daha kapıdan girerken başladı. İlk önce sadece silahsız ve tehlikesiz insanlara eziyet etmekle görevli, güvenlik görevlisi oldukları varsayılan, ancak gerçekte birer Hristiyan rahibi olup, ellerindeki dedektörlerle bizleri kutsayan din adamlarını aştık. Bu engeli aşınca karşımıza çantaların içine bakmak isteyen Frau Diesel kılıklı bir karı çıktı. Denizden bir tekneden ferah feza ateş edip, ardından karanlıkta kaybolmak gibi eşi bulunmaz bir fırsat sunan bu yerde, neden bu kadar güvenlik olduğu konusunda gülmeye başlarken anladık ki, Frau Diesel güvenlik görevlisi değildir. Kendisi esas itibariyle bir bardak dandik Kola Turka’sını beş liraya satmak üzere ihale almış vahşi büfecinin emriyle oraya konulmuş bir eziyet uzmanıdır.  

 

Kayakafanın önüne hamle yapsam mı diye düşünürken onun bir kaç kişi önünde yine bir seksenlik bir E.T. kafa olduğunu farkediyor ve hamlemden vazgeçiyorum. Keşke lisede beden derslerindeki gibi bir boy sırası yapılsa diye geçiyor içimden. Lisede beden dersinde her nedense boy sırasına göre yanyana dizilirdik. Ben sınıfın ikinci en kısasıydım. Benden daha kısa olan sınıfın en kısası Murat, bu duruma çok bozulurdu. “Soldan say!” falan gibi ergenleri askere özendirme zırvalarında o hep “Bir!” derdi. Ona Birinci Murat dediğim bir gün bana çok bozulmuştu. Her fırsatta dik durarak boyunun benden uzun olup olmadığını ölçmeye çalışırken yakalardım onu. Yedi yıl bu ölçümü sürdürdü. Sonuncu yıl Murat’a esasında benim daha kısa olduğumu kabul ettiğimi ve ilk boy ölçülürken kimsenin ayağımdaki topuklu kadın ayakkabılarına dikkat etmediğini söyledim, aramız düzeldi. Haydar Dümen gibi seksologların tıp fakültesinde ders öncesi bu tür boy sıralamalarına tabi tutulup tutulmadıkları da ayrı bir soru tabi.

 

Romeo and Juliet başlıyor, gereken alkış, martı çığlığı ve kurt uluması benzeri sesleri  çıkararak takdirlerini belirtiyor seyirci. Böyle acayip konser sesleri var, hayatınızda başka yerde çıkarmıyorsunuz bu sesleri. Koro halinde futbol tezahüratına daha yatkın insanlar için daha da zor oluyor galiba bu konser sesleri, çoğu zaman çığlık atmayan, normal sesimle tezahürat yaparken tek başıma buluyorum kendimi. Tabi bir de hiç ses çıkarmayan kuru alkışlı zor beğenen “Resital insanları” var, Allahtan sayıları az. Ana tezahürat bitince turist rehberi yırtıklığındaki bir kaç dikkat çekmesever şahsiyet de, özel isteklerini haykırarak iletiyor sahneye. Normaldir tabi, konser yeri bir sirktir sonuçta. Örneğin birkaç solumdaki çift konser öncesi kavga ettiler, hatun kabloluğun üzerine oturup bunalım yaptı. Sevgilisi barışmak için bardağı yedi liradan aldığı biraları, giren onca kazıktan sonra hala yürümeyi başararak taşıdı geldi, barışma ritüelleri başladı. İnsanların barışma törenleri kuşların çiftleşme danslarından pek de farklı değil. Israr ile halloluyor işler. Kadın başı öne eğiyor ve ağlamaklı takılıyor. Adam kadına sarılmış, sürekli o başı kaldırmaya uğraşıyor. Ara sıra işaret parmağını kadının çene altından destekleyerek başı kaldırıp yanağa öpücük konduruyor, sonra bunun etkisini görmek için işaret parmağını serbest bırakıyor. Baş yine öne düşerse, önce biraz laflayıp iki dakika sonra bir daha deniyor. O baş kalktı mı durum normale dönecek. Şu anda konser başladığı için o baş kalkmış ve acayip bir romantizm içinde sarmaş dolaşlar.

 

Bir kaç sıkıcı country şarkısından sonra birden kolludan bir kova dolusu jeton indirir bir sürprizle Sultans of Swing başlıyor. Başkasını bilmem ama benim heyecanım dorukta. Yirmibeş senedir dinlediğimiz efsane şarkı başladığı için artık nasıl bir heyecan saçtıysam, Musa’nın önünde Kızıldeniz’i ikiye ayıran Rabbim, benim de önümde kayakafaları ikiye ayırıyor. Efsane solo başladığında Mark baba ve gitarı tam karşımda. Soloyu yasal bir uyuşturucu olarak dinliyorum. Solo bitiyor, kaya kafalar normale dönüyor. Dünya gözüyle Knopfler’ın Sultans of Swing solosunu da izledim, artık lambadan çıkan cine üçüncü isteğim olarak farklı bir şey söyleyebilirim.

 

Hangi şarkı sonrası hatırlamıyorum, küçük bir teşekkür, zart diye konser bitiyor. Tabi bitmiyor da, bitiyormuş gibi yapılıyor. Bis sapıklığı burada da buldu bizi. Parayı ödemişim ve konserin bir noktasında, zaten çalınacak, repertuarda olan şarkılar için birden “evlenmeden olmaz” diyerek kulise kaçıyor çalgıcılar ve ben fazladan tezahürat yapmak zorundayım. Tezahüratı beğenirse gelecek nazendeler.

 

-- Abi pideleri söylüyoruz. Sen nereye gidiyorsun?

-- Hüseyin abi yine ölmüş de, camiye gidiyorum beş dakka.

-- Ooo, oradan daha mezarlık, senin işin uzun.

-- Yok be o dirilir beş dakkaya, siz söyleyin ben hemen gelirim.

-- Nasıl yani?

-- Gel göstereyim.

Hemen ilerdeki camiye giderler

İmam -- Merhumu nasıl bilirdiniz?

Cemaat-- İyi bilirdik

İmam  -- Bir daha!

Cemaat-- İyi bilirdik!

İmam  -- Daha kuvvetli!

Cemaat-- İYİ BİLİRDİK !!!

Tabutun kapağı açılır ve post-merhum Hüseyin abi kalıp halinde dikilerek ayağa kalkar.

Hüseyin-- Canlarım benim, sizleri kıramam, bir on sene daha yaşayayım bari.

Karısı  -- Allah belanı versin Hüseyin!

Hüseyin-- Senin versin! Sen daha o miras için çok beklersin. Aaal sana!

Karısı -- Ayıp oluyo ama, bari elinle yap!

 

Ya da Hakan Şükür’ün olası jübilesini ele alalım.

Adnan -- Kıymetli taraftarlar! Bugün burada Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Hakan için toplandık.

Hakan -- Ney? Türk futbolunun nesi?

Adnan -- En büyük futbolcusu

Hakan -- Vay be! Bırakmıyorum ulan o zaman futbolu

Adnan -- Nası ya?! ... Ben bırakacan diye öyle dediydim. Çabuk kadro dışı bırakın bunu!

 

Tekrar sahneye geliyorlar. Biz çok seviniyoruz buna. Hiç beklemiyorduk, sürpriz oldu. İki şarkı sonra bir daha kulise gidiyorlar. Yoksa Mark kebaptan cırcır mı oldu? Yine alkış yine ıslık, yine kurt uluması, bir daha geliyorlar sahneye. Bu kez Going Home’u çalıyorlar, geleneksel kapanış şarkıları. Tekrar seyirciye selam, tekrar sağ elle gitar havaya kaldırma ve tekrar kulis. Seyirci benim gibi yirmi senedir konserlerini izlemiyor bunların. İki kere geldiler üç kere niye gelmesinler diyor. Tezahürat, alkış, ıslık, uluma. Bunun sonucu beş dakika sonra sahneye iki teknisyen çıkıyor. Seyirci onları gruptan birileri sanarak bir “Eyyoo!” çekiyor ama onlar mikrofonları sökmeye başlayıp “Vallahi bitti” mesajı verdiklerinde anlıyorlar durumu. Bis zihniyetinin kurbanı madara olmuş kalabalık homurdanarak dağılıyor.

Dayımın düğünlerde göbek havası çaldığı Fender gitarını alıp, anneannemin köşe bucak sakladığı Toshiba teybe kaseti koyup, kulağımda onsekiz sene öncesinin dandik kulaklıkları, Telegraph Road soloları taklidi yaptığım günlerde, hiç aklıma gelmezdi bir gün canlısını dinleyeceğim. Ve hiç aklıma gelmezdi sonrasında “Değdi mi ulan bu eziyete?” diye soracağım?

 



  

Emre 2008


 


 

23/05/2008 Voyvoda
06/05/2008 23 Nisan
28/04/2008 Çelınç
14/04/2008 Macun
06/04/2008 Polifonik Bilinçaltı
11/03/2008 Aldırma
27/02/2008 Dolphin
13/02/2008 Hobi
28/01/2008 Kemer
17/01/2008 Yazı Olamamış Yazı Notları
08/01/2008 Rahimde Durduğu Gibi Durmaz
26/12/2007 Kasap Clark
14/12/2007 Yaşlı Yazarlarla Nereye Kadar?
06/12/2007 Yavuz Hırsız
05/11/2007 Gereği Düşünüldü
23/10/2007 Yersen
09/10/2007 Deli Bülent
26/09/2007 Bahşiş
09/09/2007 Sonuncu Mahmut
23/08/2007 Menemen
09/08/2007 Evril De Gel
29/07/2007 Beyaz Koyun
12/07/2007 Surat Tökmek
24/06/2007 Garantili Oscar’ın Sırrı
25/05/2007 Fikri Güzel
09/05/2007 Cv-1 Cihan Elektronik
29/04/2007 Anlayana Lafonten
13/04/2007 Aynı Babası
29/03/2007 Özgürce
12/03/2007 Satılmış
12/02/2007 Benim Rüyam
16/01/2007 Şu Saçıma Bir Düzen Ver
27/12/2006 Yok Sana Akşam Serçe
07/12/2006 Yer Misin, Yemez Misin?
15/11/2006 Hocam
03/11/2006 Uyutulduk Belki Biz Bu Alemde
02/10/2006 Davulcu
19/09/2006 Rıfat Amca
12/09/2006 Karınca İle Cırcır Böceği
21/08/2006 Kurbağa İle Öküz
15/08/2006 Tilki İle Karga
04/08/2006 Elime Silah Almam
26/06/2006 Unforgetable
02/06/2006 Fodulcan
25/05/2006 Rolex De Souza
03/05/2006 Akıbet Böyle Mi Olacaktı ?
24/04/2006 Halıyı Kaydırmak
06/04/2006 Beş Dakika
22/02/2006 Kendini İntihar Eden Yazı
07/02/2006 Argonot Ve Yassı Kurt
26/01/2006 Doğan Görünümlü Şahin’ini Satan Bilge
09/01/2006 Vatan Sağolsun