|
16/01/2007
ŞU SAÇIMA BİR DÜZEN VER
Berber İsmail’in
tabelası “Kuaför Asım” olmuş. İsmail abi dışarda taburede gazete okuyor.
Bırakmış bu işleri, devretmiş dükkanı, bıkmış saç teneffüs etmekten.
“Nasolsa bir gün sakal traşı esnasında cinnet geçirip gırtlak keserek
bırakacaktım bu işi. O aşamaya gelmeden kendi rızamla bıraktım” diyor.
İçerisi neden bu kadar kalabalık İsmail abi? Gidişinin şerefine mi?
Yoksa artık gönül rahatlığıyla sakal traşı olmaya mı geldi mahalle
sakinleri? Üçüncü dünya adetlerinden uzak kaldığım için Berber İsmail
hatırlatıyor üç gün sonraki gibi bayramlarda traş olunduğunu ve cici
elbise giyinildiğini. İyi de koyun keseceksiniz, traşla ne alakası var
ki? İsmail de koyun kesecek ama cinnet maksatlı değil, cennet maksatlı.
Neyse geldik bir kere, biraz bekleyelim. Bir maçonun manitasına sorduğu
gibi, benden önce kaç kişi olduğunu soruyorum Asım’a. İki kişi varmış.
Demek ki bekleyenlerin önemli bir kısmı muhabbete gelmişler. Herhalde
berberi lafa tutup kulak kesmesini falan izleyen bir grup sapık var. O
berber senin bu kuaför benim dolaşıyorlar. İsmail boşuna bu hale gelmedi
tabi. Böyle şeyler yasaklanmalı oysa. Nasıl otobüslerde "Şoförle
konuşmayın" yazıyorsa berberde de "Berberle konuşmayın" yazmalı.
Bu şoförle konuşmayın muhabbeti de ilginçtir esasında. Yani keşke o
cümlenin devamı da olsa:
"Şöförle konuşmayın, ağzı çok bozuktur, siz bilirsiniz"
"Şöförle konuşmayın, size küstü"
"Büyük lokma yutmayın, şöförle konuşmayın"
"Şöför sağır"
Asım çok asık suratlı, ve slow motion. Daha doğrusu motion pek yok
slow'luk ağır basıyor. Slovak mıdır nedir?
Bu mahalleye
normal bir berber gelecek mi acaba? Nedense geçmişte çok az normal
davranan berbere gittiğimi farkettim. Ya ben gidip en garip berberleri
buldum ya da berberlerin çoğu bir garip.
Örneğin berber
Sadettin vardı. Yaklaşık yirmi yıl evvel babamla giderdik, Feride
Geçidi’nin oradaydı. Babam ve Sadettin, musiki meraklısı idiler. Onun
için epey bir yürür ona giderdik. Sadettin, orta dalga radyosu ve
kafeste saka kuşuyla tam bir berberdi. Cüceden hallice olduğu için, iki
basamaktan oluşan ahşap bir merdiveni vardı. Traşı onun üzerine çıkar
yapardı. Ancak ben çocuk olduğum için berber koltuğuna oturunca kafam
kayboluyordu tabi. Bunun için berber koltuğunun kolçakları arasına
konulmuş bir küçük oturak vardı oraya otururdum. Ancak bu kez de
Sadettin için biraz fazla yüksek kalıyordum. Sadettin bu durum için iki
basamaklı merdiveninin üzerine portatif bir yarım basamak yaptırmıştı. O
da hemen onun üzerine çıkardı. Orta dalgada bir süre sonra musiki
başlayınca tabi ki derhal Sadettin de başlardı icraya. Radyoda çalan her
şeyi çok severek söylerdi, sanki hiç sevmediği şarkı yoktu. Parçaların
hisli yerlerinde traşa ara verip, gözlerini kapatır ve sanat müziği
söyleyenlerin sık sık yaptığı gibi, bir eliyle yarım dairesel, suyun
yüzeyinden bir şey itekler gibi, havayı yaran hareketler yapardı. Bu
esnada Sadettin’in elinde makas olmasından dolayı, ben de zikir çeker
gibi, aynı anda öne eğilir ve kafama makasın saplanmamasını umardım.
Sadettin beni hiç yaralamadı ama, bir başka çocuğu traş ederken ve
favori şarkısı “Karam aman aman...” çalarken ve, şimdilerde sadece
travesti-divalarda görebileceğimiz bir coşku sergilerken, yarım
basamaktan kayarak düşmeye başladığını, son anda koltuğa tutunmaya
çalıştığını ancak koltuk yerine çocuğa tutunduğunu ve onu da beraberinde
düşürdüğünü, çocuğun ve Sadettin’in olayı hafif sıyrıklarla atlattığını,
ancak çocuğun babasının, Sadettin’in son anda kafasını yana çekmesinden
dolayı, yarım basamak tahtasını Sadettin’in omzuna denkleştirmek zorunda
kaldığını ve Sadettin’in bu olaydan sonra dükkanı kapattığını,
karışıklıktan yararlanan saka kuşunun sıvıştığını öğrendik sonradan. Ara
sıra bisikletle oradan geçerken kuş sesi geldiğinde hemen arkadaşlarla
birbirimize şöyle derdik :
-- Sadettin’in kuşu!
Asım, Hendrix kafa
bir çocuğu traş etmeye başlıyor. Asım’ın bir berber olarak böyle birini
iki numaraya vurmayı canı çekiyor mu acaba? Yani, bir kasaba
beslediğiniz kuzuyu gösterseniz onu okşamaktan çok, altı dakika içinde
nasıl çengele takacağını düşünmesi daha normal olmaz mı? Acaba Asım
dayanamayarak iki numarayla Hendrix’in saçında bir yol açsa çocuk Asım’ı
mahkemeye verebilir mi? Bu eylem taammüden kısmi eşşek traşı olarak
mahkemede yargılanır mı?
Bir seferinde de,
Berber İsmail’in hastalandığını dükkanın camındaki kağıttan öğrendikten
sonra, bir kaç sokak ötedeki berbere gitmiş ve sıraya girmiştim. Berber,
bir zamanlar herhangi bir tahtın varisiymiş de, yurtdışına sürüldükten
sonra İstanbul’a yerleşip berberliğe başlamış bir aristokrat kibarlık
içerisinde traş ediyordu müşterisini. Nerede o şampanyalı, valtzli
günler diyecekti sanki. Traşı bitirdikten sonra, tam kalkmak üzere hamle
yapan müşterisini durdurarak ve küçük bir masajın çok iyi olacağından
bahsederek, dolaptan altın arama dedektörü gibi bir alet çıkardı.
Düğmesi ileri doğru ittirildiğinde ileri geri titreşmeye başlayan, bir
kademe daha ittirildiğinde hem ileri geri hem de yukarı aşağı titreşmeye
başlayan bu garip aleti berber koltuğundaki zavvallı kobayın sırtına
yapıştırıverdi. Kobay bey berberin kibarlığı karşısında itiraz
edememekle birlikte, sırtında oluşan şiddetli titreşimden dolayı
irkilerek hafif hafif ileri doğru eğilmeye başlarken, Aristokrat Berber
ise müşterinin daha aşağılara da masaj yaptırmak üzere, adeta “Oh oh,
şurayı da kaşı” dermişcesine eğildiğini zannederek, sapık vibratörüyle
daha da yüklenmeye başladı. Kobay bey sağ sola dönerek geçiştirmeye
çalıştıysa da, bir asfalt delme azmi içindeki Sapık Aristokrat Berber,
daha da yüklendi. Kobay bey tutunmak için kullandığı elini kolçaktan
çekip, hafif yan dönerek durması için berbere işaret ederken, Kobay
beyin yan dönmesini fırsat bilen, Gözü Dönmüş Vibratörlü Sapık
Aristokrat Berber, adamın böğrünü titrettiriverdi. Meğer tam da
orasından çok huylanan Kobay bey, diğer kolçağa tutunduğu elini de öne
doğru refleks bir sıçrama ile bırakınca, koltuktan kayarak lavabonun
altına doğru süzülüverdi. Panikleyen berber sapık vibratörünü titrer
vaziyette tezgaha koyarak yardım için koltuğa adeta atlarken, Kobay bey
lavabo altından, Mahruki’nin yardımı olmadan ıkına sıkıla çıkmayı
başardı. Berber yüzlerce kez özür dileyerek kırılıp dökülünce, Kobay bey
normalde yapması gereken hönkürmeyi gerçekleştiremedi. Ancak bir an önce
ceketini giymek ve gözünde Marki De Sade’ın şatosuna dönüşen bu
dükkandan kaçmak istiyordu. Berber ikinci yüzlerce kez özürünü
diledikten sonra Kobay beyin ceketini tuttu. Tabi genel berber raconuna
uygun olarak o ceketin, hiç de gereği yokken fırçalanması gerekiyordu.
Bu iş için berber hemen tezgahda duran kalın saplı fırçasını aldı ve
düğmesine bastı. Bir titreşim sesi duyuldu. Kobay bey, ben ve benden
sonraki müşteri, adeta kapıda birbirimizi ezerek dışarı fırladık.
Dışarda oturan
berber İsmail’e soruyorum:
-- İsmail abi,
Asım’ın eli biraz ağır mı ne?
-- Tosbağa
Asım’dan mı sözediyorsun?
-- Çok iyi ya.
Tosbağa Asım demek. Anlaşılan bu mahalleye normal bir berber gelmeyecek.
-- Ben normal
değil miydim yani?
-- Sen de çok
sinirliydin be İsmail abi
-- Ne demek
sinirliydin?! Ne zaman gördün sinirli olduğumu?!
-- Her zaman. Yani
... daha geçen ay kapıda birini azarlıyordun.
-- O şerefsiz, bir
favorisini diğerinden daha kısa kestiğimi iddia etmişti. Benim kestiğim
favoriyi lazer kesemez tamam mı?! Benim canımı sıkmasınlar?! Otuziki
yıllık berber İsmail’im ben, tamam mı?! Sanatçıyım ben sanatçı, tamam
mı?!
-- Kurban olayım
sinirlenme İsmail abi.
-- Kurban olma.
Ben çoktan koyun aldım. Ama o koyuna da gıcığım. Nanköre ot götürüyorum,
üstüme yürüyor. Bayramda görüşücez ama ... Asım! Hadi be oğlum. Sen
kesene kadar adamın saçı yeniden uzuyor be!
Emre 2007
|