15/11/2006
HOCAM
Resmine
ilk baktığımda Perulu bir muhtar zannettiğim Profesör Üşütüksoy,
gazeteye bazı deprem profesörleriyle ilgili açıklamalar
yapmış. Anlıyoruz ki, simyacılar hala bakırla uğraşadursun
deprem profesörleri çoktan depremi banka hesabına dönüştürmüş.
-- Neresi
sağlam hocam?
--
Etüdlerimze göre, bizim sattığımız villaların olduğu yerler
sağlam
-- Hocam
geçen yıl sizin villaların altından fay geçmiyor muydu?
--
Geçiyordu ama Fatih’in torunları olarak yağlı kazıklar üzerinde
fay hattını güneye kaydırdık
Hocalarımızda, bilimsel diye salladıkları yıl tahminlerinin
Nostradamus’unkilerden daha isabetli olmayacağını bilmenin
rahatlığı var, canları ne isterse söylüyorlar. Peki iddialara
göre felaketten para götürmek yakışıyor mu hocalara? Bilmem?
Yakışıyor ki yapıyorlar. Hem zaten hoca olunca yapılmaz diye bir
şey yok. Alt tarafı “eksiketik” derler olur biter. Belki tam
tersi bile olabilir; çünkü çok uzun zamandır, içinde hoca geçen
iyi bir haber okuduğumu, dinlediğimi hatırlamıyorum.
Kaşı gözü
oynayan tarikat hocalarını çok izledik. En güzel örnek herhalde,
dışarda müritleri metalci hareketlerini andırır bir şekilde, bir
ileri bir geri “Hüh dede hüh de” diye zikir yaparken kendisi
içerde genç müritine “Ah deme oh de” diyerek, zigir yaparken
polise basılan hoca idi.
Akademik
din hocaları var bir de. Bir zamanlar çok popüler olan Yaşar
Nuri hoca, kendisi gibi bir hoca olan Danimarkalı Profesör Hans
Von Aiberg ile televizyon programı yapıyordu. Ancak daha sonra
Hans’ın Erzincanlı gazeteci ve “Falınız Ne Diyor?” köşesinin
hazırlayıcısı Bülent Ayberk olduğu ortaya çıktı. Yaşar hoca
nasıl olmuştu da Hans hocanın sahte hoca olduğunu o kadar zaman
anlayamamış, hatta Türk bile olduğunu farkedememişti? Daha sonra
Yaşar hocayı kendini “Çıplak Uyarıcı” ilan ederken gördük.
Extasy Yaşar hoca şimdi “Politikacı” ve “Azarlamacı” olarak
halkımıza hizmet veriyor. Ben kendisini on yıl sonra, gece geç
saatlerde televizyonda yayınlanan pazarlama programlarında güreş
mayosu satarken göreceğimi tahmin ediyorum.
Tabi bir
de Zekeriya hoca var. Ekranda aniden bitivererek izleyeni gafil
avlayan, sürekli bağıran ve susturulamayan, “Nereye Bakan? Yürek
Yakan – Duracell - Zekeriya Hoca”nın, bir tarihte otel odasında
porno film kiraladığı ortaya çıkınca; bu durumu aydınlatmak
için, kendisinin aynı zamanda bir sosyolog olduğundan
mütevellit, bilimsel amaçla filmi seyrettiğini söylemişti. Madem
bilimsel amaçlı, herhalde not da almış olmalı.
1-
Irkçılığın azaldığını gözlemledim. Ancak zencinin de atalarının
intikamını alması gerekmezdi.
2- Evcil
hayvan sevgisinin Avrupa’da yükselişe geçtiğini görüyoruz. Ancak
filmdeki Danua çok şımartılmıştı.
3- Bu
sahneyi banyoda olduğum için kaçırdım
4-
Erkekler çocuk doğurabilir mi? Henüz kesin değil, ama bu
konudaki deneyleri izleme fırsatı buldum.
5- Bu
sahneyi banyoda olduğum için kaçırdım
6-
Avrupalılar her fırsatta kalabalık gruplar halinde
sosyalleşiyorlar. Zenciye saygılı davranıyorlar, demek ki
büyüklere saygı onlarda da var. Banyoya gittiğim için filmin
sonunu kaçırdım.
Hoca
olarak anılan futbol hakemleri var. Haklarında sürekli şike
çağrıştıran laflar ediliyor. Örnegin İtalyan medyasında yüzlerce
kişi, senenin ilk yarısı ciddi ciddi futbol üzerine çene
çalıyor, senenin geri kalanında ise şike skandalını
konuşuyorlar. Türkiye’de ise senenin ilk yarısı binlerce kişi
medyada futbol üzerine çene çalarken, ikinci yarısı şike
iddialarını konuşuyor. Senenin ilk yarısında konuştuklarından
dolayı kendini aptal hissedene nedense rastlanmıyor. Hocalar ise
hiç çenelerini yormuyorlar; çünkü enerjilerini harcamamaları
lazım. Onlar sadece akşam çalan kapıyı açtıklarında
konuşuyorlar:
-- Buyrun
hanfendi?
-- Hocaya
gelmiştim.
-- Benim
-- Yarınki
penaltı pozisyonunu tartışmak için geldim.
-- Buyrun
canım, pozisyon bizim işimiz.
Bir
zamanlar elele başbakanlık yapan Necmettin ve Tansu’nun da birer
hoca olduğunu hatırlatmakda fayda var. Ayrıca İstanbul’un
muhtemelen gelmiş geçmiş en berbat belediye başkanı da Nurettin
hoca idi. Kendisi zamanında muhtemelen gelmiş geçmiş en büyük
belediye skandalı yaşanmıştı. Bir takım bağışlar toplanmış ve
Nurettin’in partisine aktarılmıştı. O partinin genel başkanı da
Erdal hoca idi. Her nasılsa, ne Nurettin hocanın ne Erdal
hocanın bu işlerden haberi yoktu.
Televizyona çıkan ticari hocalar var. Mesela reklam geyiği
programı yapan Atıf hoca kendisinin ortak olduğu şirketin
reklamlarını çok beğeniyor. Kalp ve damar sağlığımız için
öncelikle kendi kitabının okunmasını tavsiye eden hocalarımız
için kupon kesenler var. Doğan Cüceloğlu hocanın “Azimle Koşan
Taşı Deler” kitaplarını ezberleyenler vardı.
-- Alo
Doğan hoca?
-- Efendim
-- Hocam
homoseksüellerin dramını çok güzel özetlemişsiniz. Size teşekkür
ediyorum.
-- Ne
özeti?
-- Hocam
İçimizdeki Çocuk kitabı sizin değil mi?
Ya diğer
tıp hocaları? Yani “koskoca profesör” diye bildiklerimiz?
Yanlarındaki pratisyen hekimler için tanrı olan ve bunun tadını
çoğu kez sadistçe çıkaran hocalar. Örneğin baba Babuna hoca.
Kendisi Afrikalı değil, bir de oğlu var ayırmak için öyle
yazdım. Bir zamanlar oğluyla birlikte sürekli
televizyonlardaydı, gazetelere ilan veriyordu. Oğul Babuna,
lösemi olduğunu söyleyip, kanıt olarak kafasındaki beyzbol
şapkasını göstererek, fazla ilik varsa bir fincan rica etmişti.
İkiyüzbin kişiden kan örneği ve beş milyon dolar tedavi harçlığı
toplamışlar, iliklerin içinden uyumlu iki ilik bulduklarını,
dolarların ise tamamının uyumlu çıktığını açıklamışlardı.
Ardından oğul Babuna ortadan kaybolmuş, altı ay sonra ABD’den
mucizevi bir şekilde iyileşerek dönmüştü. İyileştiğinin kanıtı
ise kafasında beyzbol şapkası olmamasıydı. Sözkonusu bir mucize
olunca, ben tedaviyi bir doktordan çok David Copperfield’in
yaptığını ve karşılığında içinden tavşan çıkarmak üzere beyzbol
şapkasını aldığını tahmin ediyorum. Ancak şimdi baba Babuna hoca
ile oğul Babuna’nın arası bozuk. Oğlu babasının, başka bir
hocadan, Adnan Hoca’dan bilgi çaldığını söylüyor. Benim bildiğim
Adnan Hoca, "Beyaz Kadın Çözümleri" işiyle uğraşırdı, bilgi de
veriyormuş demek. İkiyüzbin kişinin iliğini sızlatması olası
olaylar bunlar. Ancak bu olayların bir de iyi yanı varsa, o da
zabıtayı görünce mucizevi bir biçimde olmayan bacağı uzayıveren
ve koşarak kaçmaya başlayan dilencilerin, çok küçük işlerle
uğraştıklarını farkederek, moral bozukluğu içinde mesleği
bırakmaları olduğunu tahmin ederim.
Babuna
mucizesinin gerçekleştiği yıllarda ben de hızlı hareket edersem
veya derin nefes alırsam hemen öksürmeye başlıyordum ve
öksürüğüm mucizevi bir şekilde geçmemişti. Teyzemin torpili ile
Cerrahpaşa’da bir hocadan randevu almıştım. Ancak kendisinden
randevu öyle kesin bir saat üzerinden alınamıyordu. Randevu bir
zaman dilimi için alınıyor ve hoca bekleniyordu. Hocayı
gördüğümde “Merhaba” diyerek ona doğru hamle yaptım ancak hoca
sanki randevu vermemiş gibi yürümeye devam etti. Koskoca hoca
bir öksürük için duracak değildi, hemen peşinden seğirttim.
Ancak hareketlenince öksürmeye başladım. Hoca kimsin nesin diye
soruyor ben öksürüyorum. Hoca’nın peşine takılmış öksüren sapık
durumundan nihayet hoca asansör beklemek için durunca kurtuldum.
Hoca derhal talimat vererek bilmemnereye gidip beklememi istedi.
Gittim. Birazdan kapı açıldı, hoca girdi. Peşinden yirmi kişi
daha doldu içeri. Etrafımı sardılar. Herhalde beni imha
edecekler diye düşündüm. Hoca ortaya çıktı.
-- Şimdi
hastayı dinleyelim. Nedir şikayetin?
--
Öksürüyorum
-- Şimdi
ciğer dinleyelim. Çocuklar gördüğünüz gibi özel olarak
soğuttuğumuz steteskopu hastanın sırtına sadistçe
yapıştırıyoruz. Derin nefes al
-- Öhhö
öhhö
--
Öksürme, nefes al!
-- Derin
nefes alınca öksürüyorum.
-- Başka?
-- Gülünce
öksürüyorum.
-- Nasıl
yani?
-- Gülmeye
başlar başlamaz, bu öksürük mutluluğumu kıskanıp derhal
öksürtüyor
--
Anlaşıldı. Ne refleksi bu? Kim söyleyecek? .. eveeet doğru.
Astımın var. Al bu spreyi günde üç kere, ağzını aç, spreyin
ucunu ağzına sok, sıkarken hööüüüp diye yut. Çok meşgulüm uçmam
gerek.
Hoca böyle
dedi ve gitti. Spreyi aldık. Bir hafta kadar kullandıktan sonra
bir gün yine öksürürken, hocasından da, astımından da
başlayarak, spreyi çöpe attığım gibi teyzeme gittim. Beraberce
aynı hastanedeki arkadaşı rehabilitasyoncu doktora gittik. O
hoca değildi.
-- Derin
nefes alınca, gülünce öksürüyorum.
-- Boğazın
tahriş olmuş. Nefes üzerinden geçtikçe uyarılıyor, öksürüyorsun.
-- Ne
yapmalıyım?
-- Hiç bir
şey. Sakin sakin otur.
-- Ama
hoca teşhis koydu, o kadar pratisyen de eğitim aldı?
-- Onlar
da ilerde yanlış teşhis koyacaklar.
-- E ne
anladım ben bu hocalıktan?
-- Hocadan
uzak duracaksın, anlayacağın bu :)
Emre 2006
|