|
13/04/2007
AYNI BABASI
Masanın üzerine yayılmış kitaplarından birinden altı çizilmiş satırlara
bakar. Aradığı yeri bulunca, önünde daha sağda duran, başlığında LOST
Sayıları yazan çizgili dosya kağıdına dört eşittir Tabula Rasa eşittir
boş bilinç başlığı atarak altına kurşun kalemle yazar. Bütün sayıları
tamamlamıştır. Diğer kitaba geçerek arasına önceden bir gazeteden
öylesine koparılmış bir parça koyarak işaretlediği sayfayı bulur. Diğer
çizgili dosya kağıdına geçer. Başlığına “Dharma Amblemi – Sekizli
Trigram” yazar, Tri eşittir üçlü gram eşittir işaret diye not düştükten
sonra her bir yüzeyinde karşı yüzeyin tersi üçlü yin yang işaret bulunan
bir hexagramı kurşun kalemle çizmeye koyulur. Kapı çalınır, kalemi
kitabın arasına koyup kapatır. Gözlüğünü çıkarır ve kapıyı açmaya gider.
Oğlu ve gelini gelmiştir. Gelinini görünce heyecanla lafa girer :
-- Hoşgeldiniz. Ay
kızım iyi ki sen de geldin, sen olmasan bu herşeye kızıyor. Aynı babası,
ona da bir şey söylenmiyor, hemen bağırıyor. Bu sabah elektrikli
süpürgeyi çalıştırdım diye evin içinde naralar attı.
-- Anneciğim
istersen bir sokak kapısını kapatalım önce, sonra buraya geliş sebebimiz
olan uzaktan kumandayı konuşalım, ben bir delireyim, sen ondan sonra
gelinine her şeye kızmamdan bahset.
-- İşte hep böyle.
Anca annene bağır zaten. Aah ah, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar.
Basma ayakkabılarınla oraya, yeni sildim!
İçeri geçerler.
-- Kumanda
diyorum, ne yapamıyorsun?
-- Kayıta
başlayacağım sırada ekrana el çıkıyor, kayıt yaptırtmıyor. Kumandayı
bırakıp gidip üzerindeki tuşa basınca kayıt yapıyor. Kumanda bozuk
galiba.
-- Ekrana el mi
çıkıyor, elden kasıt nedir?
-- Hatta babana da
denettim onda da el çıktı, sen şimdi bana inanmazsın
-- Ekrana el...
-- Kızım, bir sürü
belgeselin başını öyle kaçırdım, basıyorum olmuyor
-- Anne, bir
saniye. El...
-- E öyle başını
kaçırınca da güzel olmuyor, şimdi servis çağırsan dünyanın parasını
ister. Bu çocuk da gelince hemen sinirleniyor.
-- Anne, el nasıl
çıkı...
-- Ben onun kadar
elektronik bilmiyorum tabi. Nasıl bileyim evladım, biz onun gibi
elektronikle büyümedik. Liseye giderken Commodore’u vardı.
-- Anne diyorum!
-- Al işte hemen
bağırıyor. Aman, yap da şu kumandayı, istediğin kadar bağır. İdare
edeceğiz artık. Babası da aynı böyle. Öğlen bire kadar yatıyor evladım.
Ben ne zaman açacağım süpürgeyi?
-- Anne dinler
misin?
-- Efendim
-- El diyorsun,
nasıl çıkıyor, ne yapıyorsun?
-- Bir şey
yapmıyorum oğlum. Sen ne dediysen onu yapıyorum, olmuyor. Hayır sırf ben
yapamasam, benim kabahatim derim. Babasına da denettim, o da yapamadı.
Bu inanmaz diye ona da denettim. Yoksa bana elektronik cahili der bu.
-- Anne...
-- Aşağıda Muammer
hanımların mühendis oğlu var, onu çağıracaktım ama Ankara’daymış. Geçen
ay kombiye bir şeyler oldu, geldi çocuk sağolsun, bir düğmeye bastı
düzeltti. Buna söylesen hayatta gelmez, bizi burda dondurur, ama gelmez.
-- Anne! O çocuk
sadece kombiyi açmış kapamış, hepsi bu! Şimdi, normal zamanda ne
yapıyorsan aynısını yapar mısın?
-- Ayy, laf da
söylenmiyor. Peki, ver bakayım kumandayı. Basıyorum kırmızı tuşa...
-- Bas
-- A aaa, şimdi
kayıt yapıyor. Ay şimdi inanmaz bana. Babası şahit, kaç kere denedik.
-- Anne...
-- Hayır yanlış
tuşa bassam şimdi de basarım, olmuyor evladım, aa, bilmez miyim?
-- Anne...
-- Oğlum
inanmıyorsun, kaç kere...
-- Anne! Nereden
çıkarıyorsun ya inanmadığımı?!
-- Bağır bağır.
Biz öldükten sonra aklına gelecek bu bağırdıkların. Sevgi yok sende.
-- Şimdi
durduralım kaydı ve ...
-- Rahmetli
beybabam derdi zaten, bu çocuk çok soğuk diye
-- Şimdi!
...durduralım kaydı ve aleti kapatalım sen bir baştan yap.
-- Eh peki.
Basıyorum... tamam kapandı. Şimdi tekrar açıyorum, ... kırmızıya
basıyoruum, ... Hah! Ekrana el çıktı! Ay ne kadar sevindim, kalbim
temiz.
-- Anne o el...
-- Ay Allahım ne
iyi oldu. İnanmaz yavrum, öyle sabit fikirlidir. Ayynı babası.
-- Anne...
-- Hayır servis
çağırırım aslında ama gelmeleri üç gün sürüyor, küçük bir şey için şimdi
o kadar para nasıl vereyim? Emekliyiz evladım, bak bu ay dünyanın yakıt
parası geldi. Yakında oğlumuz var diye güveniyoruz ama sen olmasan
gelmez.
-- Anne ip var mı?
Kendimi avizeye asacağım!
-- Daha da
yaşlanınca ne yapacağız diye endişeleniyorum. Bu bize bakmaz, ancak
gözüyle bakar. Aah küçücüktü, elim kadardı, keşke hiç büyümeseydi
dediğim oluyor bazen
-- Benim de
oluyor!!! ... O ekrandaki işarete gelince, ... anlamı bekle demek!
-- Evladım
belgesel başlamış ne diye bekleyeyim, hemen kaydetmem lazım
-- Alet bir
hazırlık yapıyor sonra kayda hazır hale geliyor! Ben sana bunları
telefondan bir bir yazdırdım ya, neden okumuyorsun?! Hem nerde o kağıt?
Okumadığın gibi, bir de kaybettin değil mi?!
-- Ne münasebet,
bu evde hiç bir şey kaybolmaz. Telefonun altındadır o.
-- Kaydedicinin
kılavuzunu telefonun altına mı koydun?
-- Orası benim
arşivim. Karışma işime. İşte bunların arasındadır. Hayır, iftira atıyor,
okudum kızım, yazdırmadı öyle bekleme vardır falan diye. Hay allah, bak
arayınca da bulunmaz. Ay adım gibi biliyorum burada olduğunu. Hah ...
işte. Al, buyur, bak bakalım.
-- Bu bir market
broşürü. Bunun üstüne mi yazdın?!
-- O sırada elime
bu geldi
-- İp var mı ip?!
-- İp yok ama
terlik var istersen!
-- Buraya kafana
göre yazmışsın, yanıp söner demişsin, o sırada bekleyeceksin işte, onu
yazmamışsın.
-- Kızım bağırıyor
hemen, korkudan bu kadarını yazmışım, ona da şükür. Hem gerek yok ben
anladım hepsini. Açılınca kırmızı tuşa basılı tutuyorsun hazır olunca
kaydediyor.
-- Yahu basılı
tutma nereden çıktı! Yanıp sönmesi bitince kaydedeceksin.
-- Yanıp sönmesi
uzun sürüyor, onu bekleyene kadar belgeselin başı kaçıyor, ben öyle
istemiyorum. Bana hemen kaydetmeli tarif et.
-- O zaman açık
tutacaksın sürekli, belgeselin başlarken biraz evvel yaptığın gibi
basacaksın tuşa
-- Oğlum öyle
sürekli nasıl açık tutayım, elektrik harcar.
-- Yahu o kadar
harcasın! Başka yolu yok işte!
-- Ben de seni
biliyorsun diye çağırdım, o kadarını bizim kapıcı Hamza da söylerdi
-- Hamza’ya sor o
zaman bundan sonra, lazer kılıcıyla gelsin elleriyle kayıt yapsın!
-- Ben Muammer
hanımın oğlu gelsin ona sorarım en iyisi. O biliyordur mutlaka
-- Keşke ben de
Muammer hanımın oğlu olsaydım, belki sözümü dinlerdin biraz!
-- Sen onun oğlu
olamazsın. Muammer hanım sana bir dakika tahammül edemez. O pabuç diline
katlanmak için bendeki sabır yok o kadında. (Gelinine döner) Evladım hep
böyleydi bu. İlla kendi dediği olacak. Aynı babası. Dün geceyarısı
mutfağa girmiş domatesli biberli sucuk yapmış, batırmış her yeri.
Yoruluyorum artık kızım arkasını toplamaktan. Bu oğlan da böyle
bağırmaktan başka bir şey yapmıyor. Babasını karşısına alıp, geceyarısı
sucuk pişirmemesini söylemiyor ama.
-- Manen yoruldum
anne, biz gidelim!
-- Olur mu meyve
çıkardım?
-- Muammer hanımın
oğluna yedirirsin onları!
-- Bak görüyor
musun sivri dilini? Hemen laf sokuşturacak. Aynı babası evladım.
“Muammer hanımın kocası hiç geceyarısı sucuk pişirmiyor” dedim. “O zaman
yarın akşam onu da davet ederim” dedi. Bunlar sülalecek sivri dilli
evladım. Dur poşetinize koyayım şu armutu evde yersiniz, çok güzel
deveci armutu aldım pazardan beş kilo. Babası her akşam bir tane yiyor
diye çok aldım. Meyve yetiştiremiyorum kızım, geleni götürüyor, Allah
seni inandırsın günde iki kilo meyve yiyor. Kollarım koptu taşıyana
kadar. Hiç yardım edenim yok. Babası sadece sucuk pişirip mutfağı
batırmayı biliyor.
-- Görüşürüz anne.
Canımı sucuk çektirttin.
-- Al işte, aynı
babası.
.........
Kapıyı kapatır. Hemen gider ve elektrik harcayan kaydedici ve
televizyonun kapatır. Henüz kuantum fiziği ile ilgili belgeselin
başlamasına yirmi dakika vardır. Oğlu ve gelini geldi diye fazladan
yaktığı ışığı da kapatır, sadece masayı aydınlatanı açık tutar. Tekrar
masaya oturur ve sekizli trigramını çizmeye koyulur.
Emre 2007
|