|
13/02/2008
HOBİ
Hayatta en hakiki mürşit hobiciliktir, yoksa babama dönersiniz. Son
senelerde hep canı sıkılıyor. Esasında onun da bir hobisi var, annemle
didişmek. Bu bir sorun yaratmıyor zira annemin de en önemli hobisi
babamla didişmek. Annemin ikinci en büyük hobisi ise balkondan papağan
kaçırmak. Satın aldığı papağanları kafese kapatmayı eziyet olarak
gördüğü için, kapalı balkona koyuyor. Papağanı almadan önce kunduz
misali markete gidip gelirken etraftan çeşitli irili ve daha irili
dallar toplayarak eve getiriyor. Motorlu testere girmemiş orman ortamı
tesis ettikten sonra, papağanlarını satın alıp buraya salıyor.
Salınmanın üzerinden bir kaç saat geçmeden havasız kalmamaları için camı
açma aşamasına geliniyor. Camın önüne sivrisinek teli tedbiri alınamıyor
zira ara sıra oradan aşağı 41 pare masa örtüsü ve yolluk silkilebiliyor.
Annem bundan dolayı camı açar açmaz, mandal marifetiyle tülperdeyi
gerekli yerlere kıstırıp papağanları içeride tutma yöntemi icat etmiş.
Ancak papağan birinci hafta bitmeden o mandalı gagasıyla ucundan sıkıp
aşağı düşürebildiğini ve açılan boşluktan dışarı kaçabileceğini
keşfediyor. Annem, papağanın firar ettiğini akşam sayımında gördükten
sonra ağlamakla gülmek arasında bir tercih yapamayarak, elbet papağanın
geri döneceğine dair iyimser bir tavırla dürbününü alıyor, ve mahallede
kurduğu küçük papağan kolonisinin akşamüzeri turlarında, yeni papağanın
sürüye katılıp katılmadığını gözlemliyor. Annemin papağan masrafının
yüksek olduğu sanılabilir ancak annem kaçırdığı her papağana para
veriyor değil. Mahalleli onun genel distribütor olduğunu bildiği için
her yakalanan muhabbet kuşu ve papağan doğru annemin evine getiriliyor.
Annem çok sayıda kuş kaçırmanın vicdani rahatlığı içinde, gelen her
kuşun kendisinin olduğunu söyleyerek derhal kapıda ona bir isim
uyduruyor.
-- Aaa, Muzaffer’i bulmuşsunuz
-- Kuşun adı Muzaffer mi?
-- Evet, neden?
-- Hayır benim de adım Muzaffer de... o bakımdan...
-- Hay Allah, o zaman bundan sonra sana Mustafa Muzaffer deriz.
-- Hiç komik değil yenge
-- Espriyi kuş için yaptım zaten, sen üzerine alınma
-- Bir de güvercin bulduk
-- Ben konuşucu, ötücü kuş besliyorum evladım, sıçıcı kuşlarla
ilgilenmiyorum.
-- Papağan sıçmıyor mu yenge?
-- Elindekine kıyasla sıçmıyor sayılır. Güvercin, Martı ve Manda türü
hayvanlar ayrı bir kategoridir.
-- O zaman sihirbazın şapkasını düşünmek bile istemiyorum.
-- Eski sihirbaz şapkalarında çok iyi çiçek yetiştiğini duymuştum zaten.
Teşekkür ederim evladım, kuş getireniniz çok olsun. Alın bakayım birer
tane çikolata.
Annemden gen marifetiyle mi geçti bilemiyorum, ben de hobici sayılırım.
Sanırım hobiciliğe pul ile başlamıştım.
-- Şu üzerinde papağan resmi olan pul güzelmiş. Kıymetli herhalde
-- Hayır anne o süs pulu, esas kıymetli olan şu pul.
-- O çok çirkin. Çamaşır suyu mu dökülmüş üstüne? Dur bakayım
-- El sürme!
-- Sebep?
-- E pul işte, nazik, boyası eskirmiş. Mona Lisa’ya flaş patlattırmamak
gibi bir racon bu da. Hani çok değerli hesabı.
-- Niye biriktiriyorsun o zaman? Daha sağlamını biriktirsene?
-- Anne, o kıymetli işte, onun için biriktiriyorum.
-- Bu çirkin pulun daha kıymetli olduğunu kim söylüyor?
-- Pulcu
-- Seni kazıklamak için öyle demiştir, saf !
-- Yahu katalog var, orada yazıyor değerli olduğu
-- O katalog da tezgahın bir parçası o zaman.
-- Anne, pulcu götürünce parasını verip geri alıyor. Bu kuşlulardan
yirmi tane alırım bunun parasıyla
-- Alsana o zaman. ... Evladım, çirkin işte, çirkin. Sence de çirkin
değil mi?
-- Bence çirkin değil, ... iğrenç :) Kendi devrinin dandik bir posta
pulu, ama şimdi kıymetli.
-- O zaman karar vereceksin bu pulları niye biriktirdiğine.
-- Hatunlara göstermek için biriktiriyorum.
-- Peh! Şehir esprisi. Gerçekten pul koleksiyonu görmeye yukarı çıkan
bir kız varoldu mu acaba? Hayır niyeti varsa bir koleksiyon olması
gerekmiyor. Niyeti yoksa koleksiyonun bir yararı mı olacak?
-- Belki pulun zamkına tecavüz zamkı sürüyordur bazısı. Kız yalayınca
bayılıyordur.
-- Kız pulu neden yalıyor?
-- Koleksiyondan anlamıyor ya. Sen hemen, bir pul almaz mıydın? diye
ikram ediyorsun. O da racon bilmediği çakılması diye alıp yalıyor.
-- Tam sana göre bir saçmalık. Kahve içmek gibi bir DaVinçi şifresi
varken, yenisini uydurmaya ne gerek var? Üstelik senaryon, bu çirkin
pulu niye aldığını da açıklamıyor
-- Ben...
-- Sen? ... Sana biriktir denilenleri mi biriktiriyorsun yoksa?
Annem beklenmedik bir kroşe ile beni yere sermişti. Evet o çirkin
pulları, onlar pulculuk aleminde kıymetli diye biriktiriyordum. Ben de
annem gibi değersiz ama renkli renkli pulları seviyordum ama onları
biriktirmek sanki koleksiyonculuk değildi. Annemin yüzleştirmesiyle
soğuduğum pul hobisinden vazgeçtiğimde. Satmak için defterimi alıp
Altıyol’daki pulculara gitmiştim. Dönüşte annem açtı kapıyı.
-- Sattın mı defteri?
-- Sattım
-- Çirkin pulu?
-- Çirkin pul değerlenmiş. Neredeyse defter kadar para etti.
-- İyi bari, bir sefer de sen pulcudan para kazanmış oldun.
-- Elime böyle yüklü bir para geçince, sana bir hediye aldım :)Bekle
getiriyorum...
-- Bana bak, yine kutunun içinden böcek çıkarsa, terliği yersin beynine
ona göre!
-- Yok, bu seferki gerçek hediye. Kaldırıyorum örtüyü. Hazıır. Ta taa!
-- Aa! Papağan almış :)
Emre 2008
|