|
12/02/2007
BENİM RÜYAM
Tanrım, yine alt kattaki adam horluyor. Saat 02:45’i gösteriyor.
Sırtüstü yatarsam belki duymam. Yok duyuyorum. Tam gözüm kapanır gibi
oluyor horultuyla hopluyorum. Zaten taktım artık, sürekli duyarım.
üçbuçuk saat sonra kalkacağım, uyumam lazım, ama uykum kaçtı kaçacak.
Kızasım geliyor
ama ortada kızacak bir muhatap da yok. Horlayan adama kızamıyoruz,
istemsiz olarak horluyor. Onu dürtmeyen karısına kızamayız. O alışmış
duymuyor. Belki de kadın horluyor adam onu dürtmüyordur. Erkekler
ağlamaz kadınlar horlamaz diye bir kural yok. Hem benim için ne farkeder
ki? Yoksa meclise mi kızmalıyım. Öyle ya, horlama marifetiyle üst kat
komşusunu rahatsız etmek suç olsaydı, şak adamı zindanlara attırır,
Demonte Kristo Kontu yaptırırdım. Belki de apartmanı, alt kattaki
komşunun horlamasını üst kattakinin duyacağı şekilde yapan müteahhide
kızmam lazım. Bir de kendim varım elbette. Ne diye duyuyorum ki? Başkası
olsa aldırmaz bile. Neden bu kadar tavşankulak bir insanım? Belki de
daha iyi bir apartmana taşınacak parayı kazanamadığım için kızmalıyım
kendime. Ancak en kolayı şüphesiz Tanrıya kızmak. Ne diye bu horlayan
adamı alt katıma komşu yaptı ki canım?!
Salona gidip
yatabilirim, gidemiyorum, karım ve digitürk orada toplantı halindeler.
Evlenmekle büyük hata ettim. Al işte yatak odasında bir mahkumum. Geçen
gün kulağıma pamuk tıkamıştım ama fayda etmemişti. Çaresiz yine
walkman’den medet umacağım. Haydi kalk kös kös diğer odaya git, çantadan
walkman’i el yordamıyla bul, dışarı çık. Bu ses de ne? Hayyam’ın
kuyruğuna bastım. Senin ne işin var koridorda? Hadi koridorda işin var
ayağımın altında işin ne? Benim gözümde fosfor yok. Üstelik gözlerim
kapalı.
Walkman dinliyorum
gözlerim kapalı.
Bir adam horluyor.
Duyuyorum,
uyuyamıyorum.
“Bu ses de ne?”
diye karım çıkıyor içerden. Kedi canlı mı diye kontrol etmek için
kuyruğuna bastım. Canlı, telaşlanacak bir şey yok. Elimde walkman’in
hiçbir işi yok, sadece arkadaşız. Evet yine aşağıdaki horluyor.
Uyumak amacıyla
walkman dinlemek aletin ruhuna aykırı mı acaba? Belki de aletin ruhunu
yanlış anladılar. Fişe takıp küvetteki suya bırakıldığında, küvetteki
şahıstan sizi ebediyyen kurtaran ve “huzur sağlayıcı” olarak da
kullanılan bir cihaza neden sadece saç kurutma makinası deniliyor? Hem
zaten ben Coşkun durumundayım, walkman’in ruhunu değil bedenini
istiyorum.
Ben bir
yanyatarım. Kulaklıkla yan yatmak mümkün değil. Sırtüstü yatmak gerek.
Öyle olunca uykum gelmiyor. Tek kulağa kulaklık takıp yan yatmak
faydasız. O horultu bir yolunu bulup sızıyor aradan. Sırtüstü yattım.
İki kulağıma da kulaklığı taktım, Grapelli’yi seçtim. Oh bu biraz iyi
geldi. Sen alışkınsın oğlum. Askerde aynı anda en az 30 kişinin
horladığı ve en az 15 kişinin gaz çıkardığı koğuşlarda uyuyordun ya?...
Uyumuyordum, ilk iki gün uyuyamayınca üçüncü gün bayılıyordum, tabi daha
önce metan gazından bayılmamışsam. Ona uyumak denemez aslında, belki
sızmak denebilir. Bahçedeki nöbet yerinde nasıl güzel uyunurdu ama?
Nöbet bitmesin isterdim. Hafiften rüzgar eserdi ara sıra, kavaklardan
hışır hışır yaprak sesi gelirdi, diye düşünürken uyuyakalıyorum.
Uyumanın iyi taflarından biri, Freddy etrafta yoksa derhal bütün
intikamları alma imkanının doğması. Ben sana gösteririm şimdi aşağıdaki.
Hakim koltuğuna
çok yakıştım, cübbem fiyakalı. Aşağıdakini tutuklamışlar. Elleri
kelepçeli sanık bölmesinde, boyun bükmüş, ellerini namaz kılar gibi
kavuşturmuş, bana bakıyor.
-- Şu horlayan
ikinci sınıf insan sen misin?
-- Niye
horluyosunuz ki?
-- Hakkettin. Sen
horlarken iyi miydi?
-- Ben istemsiz
horluyorum
-- Çok yazık ben
de seni istemsiz olarak cezalandıracağım. Ne yapayım kanun öyle istiyor.
Bir numaralı horlama yasası gereği, sanığın bir daha horlamasını
engellemek için ağzına bir bütün patates tıkılmasına karar verilmiştir!
-- İstemsiz
yapıyorum diyorum. Genzimden çıkıveriyor işte, ne yapayım?!
-- Genzini hor
kullanmasaydın sen de... Patates sorumlusu, infaz edin!
İçeri Dart Vader
elinde patatesle giriyor. Aşağıdaki bana dönerek :
-- Biraz saçma
olmadı mı?
-- Oldu, ama bu
benim rüyam. Sen ağzını aç bakayım. Aaa yap. Bak Marduk geliyor ... Bu
ses de ne? Dart ? Senden mi geliyor bu nefes sesi?
-- Elbette, 30
senedir geliyor. Yeni mi duyuyorsun?
-- Valla canlı
olarak yeni duyuyorum. Abi berbat ettin rüyamı ya. Şu aşağıdakinin
horlaması bile daha iyiydi. Abi sen gidip telefon sapıklığı yap, sualtı
belgeselinde oyna, ... ne bileyim nefesin kuvvetli muska yaz, sokakta
kamyonetle patates soğan sat, hoparlöre ihtiyacın yok, ama rüyama
bulaşma. Bak keyfimi kaçırdın, ver şu patatesi allasen.
Dart sinirlenip,
patatesi bana fırlatıyor. Hemen ışın kılıcımı çekip patatesi havada
ikiye ayırmaya yelteniyorum ama ışın kılıcım tutukluk yapıyor. Patates
kafama geliyor. Hoplayarak uyanıyorum. Saat 3:55. Grapelli çalmaya devam
ediyor. Horultu kesildi mi acaba? Kulaklığı çıkartıyorum. Adam başka
türlü horlamaya başlamış. Sanki yanımda horluyor. Hayır bu horlama falan
değil. Hayyam bir yolunu bulup odaya sızmış ve başucuma yatmış,
mırıldıyor. Mırıldamak da bir çeşit kedi horlaması. Galiba aşağıdaki
susmuş. Kulaklığı çıkarıyor ve yanyatıyorum. Oh yahu. Hayyam’ın
mırıltılarıyla hemen dalıyorum uykuya. Bir bakıyorum ki kalabalık
içindeyim, kürsüde zenci bir adam, elinde eski moda bir mikrofon,
haykırıyor :
-- Bir rüyam var!
Bir gün Alabama’da siyahlar ve beyazlar kardeşçe horlayacaklar!... Çok
saçma oldu!
-- Evet, ama bu
senin değil benim rüyam.
Emre 2007
|