|
09/10/2007
DELİ BÜLENT
Deli Bülent yine ani bir bağırtı ile şarkı söylemeye başladığında
kahveci onu susturmak için hamle yaptı. Bülent ise, ne kadar kovalanırsa
kovalansın, beş dakika sonra aynı yere geleceğini bakışlarıyla anlatan
sıska ve edepsiz bir sokak kedisi gibi, kahveciyi kısa bir koşu ile
etkisiz bırakarak tekrar pusuya yattı.
. . .
-- Bülent, bir deli ismi için kulağa hoş gelmiyor. Nasıl sahneye
çıkanlar kendilerine isim uyduruyorsa, deliler de aynısını yapmalı. Bir
Deli McBeal, bir Salvador Deli, ne bileyim en azından bir deli Kuddusi
falan olsa daha iyi.
-- Kuddusi imamın adı, olmaz şimdi. Zaten Deli Bülent onun yüzünden
kahveye takılıyor abi.
-- İmam fetva mı verdi?
-- Hayır abi, cami bahçesinden kovdu. Geçen Cuma namazı esnasında Deli
Bülent avaz avaz ezan okuyarak camiye dalmış.
-- Oh olsun, iyi etmiş.
-- Neden abi?
-- Cami sesi sonuna kadar açıp bize bangır bangır ezan dinlettiriyor.
Biraz da onlar dinlesinler. Bülent iyi bir eylem yapmış.
-- Abi, Bülent deli ama...
-- Neden? Bülent’in bakış açısından da imam deli... Bak ne soracağım?
Cuma namazının giriş ve gelişme bölümlerini geçersen sonuçta ne kadar
zaman tutuyor?
-- Abi bilmem, ama beş dakka falandır.
-- Ben de öyle tahmin ediyorum. Kalanı milletin altına aldığı ayağı
karıncalansın diye yapılan bir eziyet. Bayram namazı da öyledir ya,
otobüs bekler gibi beklersin. Ben her bayram namazlarda ayağı
karıncalanan kaç kişinin kangren olup ayağını kestirdiğini merak
ederdim.
-- Abi, bizde ayak pek karıncalanmıyor. Ben bakıyorum burdan, safları
sıklaştırın muhabbeti yüzünden hiç aynı pozisyonda kalan yok.
-- Safları sıklaştırsınlar. Herkes niye bu kadar saf sorarım sana.
Tanrıya yaklaşmayı arzularken secdede öndekinin çorabına yaklaşmak
ibadeti etkiliyor mu acaba? Her nedense camilerde ve minibüslerde hep
aynı zihniyet geçerli. Her gelen girsin isteniyor. Dolma, yer kalmama
gibi bir kavram yok.
-- Abi çözüm on kasım yönteminde. Her Cuma ezan okundu mu memlekette
sirenler çalsın, hayat dursun. Millet yoldaysa arabasından insin hemen
iki dakka Cuma namazı kılsınlar. Sonra arabaya binip ikinci sirende yola
devam etsinler. Böylece camilerde saf sorununu aşarız.
-- Cuma kılmayan ne yapacak? ... Senle ben mesela.
-- İşte dedim ya on kasım gibi diye. Biz de arabada oturacağız abi. On
kasımda da kimi çıkar ya arabasından, ayakta durur, kimi arabada oturur,
o hesap.
-- Kornaya basılacak mı?
-- Abi elbette hayır. Saygı ile durman gereken bir anda kornaya asılmayı
zaten çok ironik buluyorum.
-- Ancak mümkün olmaz gibi geliyor. Namaz saati ortak değil. Her yerde
başka. Nasıl iftar vakti farklıysa, Cuma da farklıdır. Her yerin dakika
ve saniyesi ayrı.
-- Abi bu uzaya mekik yollar gibi “iftara final countdown” olayına ne
diyorsun? Ne olur yani beş dakika önce açsan? Saati olmayan öyle açmıyor
mu?
-- Saati olmayan da top sesiyle açacak. Hiroşima için iftar vakti.
-- O geri sayım olmasa trafikte cinnet geçiren de azalacak, aferin almak
için iftara kaynar pide yetiştirme stresi de ortadan kalkacak.
-- Haklısın. Bak benim kayınpederin bir teşhisi var. Diyor ki, çoğu
insan iftara değil ziyafete koşuyor, bütün telaş bundan. Bütün gün
kendilerine akşam yiyeceklere saldırmak için izin kopartıyor, akşam da
James Bond - Licence To Assault.
-- Buyur? ... Yani, ben ne anladım aç olanın halinden anlamak için aç
kalma felsefelerinden mi diyor abi?
-- Elbette. Hem sorarım sana, aç olanın halinden anlamak için kaç kere
oruç tutmak lazım? Yani ömür boyu tutanların bir türlü kafası basmıyor
mu?
-- Karaciğere iyi geliyormuş abi.
-- Yahu bırak, aktar vitrini sloganları bunlar. Aydın Boysan’a sor
bakalım, Metin Akpınar’a sor ne diyecekler? Her tutanın karaciğerine
nasıl iyi geliyor olabilir? Tanrı’nın kendisi bile dayanamıyorsanız
tutmayın, kampanya var, gidin fidye verin diyor.
-- Sen de haklısın abi. ... Ba ba ba Deli Bülent geliyor. Müsadenle
üstüne yürüyeyim abi.
-- Yahu sesi çıkmıyor, bırak çocuğu. Hep kötü polisle olmadı bugüne
kadar, bu sefer de ben iyi polis yapayım Bülent’e, belki işe yarar. ...
Gel Bülent gel!
. . .
Bülent güven vermeyen, her an birinin üzerine işeyebilecek bir
tedirginlik yaratarak gelir, masaya oturur.
.
.
.
-- Kahveci !!!
-- Bülent, bağırmana gerek yok. Kahveci burnunun dibinde.
-- Çay istiyorum abi !
-- Niyetli değilsin bakıyorum?
-- Bana farz değil, ben deliyim.
-- ? ... Böyle bir şey var mı Kuran’da acaba?
-- Hasta olanlar var ama, Bülent de ruh hastası. Değil mi lan Deli
Bülent?!
-- Kahveci, sen çay getir. Ben abiye arzettim zaten deli olduğumu.
-- Ettin de Bülent, deli olduğunu bildiğine göre tam deli sayılmazsın.
-- Neden? Sen fıtık olduğunu bilsen fıtık sayılmayacak mısın?
-- Üstelik mantıklı konuşuyor. Yarı-deli diyelim o zaman.
-- Sürekli deli değilim zaten. Ara sıra geliyor.
-- Ne zaman?
-- Çay içmediğim zamanlarda!
.
.
.
Kahveci bir saniye bekledikten sonra riske giremeyerek Bülent’in çayını
getirmeye gider.
. . .
-- Eee Bülent? Duyduk ki camiye dalmışsın
-- Daldım abi elhamdülillah
-- Ezan okumuşsun
-- Okudum abi. Yalnız sözlerini tam hatırlayamadım.
-- Ne kadarını biliyorsun?
-- Allahuekber allahuekber kısmını biliyorum
-- Hiç yoktan iyidir. Cami eylemini çok takdir ettim. Artık hoparlörün
sesini biraz kısarlar umarım.
-- Uzaktakiler duysun diye açıyorlar.
-- Uzaktakiler şanslı, ezanın sesi oraya hoş geliyor olmalı.
.
.
.
Kahveci Bülent’in çayını getirir. Bülent bir kesme şekeri direkt ağzına
atar, katır kutur yemeye başlar. Kahveci fırsatı kaçırmaz.
.
.
.
-- Ne yapıyon len deli?
-- Ben şekerle çayı ayrı ayrı severim.
-- Nası yani?
-- Bazısı sucuğu ayrı yumurtayı ayrı yer. Sucuklu yumurta yemez. Onun
gibi.
-- Ulan Bülent karnımı acıktırdın ha, oruç oruç.
-- Bak, bu da oruç tutuyor. Abi ben bu kahveciye laf anlatamıyorum.
Bizim yaşantımız oruca uymuyor. Yememizin serbest olduğu zamanlarda
yatıyoruz, yememizin yasak olduğu zamanlarda ayaktayız. Olmaz.
-- Ne olacak şimdi Bülent?
-- Abi orucu tutacak adamı ben geçen televizyonda gördüm. Tam iftar
vakti laaak diye tabuttan kalkıyor. Tam imsak vakti gidip yatıyor. Oruç
tam bu adama göre.
-- Drakula?
-- Evet abi
-- Haklısın valla. Sonuçta o da Allahın bir drakulu. Hem böylece
işlediği günahları da affettirebilir. İftarı neyle açacak Bülent?
-- Allah ne verdiyse, yoldan geçen birini kapar açar abi.
-- Doğru. Mesela pizza söyler iftar vaktine. Kapı çalınca pizzayı
bırakır garsonu kapar, açar orucu.
-- Transilvanya için iftar vakti. Okuyayım mı ezan abi?
-- Aman, okuma! ... Dur! ... İn masanın üzerinden! ...
Emre 2007
|