mesaj kaygısı arsenik gibidir, öldürür..


                                                                                            

Huysuz Orta Yaşlı
sıyrık balata
deli kızın türküsü
pe®sona g®ata
Adam Legal
Muamma Hanim
de-ga-je
Hakkı Devrim
Huysuz Velet
Sabah Rüzgarı
GvZ
Arzu'nun Seyir Defteri

Anasayfa

site haritası | fasıl | slayt | depo
ŞİİR KÖŞESİ
"BU SATIRLARIN YAZARI" arşivi

Copyright © 2005 özgürce.net
Tüm yazıların yayın hakkı yazarlarına aittir.
IE 5.0 +, Mozilla Firefox 1.0 +, 1024X768 çözünürlük..
Yoksa karışmayız..

 

 

 


06
/05/2008

 

23 NİSAN

 

O kadar kısmetsizdim ki, 23 Nisan’da beni dişçi koltuğuna oturtmuşlardı.

-- Nasıl oldu ?
-- Uzun boylu şıllık dirsek attı
Annemin müdahalesi gecikmedi
-- Ne biçim konuşuyorsun sen bakayım!... Kusura bakmayın doktor bey, nereden öğreniyor bilemiyorum. Hiç yakışıyor mu?!

Hakikaten üzerimdeki senatör kostümüne de hiç yakışmamıştı böyle bir laf. Törenlerde senatör olacaktık. Bu amaçla kuyruklu smokin diktirilmişti, silindir şapka alınmıştı, papyon  takılmıştı. Senatörlerin o dönem neden Mandrake kostümü giydikleri ise ayrı bir tartışma konusuydu. Hayır, içinden tavşan çıkarmayacaksan o şapkaya ne gerek var? Zaten artık onlar da giymiyorlar, bir tek bay Monopoly bir de Slash kaldı bunu giyen. Onun dışında yolda belki tuvalet bulamam, elaleme rezil olurum diyorsanız, giyilebilir.

Artık ne düşündülerse, elime bir kurdele tutuşturduklarını hatırlıyorum. Diğer ucunu da başka bir senatör tutuyordu. Önümüzde öğretmenimiz, yürüyorduk. Bu arada birileri de mikrofondan hangi okulun öğrencilerinin neyi temsilen ne yaptılarını tercüme ediyorlardı izleyenlere. Çünkü bu saçmalıktan bir şey anlamak mümkün değildi. Hem zaten millet çocuğunu görmeye  ve atletizim pistinde yürürken ona tribünden el sallamaya gelmişti. Üstelik çocuk bayramı değil miydi bu? Neden kareografi gerekiyordu? Çocuk gibi hareket etsek ne olurdu ki? Önce çocuk bayramı gibi muhteşem bir fikri bulup, ardından bunu çocukları yetişkinlere ve bürokratlara özendirme bayramına çevirip berbat etmeye gerek yoktu yani. Ama işte kurdeleyi tutmuş yürüyordum. O zaman da çok saçma bulmuştum kurdeleyi, smokini. Kıllı bacaklarıyla, dev bir tarantula kılığında ortada dolaşmak ve kızların ciyaklayarak kaçışmalarını seyretmek daha eğlenceli olabilirdi. Kim yapıyordu bu kareografileri? Herhalde şimdilerde televizyonlarda seyrettiğimiz “Bakın, leke çıkmış” tarzı salak reklamları kimler yapıyorsa, onların ebeveynleri yapıyordu.

Stadyum kareografileri ikiye ayrılır. Birincisi Çin usulü, devlet başkanı hariç bütün stadyumun görevli olduğu, tribünlerin karton kaldır, karton indir yaptığı köle kareografisi. İkincisinde, daha batılı ve sıkıcı olanında ise, new age tarzı müzikler vardır, sürekli bir şeyleri temsilen formasyonlar yapılır, yapılanı hep birilerinin anlatması gerekmektedir ve gösteriyi beğenme zorunluluğu vardır. Sıkıysa beğenmedim de. Nasıl ki herhangi bir Mustafa Erdoğan gösterisini beğenmeme gibi bir hakkınız yoksa, bu bilmemne oyunları açılışı ve kapanışı gösterilerini de beğenmeme hakkınız yoktur. Ancak aklınızda kala kala 84 olimpiyatlarındaki uçan adamdan ve polis okulu öğrencilerinin,ağaç olmayan yerde hatun röntgenlemekten başka hangi işe yaradığı meçhul kulesinden başka bir şey kalmaz.

Bize bir yerde durmamız söylendiğinde kurdelemize mukayyet olup dikilmeye başladık. Birazdan uygun adım yürüyen kızlar grubu bir manevra yaparak yanımıza geldiler. Bir flama taşıyan uzun boylu kız yanımda durdu. Soba borusu gibi uzun şapkamla dahi onu geçemiyordum. Senatörler neden yüksek topuklu kundura giymiyorlardı ki? Hem bu komik kostümün altına çok da yakışırdı. Ben bunları düşünürken, kızların öğretmeni biraz sola kaymalarını buyurdu. Sol tarafta ben vardım. Uzun boylu kız beni ittirmeye başladı.

-- İttirme!
-- Çekil ayağımın altından, cüce !
-- Senatör cüce diyecektin herhalde. Neyse, muhatap olmayayım.
-- Zaten o boyunla anca kıçımla muhatap olursun.
-- Yüzünün çirkinliğine bakılırsa, tercih ederim.
-- Bak çimenlere yakınsın, şimdi ezerim seni, daha da yaklaşırsın.
-- Tesadüf, benim de sırtım ağrıyor. Ayıya çiğnetmeyi düşünüyordum, ama deve de idare eder.
-- Dur ben kafandan başlayayım ezmeye, malum yılanın başı küçükken...

Dedikten sonra silindir şapkama yumruğunun altıyla oturttu bir tane. Şapka aynen Chaplin ya da Lloyd filmlerindeki gibi omuzlarıma kadar kafama geçti. Derhal kurdeleyi tutmayan elimle şapkamı kanırtarak çıkartıp, tekrar giydim. Ardından aynı kolumla uzun boylu kıza bir dirsek geçirdim. Boyu uzun olduğu için dirsek böğrüne gelmişti, bu durumdan ayrıca memnun oldum. Ancak kolumu tekrar vücuduma yaklaştıramadan şapkaya bir yumruk daha geldi. Bu kez şapkayı kanırtarak çıkarması daha da zor olmuştu. Şapkamı giydim, böğrüne bir dirsek daha geçirdim. Bu dirsekle canını daha fazla yakmış olmalıyım ki, şapkama gelen üçüncü darbede yumruk kafama da geldi. Bu durumda şapkayı tek elimle çıkarmam mümkün olmadığı için iki elimle çıkardım. Şapka deforme olmuş, yamulmuştu. Tekrar kafama taktım şapkayı, dirseğimi hazırladım. O sırada öğretmenlerden biri bana doğru:

-- Bana bak! Sen ne ikide bir selam verip duruyorsun şapkanla! Kendini cumhurbaşkanı mı sandın?! Rahat dur!
-- Selam vermiyorum hocam. Ben...
Uzun boylu şıllık lafa girdi.
-- O salak öğretmenim. Salak cüce.
Oportunist şıllığa döndüm ve:
-- Ulan Pamuk Prenses! Bunu yan masadan kötü kalpli cadı yolladı!

Geçirdim dirseği. “Hönk” diye bir ses geldi şıllıktan. Ancak bundan sonrası benim için çok parlak olmadı. Uzun boylu oportunist şıllık, Kill Bill filminin senaryosunu o zamanlar nasıl ele geçirdiyse bana üç nokta vuruşu yaptı. Önce herzamankinden kuvvetli şapkama vurdu ve şapkamın tepesini patlattı, bir miktar beynime de oturttu tabi. Ardından kaval kemiğime bir tekme koydu, bunu takiben zaten kafama geçmiş olan şapkaya bir dirsek gömdü. İşte dişimi kıran da bu dirsek idi. Ben rezalet çıkaran senatör şeklinde kafama geçmiş şapkamla şıllığın  eteğini indirmek amacıyla saldırdım ama önümü göremediğim için başarılı olamadım. Önümü görmek için iyice asılarak şapkayı çıkardım kafamdan. Zaten bunu yapmamı bekleyen öğretmenin kulağımı rulo yapması da gecikmedi tabi. Tribünden velilerin marazaya dahil olmasından önce gelen bir komutla yürüyüş başladı. Ben deforme şapkamı kafama koyup, şapkayı zorlayarak kafamdan çıkarta çıkarta kızaran burnumla, kırılan dişimden dolayı hafif şiş yanağımla, törenin ayyaş senatörü olarak yürüyüşe iştirak ettim. Eskişehir’deki o ismini bilmediğim stadyumda (bahse girerim Atatürk Stadı’dır) kimbilir kaç kişi gülüyordu halime. Elbette “Çocuk işte” diyor olmalıydılar.

Dişçi ağzıma ışığı tutup şöyle bir baktı.
-- Bunlar köksüz dişler. Bir şey olmaz. Hatta bakıyorum da bir kaç tane daha var öyle, hafif sallanıyorlar zaten. Onları da çekeyim, rahat etsin isterseniz hanfendi.
-- Siz bilirsiniz doktor bey. Çekin o zaman
İtiraz etmekte gecikmedim:
-- N’oluyo ya?! Ulan uzun boylu şıllık yetmedi, şu başıma gelene bak! 23 Nisan bugün!
-- Emre!
-- Senatörüm ben! Geri çekil, emrediyorum!
-- Emre diyorum! Sus bakayım! Terbiyesiz! Siz çekin doktor bey, bu edepsize aldırmayın!

 



  

Emre 2008


 


 

28/04/2008 Çelınç
14/04/2008 Macun
06/04/2008 Polifonik Bilinçaltı
11/03/2008 Aldırma
27/02/2008 Dolphin
13/02/2008 Hobi
28/01/2008 Kemer
17/01/2008 Yazı Olamamış Yazı Notları
08/01/2008 Rahimde Durduğu Gibi Durmaz
26/12/2007 Kasap Clark
14/12/2007 Yaşlı Yazarlarla Nereye Kadar?
06/12/2007 Yavuz Hırsız
05/11/2007 Gereği Düşünüldü
23/10/2007 Yersen
09/10/2007 Deli Bülent
26/09/2007 Bahşiş
09/09/2007 Sonuncu Mahmut
23/08/2007 Menemen
09/08/2007 Evril De Gel
29/07/2007 Beyaz Koyun
12/07/2007 Surat Tökmek
24/06/2007 Garantili Oscar’ın Sırrı
25/05/2007 Fikri Güzel
09/05/2007 Cv-1 Cihan Elektronik
29/04/2007 Anlayana Lafonten
13/04/2007 Aynı Babası
29/03/2007 Özgürce
12/03/2007 Satılmış
12/02/2007 Benim Rüyam
16/01/2007 Şu Saçıma Bir Düzen Ver
27/12/2006 Yok Sana Akşam Serçe
07/12/2006 Yer Misin, Yemez Misin?
15/11/2006 Hocam
03/11/2006 Uyutulduk Belki Biz Bu Alemde
02/10/2006 Davulcu
19/09/2006 Rıfat Amca
12/09/2006 Karınca İle Cırcır Böceği
21/08/2006 Kurbağa İle Öküz
15/08/2006 Tilki İle Karga
04/08/2006 Elime Silah Almam
26/06/2006 Unforgetable
02/06/2006 Fodulcan
25/05/2006 Rolex De Souza
03/05/2006 Akıbet Böyle Mi Olacaktı ?
24/04/2006 Halıyı Kaydırmak
06/04/2006 Beş Dakika
22/02/2006 Kendini İntihar Eden Yazı
07/02/2006 Argonot Ve Yassı Kurt
26/01/2006 Doğan Görünümlü Şahin’ini Satan Bilge
09/01/2006 Vatan Sağolsun