|
06/04/2008
POLİFONİK BİLİNÇALTI
-- Oğlum ne ilgisiz adamsın be. Daha yeni mi soruyorsun Oscarları?
-- İlgimi kaybettim oğlum. Savsadı. Altın Portakal’dan hallice oldu
Oscar. Kırmızı halıda endam etme festivali oldu. Bir faşing, bir kermes
havası sindi. Sen yine de söyle bakayım kimlerin kazandığını.
-- Abi yine taklitçiler aldı Oscar’ları. Edith Piaf taklidi yapan hatun
ile Daniel Plainview taklidi yapan adam aldılar. Kraliçe Elizabeth
taklidi yapan da Allahın emri aday oldu.
-- Formül belli. Taklidi yap, Oscar’ı al. Sen seyrettin mi filmleri?
-- Evet, tören haftası indirdim internetten. En iyi film, tüfekle adam
vurma filmi abi. Terminatörün robotsuzu bir nevi. Petrolcü Daniel’in
filminde içime fenalık geldiği için yarıda bıraktım. Edith Piaf’ın filmi
de Acıların Kadını Bergen’den hallice. En sonunda da arabesk bir şarkı
söylüyor ama Fransızca olduğu için Şanson oluyor tabi.
-- Hangisi?
-- Ya, varya işte, gargara yapar gibi sesler çıkardığı şarkı
-- Jönö ğögğet ğien
-- Hah o işte. Altyazısından okuduk sözlerini, Fransız arabeski abi.
-- Valla haksızsın diyemeyeceğim :) Gerard Depardieu hangi roldeydi?
-- Müzikholcü rolündeydi. Nereden bildin onun da oynadığını?
-- Sen onun oynamadığı Fransız filmi seyrettin mi hiç? Herif herhalde
film mafyasının lideri.
-- Abi bu çirkin ve yarma haliyle yakışmaz mı?
-- Ya da Fransız anayasasında “Gerard’ın oynamadığı film çekilemez,
çekilmesi teklif bile edilemez” diye madde var.
-- Abi biz de Özgü Namal için yasa çıkaralım. Onun oynamadığı film
çekilemesin.
-- :) En iyi yönetmen kim?
-- En iyi yönetmenler var abi
-- Berabere mi kalmışlar?
-- Yok öyle değil. Coen biraderler almışlar ödülü.
-- Nası ya? Bunlar beraber mi yönetiyorlar yani? Aile işi herhalde.
-- Ne bileyim oğlum, herhalde öyle.
-- Nasıl oluyor abi? Birisi “Olmadı, olmadı kees!” falan dediğinde
diğeri, “Ne olmadı? Bal gibi oldu, ne durduruyon lan?!” derse ne olacak?
Abi olan küçük kardeşine “Karışma işime!” diye şaplak atarsa ne olacak?
Kim Action diyor? Kim Stop diyor?
-- Aynı mikrofona kafalarını uzatıp vokal yapanlar gibi, aynı megafona
beraberce uzanıp “Van, tuu, trii, ekşııın” diyor olmalılar.
-- Ulan o zaman başrolde oynayacak hatunun işi de zor valla. Düşünsene
rejisör yatakları birken ikiye çıkıyor.
-- Oğlum biz de böyle bir ayak bulalım. Oscarlık bir film çekelim. Sonra
bizim mahalleyi toplarız, hepimiz rejisörüz deriz.
-- Ne lan bu “Karamurat benim! Hayır benim!” hesabı:)
-- Aynen. Bize elli tane heykel verirler. Satıyoruz altın heykelleri,
hepimiz zenginiz!
-- Abi o heykelin saf altın olduğunu düşünecek kadar safsın sanırım.
-- Yapma be :(
-- Altına batırıyorlar. Öyle olmasa her sene Oscar’ları yahudilerden
başkası alamazdı. Hem Oscarlık filmi nasıl çekiyoruz? Hadi ben çektim,
senaryoyu kim yazıyor?
-- Ben
-- Ulan o web sitesinde yazmaya benzemez. Yapımcı seni nasıl kabul
edecek, şöhretin var mı, herhangi bir ödül aldın mı?
-- Hayır ama, ... her yazımı yolladığımda bir iki dostum gülme işareti,
editör ise “Klavyene Sağlık” diye mesaj yolluyor.
-- Kalem devri kapanınca teşekkür biçimi de teknolojiye uygun hale geldi
desene. Klavye dediğinin tuşuna dürten yine senin elin, ele teşekkür
edilse daha iyi değil mi?
-- Herkes eliyle yazıyor değil ama. Örneğin My Left Foot, Christy Brown
ayağıyla yazıyor. Stephen Hawking ise gözüyle yazıyor. Kendisine “gözüne
sağlık” denmesi uygun olabilir mi?
-- Olmaz, zira gözüne sağlık lafı röntgencilik çağrıştırıyor.
-- Bir röntgenciye neden gözüne sağlık densin?
-- Şöyle ki, diyelim kapı çaldı, boynuna dürbünü asılı bir adam :
-- “İyi geceler, rahatsız ettim. Ben her akşam sizi karşı meşe ağacından
röntgenliyorum. Dikkat ettim, komodinin üzerindeki yapma çiçeklerin
arasında gizli kamera var. Birisi sizi gözetliyor hanımefendi.
-- Gizli kamera mı? Ay inanmıyorum, ne büyük terbiyesizlik!
-- Malesef hanfendi, var böyleleri
-- Çok teşekkür ederim, gözünüze sağlık.
-- Evet, böyle bir senaryoda olabilir belki. O zaman yine en iyisi
kalemine sağlık demek abi. Ancak nedense başka eylemlerde uzva teşekkür
edilirken yazı yazınca krediyi hemen kalem kapıyor. Yemek pişirene
“kepçene sağlık” denmiyor, tamir yapana “matkabına, dübeline sağlık”
denmediği gibi.
-- Zaten uzva teşekkür etmek de başlı başına acayip bir durum. Ziyarette
bulunanın ayağına, söz söyleyenin ağzına sağlık dileniyor. Peki bir
koca, doğum yapmış eşine bu tarz bir iltifatta bulunabilir mi? Kadın da
nezaketinden kocasına bilmukabele cevap verebilir mi? Ya da beslediği
evcil hayvanlarını çok seven tonton bir teyze yumurtlayan tavuğuna ne
diyebilir?
-- Abi öyle insanlar var. Çiçekle, tavukla muhatap oluyor ve ineklere
Mozart dinletiyorlar. Yetmedi bir de inek Mozart’ı dinledi diye sütünün
arttığını iddia ediyorlar. İneğimi uzaylılar kaçırdı desen şarlatan
muamelesi görürsün, ama bunlara bir şey diyen yok.
-- Öyle deme, Eine Kleine Milschmusik.
-- Oğlum yok mu şöyle ineğin sütünü artırdığı gibi zihin açan, kelliği
önleyen ya da kırışıkları gideren bir müzik? Sabah akşam dinleyelim.
Hatta cep telefonu melodisi yaparız çaldıkça şifa buluruz.
-- Bulamazsın, zira cep telefonu çaldığında insanlar genelde bir an
evvel telefonu susturmak için üzerine atlıyorlar. Yani en azından bizim
işyerinde öyle.
-- Abi kimse telefonuna işyeri müziği seçmez. Onun için kendi ortamında
uzun uzun çalmasını istedikleri müzik işyerinde çalınca panik olup, atak
yapıp telefonun üzerine atlama durumları oluyor tabi. Hatta bazısı öyle
bir atlıyor ki, zannedesin annesi misafirlere seyrettirmek için
bilmemkimin nikah kaseti yerine yanlışlıkla onun pornolardan bir tane
koydu vhs’ye, o da üzerine atlayıp umutsuzca fişi çekmeye çalışıyor.
-- Bence işyerinde susturmak için o telefona saldırmanın esas nedeni,
seçilen müziğin fantezileri ele vermesi. Masasında iş yapan gözlüklü
tıknaz adamın telefonu, hani diskolarda gece üç gibi “hadi gidin
müzikleri” çalar ya, o tarz bir cıstak çalıyor. Adam atlıyor tabi
susturmak için. Ruhundan frikik vermek istemiyor.
-- Ama yine de duramıyor, o müziği seçiyor, değil mi?
-- Aynen abi. Polifonik bilinçaltı. Saçını yapıştıran, bıyığını siyaha
boyayan herifin telefonu Kill Bill ıslığı çalıyor. Herif kesin bütün
akşam Crime and Investigation kanalı seyrediyor.
-- E bizim, işe yazları aynı tişört, kışları aynı kazakla gelen, bayan
Koyvermiş’in de telefonu boru müziği çalıyor.
-- O ne lan?
-- Ya, var ya striptizci soyunmadan evvel, sanki hiç soyunmayacakmış
gibi vakit geçirir. Sahnede boru vardır ona sarılır, döner falan ...
-- Ha, şu boru. Abi o aksesuarlarda da hiç değişiklik olmuyor. Sandalye
bir, boru iki, başka numara yok.
-- Ya ne olacaktı? Çamaşır makinası koyalım istersen, çıkardıklarını
atarlar.
-- Reklam için iyi fikir ama sahne için değil. Bulacaksan sahne fikri
bul.
-- Var abi, kutu bira.
-- Nasıl olacak?
-- Sahne Taksim yılbaşı kutlamaları gibi dekore edilmiş. Striptizci
hatun, Avustralyalı turist rolünde sahnenin ortasına doğru elinde kutu
birasıyla gelir. Bizimkiler hatunu görünce önce geri çekilirler ve bir
yandan ay şeklinde açılırlar. Ardından birden geri dönerek hatunu çember
içine alırlar. Hatunun etrafındaki çember daraltılır, el mesafesine
kadar yaklaşılır. Ardından çetenin lideri açılış pandiğini atar. Hatun
da döner açılış tokadını atar. Ardından bir harala bir gürele. Bir
bakarız ki hatun aynı anda iki eliyle iki kişiye Matrix tokadı bile
atmaya başlamış, ancak sayı üstünlüğü bizimkilerde. Derken o hengamede
hatunun kıyafetleri de havada uçuşmaya başlar. Burada nefesli sazlar
yaygaraya başlar, seyirci coşar, hatun bu esnada çıplak kalır, salon
yıkılır. Derken polis gelir, müzik susar. Hemen kadının üzerine bir
bornoz verir. Sonra döner bizimkilere: “Noluyo lan burda?!” diye
sorunca, çete lideri bir adım öne çıkar ve: “Biz rahatsızız amirim.
Pandik atak geçirdik” der. Nasıl?
-- Abi bir gün yılın en iyi yabancı özgün striptiz senaryosu kategorisi
açılırsa Oscar kesin bizim. En iyi film diyorsan, yeterli olmaz.
-- Niye abi? Filmin kalanı için ben elime bir tüfek alırım, önüme geleni
vururum.
-- O zaman alabiliriz. Bir de katile cep telefonu melodisi bulmak lazım.
Biraz evvel konuştuğumuz gibi çaldığı an katilin karakterini birden açık
eden bir melodi.
-- Sayko kilığ kesköse abi.
Emre 2008
|