06/04/2006
BEŞ DAKİKA
Cep telefonunun alarmı çalmaya başladı. Ne çabuk sabah oluyor
böyle? Ben uyurken çaktırmadan saatleri ileri mi alıyorlar?
Dünya bu kadar hızlı dönmek zorunda mı? Radara yakalanma derdi
olmayınca dönüyor tabi.
Uykumu yine alamadım. Bu akşam daha erken yatmam konusunda
düzenli olarak her sabah aldığım kararı alıyorum. Kararı
alıyorum ama kararlı olamıyorum. Belki de önce kararlı olma
kararı alıp erken yatma kararını ileri bir tarihe bırakabilirim.
Ben bu konuları düşünürken cep telefonu susuyor ve telefonu
duymazsam diye 6:36’da çalmak üzere yedek olarak kurduğum kol
saati çalmaya başlıyor. Her sabah kol saati çalmadan
kalkmıyorum, o zaman telefonu neden kuruyorum? Hadi kurdum, bari
kol saatinden sonra çalmak üzere kurayım. Böylece kol saatini
duymazsam onu duyar kalkarım algoritmaları içindeyken kol saati
çoktan susuyor ve televizyonun üzerindeki ışıklı saat çalmaya
başlıyor; saat 6:38. Bu zaman uzay mekik bir hesaplamayla,
deneme ve servis kaçırma yöntemiyle tespit edildiği için artık
doğrulmam gerekliliği çıkıyor ortaya.
Doğruluyorum. Duruşum bir kukla gibi. Bırakılınca yatağa
yığılasım var. Ayağa kalkıyorum. Perdeyi aralayıp dışarı
bakıyorum. Hava makul. Sapık adam yine koşuyor. Sabahın bu
saatinde koştuğu için onun sapık olduğuna inanıyorum. Birisinin
o saatte kendi rızasıyla sokakta koşuyor olması bana nedense
photoshop bir hile gibi geliyor. Banyoya doğru sürünüşüme
geçiyorum.
Işığı yakıyorum, gözümü alıyor, Drakula gibi “kıhh”layasım var.
Yüzüme bir avuç su. Aynaya bakıyorum. Kim bu suratsız? Bir de
utanmadan dilini çıkartıyor. Ayna ayna söyle bana, erken kalkma
zorunluluğu bir sefillik tanımlaması mıdır? Aynada vakit
kaybetmemeliyim. Daha yan odaya sürüneceğim.
Dünkü gömlek fazla buruşmamış, yaşasın hazreti %40 polyester.
Dünkü takım. Kravatı çabucak tekrar takmak üzere sadece
boynumdan geçebilecek şekilde gevşetmişim, hemen takıyorum. Saç
tara, kol saati tak. Çorap en sona kaldı yine. Akvaryumun ışığı
yandı, demek ki evden çıkmak için bir iki dakikam kalmış. Dün
servise yetişmek için koşmak zorunda kaldım. Takım kıyafetle
servise koşarak yetişmek hoş bir durum değil. Öğrenciyken de
belediye otobüsüne yetişmek için koşardım. Öğrenci kılığı varken
aldırmazdım elbette. Ancak bende kronik servise son dakikada
yetişme rahatsızlığı olduğu kesin.
Annem de farkındaydı rahatsızlığımın, gelir dürterdi beni
uyanayım diye. Başucumda saat olmasına rağmen, ya saati
duymayacağım ya da duymazdan geleceğimden endişe ederdi. Oysa
saat çaldığı halde kalkmamışlığım yoktu. Yani sonuncu saatin
sonuncu alarmından sonra kalkmamışlığım yoktu. Annemin
dürtmesine genelde hönkürerek karşılık verirdim.
-- Daha saatin çalmasına on dakika var! Sadistliğin alemi yok,
rahat bırak beni!
-- Ne farkeder, saat çaldığında da kalkmıyorsun!
-- Saatin çalmasına ne zaman fırsat verdin ki?!
-- Verseydim okula geç kalırdın!
-- Ne biliyorsun? Hiç geç kalmadım!
-- Sayemde, seni hep dürttüm! Kalk, kahvaltı hazır.
-- Niye her sabah istemediğim halde kahvaltı hazırlıyorsun?
Herkes gibi simit yemek istiyorum.
-- Olmaz! Zihin simitle açılmaz beyaz peynir yemen lazım,
kalsiyum sandoz içmen lazım.
-- Her sabah olduğu gibi yemeyeceğim, içmeyeceğim.
-- Zaten onun için matematiğin zayıf.
-- Kimbilir belki her sabah dürtülerek dehşet içinde
uynananlarda görülüyordur böyle matematik zayıflıkları.
-- Nankör! Yat o zaman, kaçır otobüsü, okula geç git, dersi
kaçır, sınavda tam kaçırdığın yerden soru gelsin, zayıf al,
sınıfta kal, mezun olama, overlokçu ol, aklın başına gelir o
zaman.
Önce asansörü çağırıyor sonra evin kapısını kitliyorum. Anahtarı
henüz çantaya atamadan geliyor asansör. Başkası kapmadan
asansörün kapısını uçarak açıyorum. Annem acaba haklı mıydı?
Matematiğim hiç bir zaman iyi olmadı ama overlokçu da olmadım.
Hiç bir zaman, alt tarafı beş dakika önce evden çıkıp servis
durağına giderek diğer insanlar gibi öylece servis bekleyemedim.
Apartman çıkışında kol saatine göz atıyorum. Servisin gelmesine
1.5 dakika var. Yol 2.5 dakika çekiyor. Bir dakika fark
kapatacak kadar hızda koşmam gerek. Üzerine basılınca kenarından
su fışkırtan şakacı taşlara basmayacağım, mayından arınmış bir
güzergahım var. Rotaya giriyor ve koşmaya başlıyorum. Birazdan
sabahın bu saatinde yolda koşan sapık adama yetişiyorum ve
geçiyorum. Sapık adam ardımdan muhtemelen “Sabahın bu saatinde
takım elbiseyle koşan sapık yine geçti yanımdan” diye düşünüyor.
Acaba saati beş dakika önceye mi kursam?
Emre 2006 |