yukarıdaki kişilerin fotoları


 

annesahife



03/11/2006



UYUTULDUK BELKİ BİZ BU ALEMDE

 

O zamanlar geceleri tırnak kesmenin günah olduğunu, kurumuş ya da küflenmiş bir ekmeğin öylece çöpe atılamayacağını, ancak üç kere öpüp alnıma koyduktan sonra atabileceğimi, ezan okunmaya başlandığında, derhal evdeki radyonun sesini kısmak gerektiğini zannederdim.  

-- Ay örümcek var. Emre yakala şunu

-- Bi dakka, gazeteyi şöyle katlayayım, hemen eziyorum.

-- Ay öldürme

-- Neden?

-- Günah

-- Nası yani?

-- Peygamberimizi kurtarmış

-- Bu örümcek mi kurtarmış?

-- Hayır ama belki akrabadır ayıp olur.

Dedemler Sakarya’da bahçe içinde bir kasaba evinde yaşardı. Evlerinin altında banyo için bir yer vardı. Buraya hamam diyorlardı. Orada gazyağlı bir termosifon bulunurdu. Türlü zahmetlerle tutuşturulan termosifondan bir süre sonra gelen sıcak su, kalaylı bir kovaya konurdu. Tahta takunyalar giyinilir, lif, kese ve tuğla büyüklüğündeki sabun alınır, tahta sekiye oturularak bakır hamam tası ile yıkanılırdı. Benim en büyük zevkim tasla termosifonun üzerine su atmak ve “coss” diye buhar çıkartmaktı. Bazen de bahçeye açılan çok küçük hamam penceresinden içeri burnunu sokan dedemin av köpeği sıcak sudan nasibini alırdı. İşte bir gün bu hamama girerken, anneannem kolumdan çekti beni bir köşeye. Yaşım gelmişti artık gusül abdesti almam gerekliydi banyolarda.

-- Ne abdesti?

-- Gusül.

-- Ne demek gusül?

-- Sus bakayım. Biliyor musun nasıl alınacağını?

-- Yoo...?

-- Önce başından aşağı üç kere su döküp üç kere kulhuvallahü okuyacaksın. Biliyor musun kulhuvallahü?

-- Biliyorum ama ne demek olduğunu bilmiyorum. Sahi, ne demek kulhüvalla...

-- Sus bakayım! Sonra üç kere sağ omzuna su atacaksın ve “Mazmaza Mazmaza Mazmaza”  diyeceksin

-- Ne? Mazmaza mı?

-- Evet

-- Sonra üç kere ağzına su alıp “Gargara Gargara Gargara” diyeceksin

-- Ağzımda su varken ancak “Glu Glu Glu” diyebiliyorum ben

-- Sus bakayım, edepsiz! Ondan sonra...

Anneannem dört başı mamur bir tören anlattı bana. Her tas su başka bir yerlere dökülüyor ve öncesinde bir takım ayetler okunuyordu. Ezberlenecek gibi değildi. Anneannem “Anladın mı?” diye sorduğunda, hayatımın geri kalanında da yapacağım gibi “Evet” dedim ve hamama girdim. Tahta sekiye oturdum, bir tas su aldım. Suyu nereye dökeceğim ve ne okuyacağım konusunda bir fikrim yoktu. Aklımda sadece mazmaza ve gargara kalmıştı. Ben yine en iyisi suyu termosifona attım. Coss diye ses geldi. Ben de “Castara Castara Castara” dedikten sonra tuğla sabunu her zamanki gibi elimden düşüre düşüre bildiğim gibi yıkanmaya devam ettim.  

O zamanlar, büyükler denen ve kapsamı çok geniş bir insanlar topluluğu vardı. Bunlar her şeyi daha iyi bilirlerdi. Hatta bazıları hata bile yapmazdı. Örneğin Hz.Muhammed ve Mustafa Kemal hatasız insanlardı. Türk olduğumuz için çok şanslıydık. Diğer uluslar bize gıcıklardı ve özellikle milli futbol maçlarına çok adi hakemler yolluyorlardı. Etrafımız düşmanlarla çevriliydi, dolayısıyla ordumuza daha çok top tüfek alınması gerekirdi. Ordumuzdan, küçük çocuklara seri tecavüz eden yüzbaşılar ve çeteler çıkması düşünülemezdi. Darbeler hep gerektiği için yapılıyordu. Köylümüz asil ve fedakardı, milletin efendisiydi. Paranın bir önemi yoktu, mühim olan insanlıktı.

-- Cennet anaların ayağının altındadır!

-- Çok saçma! Ayağının altında terlik var

-- İyi hatırlattın. Dur ben sana bir Cennet tanıtımı yapayım... kaçmaa

Kırmızı etle kırmızı şarap içilirdi, kötü kitap, kötü klasik batı müziği veya iyi arabesk olamazdı. Sheakespeare ya da Beethoven beğenmiyorsanız kabahat sizdeydi. Annem beni Orhan dinlerken görünce kulağımdan tutarak Erenköy’deki plakçıya götürmüştü.

-- Merhaba, oğlum sizden Beethoven alacağına yanlışlıkla Orhan almış

-- Öyle mi? İsimleri benziyor, karıştırmıştır.

-- Çocuk işte :) Ver bakayım yanlışlıkla aldığın kaseti

-- Yanlışlıkla almadım. Batsın Bu Dünya dinlemek istiyorum ben!

-- Hayır, sen benim kulağını rulo yapmamı istiyorsun. Ver diyorum!

-- Bari Ferdi Özbeğen’i vereyim onu değiştirsin, Orhan kalsın

-- Tanrım, seni mandolin kurslarına bunun için mi yolladım? Rezil ettin beni! Gerçekten Ferdi mi aldı beyfendi?

-- Aldı hanfendi, Ferdi Özbeğen de aldı, Ferdi Tayfur da aldı.

-- Çabuk o Fer... nerde bu?

-- Kaçıyor hanfendi.

-- Terliğiniz var mı?

Önemli olan katılmak, önemli olan güzel futbol, önemli olan barış ve kardeşlik, önemli olan hissettiğin yaş, önemli olan ruh güzelliği, önemli olan işlevi diye uyutulduk. Ne zaman uyanmaya başladığımı hatırlayamıyorum. Ama insanın her yerde insan, paranın her yerde para olduğunu, her ortamda sürekli birilerinin harcandığını, ve, ne insanların, ne tarihin, ne de tanrının harcananlarla ilgilenmediğini çok da geç olmadan farkedebildim.

-- Anneanne? Ya koca ceviz ağacı gitmiş. Geçen sene burdaydı.

-- Deden kesti evladım. Biliyorsun çok sinirli, bir şey söylenmiyor.

-- Ağaca mı sinirlendi?

-- Evet, yani, biliyorsun ceviz uğursuzluk getirir. Ben onu söyleyince birden dellendi adam,  ağacı kesiverdi.

-- Ceviz uğursuzluk mu getirir?

-- E ceviz gölgesi gelen evden mutlaka cenaze çıkarmış.

-- Anneanne böyle saçma şey duymadım. Ne alaka yani? Sattırdın değil mi ağacı.

-- E kesilince mecburen sattık

-- Kışlık odun aldınız

-- E parayı alınca mecburen yakacak aldık

-- Böylece bonoya yatırdığınız paraya dokunmadınız

-- E cevizden para gelince dokunmadık, biliyorsun vadesi gelmeden bozunca zarar ettiriyorlar

-- Cevizi kestirmek için uydurdun değil mi o uğursuzluk hikayesini

-- Sus bakayım. Peygamber efendimiz de kestirirmiş ceviz ağacı

-- Hah, bir bu eksikti; Çölde Ceviz. Kestirirken “Bak Kurnaza Kurnaza Kurnaza” der miymiş?

 

Emre 2006

 

 

Eski  G V Z  Sayıları 

09/01/2006 | 26/01/2006 | 07/02/2006 | 22/02/2006


06/04/2006 | 24/04/2006 | 03/05/2006 | 25/05/2006

02/06/2006 | 26/06/2006  | 04/08/2006 | 15/08/2006

21/08/2006 | 12/09/2006 | 19/09/2006 | 02/10/2006