|
06/05/2008
23 NİSAN
O kadar kısmetsizdim ki, 23 Nisan’da beni dişçi koltuğuna oturtmuşlardı.
-- Nasıl oldu ?
-- Uzun boylu şıllık dirsek attı
Annemin müdahalesi gecikmedi
-- Ne biçim konuşuyorsun sen bakayım!... Kusura bakmayın doktor bey,
nereden öğreniyor bilemiyorum. Hiç yakışıyor mu?!
Hakikaten üzerimdeki senatör kostümüne de hiç yakışmamıştı böyle bir
laf. Törenlerde senatör olacaktık. Bu amaçla kuyruklu smokin
diktirilmişti, silindir şapka alınmıştı, papyon takılmıştı.
Senatörlerin o dönem neden Mandrake kostümü giydikleri ise ayrı bir
tartışma konusuydu. Hayır, içinden tavşan çıkarmayacaksan o şapkaya ne
gerek var? Zaten artık onlar da giymiyorlar, bir tek bay Monopoly bir de
Slash kaldı bunu giyen. Onun dışında yolda belki tuvalet bulamam,
elaleme rezil olurum diyorsanız, giyilebilir.
Artık ne düşündülerse, elime bir kurdele tutuşturduklarını hatırlıyorum.
Diğer ucunu da başka bir senatör tutuyordu. Önümüzde öğretmenimiz,
yürüyorduk. Bu arada birileri de mikrofondan hangi okulun öğrencilerinin
neyi temsilen ne yaptılarını tercüme ediyorlardı izleyenlere. Çünkü bu
saçmalıktan bir şey anlamak mümkün değildi. Hem zaten millet çocuğunu
görmeye ve atletizim pistinde yürürken ona tribünden el sallamaya
gelmişti. Üstelik çocuk bayramı değil miydi bu? Neden kareografi
gerekiyordu? Çocuk gibi hareket etsek ne olurdu ki? Önce çocuk bayramı
gibi muhteşem bir fikri bulup, ardından bunu çocukları yetişkinlere ve
bürokratlara özendirme bayramına çevirip berbat etmeye gerek yoktu yani.
Ama işte kurdeleyi tutmuş yürüyordum. O zaman da çok saçma bulmuştum
kurdeleyi, smokini. Kıllı bacaklarıyla, dev bir tarantula kılığında
ortada dolaşmak ve kızların ciyaklayarak kaçışmalarını seyretmek daha
eğlenceli olabilirdi. Kim yapıyordu bu kareografileri? Herhalde
şimdilerde televizyonlarda seyrettiğimiz “Bakın, leke çıkmış” tarzı
salak reklamları kimler yapıyorsa, onların ebeveynleri yapıyordu.
Stadyum kareografileri ikiye ayrılır. Birincisi Çin usulü, devlet
başkanı hariç bütün stadyumun görevli olduğu, tribünlerin karton kaldır,
karton indir yaptığı köle kareografisi. İkincisinde, daha batılı ve
sıkıcı olanında ise, new age tarzı müzikler vardır, sürekli bir şeyleri
temsilen formasyonlar yapılır, yapılanı hep birilerinin anlatması
gerekmektedir ve gösteriyi beğenme zorunluluğu vardır. Sıkıysa
beğenmedim de. Nasıl ki herhangi bir Mustafa Erdoğan gösterisini
beğenmeme gibi bir hakkınız yoksa, bu bilmemne oyunları açılışı ve
kapanışı gösterilerini de beğenmeme hakkınız yoktur. Ancak aklınızda
kala kala 84 olimpiyatlarındaki uçan adamdan ve polis okulu
öğrencilerinin,ağaç olmayan yerde hatun röntgenlemekten başka hangi işe
yaradığı meçhul kulesinden başka bir şey kalmaz.
Bize bir yerde durmamız söylendiğinde kurdelemize mukayyet olup
dikilmeye başladık. Birazdan uygun adım yürüyen kızlar grubu bir manevra
yaparak yanımıza geldiler. Bir flama taşıyan uzun boylu kız yanımda
durdu. Soba borusu gibi uzun şapkamla dahi onu geçemiyordum. Senatörler
neden yüksek topuklu kundura giymiyorlardı ki? Hem bu komik kostümün
altına çok da yakışırdı. Ben bunları düşünürken, kızların öğretmeni
biraz sola kaymalarını buyurdu. Sol tarafta ben vardım. Uzun boylu kız
beni ittirmeye başladı.
-- İttirme!
-- Çekil ayağımın altından, cüce !
-- Senatör cüce diyecektin herhalde. Neyse, muhatap olmayayım.
-- Zaten o boyunla anca kıçımla muhatap olursun.
-- Yüzünün çirkinliğine bakılırsa, tercih ederim.
-- Bak çimenlere yakınsın, şimdi ezerim seni, daha da yaklaşırsın.
-- Tesadüf, benim de sırtım ağrıyor. Ayıya çiğnetmeyi düşünüyordum, ama
deve de idare eder.
-- Dur ben kafandan başlayayım ezmeye, malum yılanın başı küçükken...
Dedikten sonra silindir şapkama yumruğunun altıyla oturttu bir tane.
Şapka aynen Chaplin ya da Lloyd filmlerindeki gibi omuzlarıma kadar
kafama geçti. Derhal kurdeleyi tutmayan elimle şapkamı kanırtarak
çıkartıp, tekrar giydim. Ardından aynı kolumla uzun boylu kıza bir
dirsek geçirdim. Boyu uzun olduğu için dirsek böğrüne gelmişti, bu
durumdan ayrıca memnun oldum. Ancak kolumu tekrar vücuduma
yaklaştıramadan şapkaya bir yumruk daha geldi. Bu kez şapkayı kanırtarak
çıkarması daha da zor olmuştu. Şapkamı giydim, böğrüne bir dirsek daha
geçirdim. Bu dirsekle canını daha fazla yakmış olmalıyım ki, şapkama
gelen üçüncü darbede yumruk kafama da geldi. Bu durumda şapkayı tek
elimle çıkarmam mümkün olmadığı için iki elimle çıkardım. Şapka deforme
olmuş, yamulmuştu. Tekrar kafama taktım şapkayı, dirseğimi hazırladım. O
sırada öğretmenlerden biri bana doğru:
-- Bana bak! Sen ne ikide bir selam verip duruyorsun şapkanla! Kendini
cumhurbaşkanı mı sandın?! Rahat dur!
-- Selam vermiyorum hocam. Ben...
Uzun boylu şıllık lafa girdi.
-- O salak öğretmenim. Salak cüce.
Oportunist şıllığa döndüm ve:
-- Ulan Pamuk Prenses! Bunu yan masadan kötü kalpli cadı yolladı!
Geçirdim dirseği. “Hönk” diye bir ses geldi şıllıktan. Ancak bundan
sonrası benim için çok parlak olmadı. Uzun boylu oportunist şıllık, Kill
Bill filminin senaryosunu o zamanlar nasıl ele geçirdiyse bana üç nokta
vuruşu yaptı. Önce herzamankinden kuvvetli şapkama vurdu ve şapkamın
tepesini patlattı, bir miktar beynime de oturttu tabi. Ardından kaval
kemiğime bir tekme koydu, bunu takiben zaten kafama geçmiş olan şapkaya
bir dirsek gömdü. İşte dişimi kıran da bu dirsek idi. Ben rezalet
çıkaran senatör şeklinde kafama geçmiş şapkamla şıllığın eteğini
indirmek amacıyla saldırdım ama önümü göremediğim için başarılı
olamadım. Önümü görmek için iyice asılarak şapkayı çıkardım kafamdan.
Zaten bunu yapmamı bekleyen öğretmenin kulağımı rulo yapması da
gecikmedi tabi. Tribünden velilerin marazaya dahil olmasından önce gelen
bir komutla yürüyüş başladı. Ben deforme şapkamı kafama koyup, şapkayı
zorlayarak kafamdan çıkarta çıkarta kızaran burnumla, kırılan dişimden
dolayı hafif şiş yanağımla, törenin ayyaş senatörü olarak yürüyüşe
iştirak ettim. Eskişehir’deki o ismini bilmediğim stadyumda (bahse
girerim Atatürk Stadı’dır) kimbilir kaç kişi gülüyordu halime. Elbette
“Çocuk işte” diyor olmalıydılar.
Dişçi ağzıma ışığı tutup şöyle bir baktı.
-- Bunlar köksüz dişler. Bir şey olmaz. Hatta bakıyorum da bir kaç tane
daha var öyle, hafif sallanıyorlar zaten. Onları da çekeyim, rahat etsin
isterseniz hanfendi.
-- Siz bilirsiniz doktor bey. Çekin o zaman
İtiraz etmekte gecikmedim:
-- N’oluyo ya?! Ulan uzun boylu şıllık yetmedi, şu başıma gelene bak! 23
Nisan bugün!
-- Emre!
-- Senatörüm ben! Geri çekil, emrediyorum!
-- Emre diyorum! Sus bakayım! Terbiyesiz! Siz çekin doktor bey, bu
edepsize aldırmayın!
Emre 2008
|