|
|

30/03/2003
kısa bir süre için tatile gidiyorum, ben
evde yokken aynama bakar mısınız?
Erdil Yaşaroğlu-Komikaze
Can
Dündar çıkıp önce kadın şöyle güçlüdür, böyle sever,
yaratıcılığını
ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler diye
satırlarca anlatıp
arkasından da “bir kadının elinden içtiğiniz suyla, kendi
kendinize bardağı
doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor
musunuz?
anlıyorsanız ne mutlu size. anlamıyorsanız, ne yazık ki
yaşamıyorsunuz.”
diye yazınca eminim ne yazık ki bir çok hanımın kalbini
kazanmıştır.
bu yazının tümünü okuduktan sonra üzerine üç tur Gülben
Ergen’in söylediği
“gidiyorum hayatından, gözün aydın gidiyorum” diye
başlayıp bir kaç mırıltı sonra
“ara sıra uğrarım, evi derler toplarım, gölge misali sonra
süzülürüm kayıplara
karışırım. elveda aşkım, elveda sana. ben zaten sade ve
sadece, geçiyordum
hayatından (...)” diyen şarkısını dinlerseniz büyük
ihtimalle mutfağa koşup
eşinize yaprak sarmalar yapma, dört bir yanı hint tülleriyle
donatma,
koltukları dantel kırlentler, pencere önlerini afrika
menekşeleriyle
süsleme isteğiyle yanıp tutuşmaya başlayabilirsiniz.
ne abuk bir şarkı yarabbim, sen adamı terk etmeye
niyetlen, sonra da arada
uğrayıp ortalığı derleyip toplamaya kalk. iyi ki elektrik
süpürgesini
takmak için çektim radyonun fişini, son çalan şarkının bu
olması şart
mıydı, işin kötüsü son dinlediğim parçayı dilime dolayınca
yeni bir
tanesini bulana kadar mırıldanıp duruyorum...
sözde akşam yatmadan ortalığı toparlamıştım, yine de
eşyalar üzerime
üzerime geliyor, taşınalı on gün oldu tam anlamıyla
yerleşemedim, tüm
bunların üzerine bir de apartmandaki üç beş güzeli
ağırlayacağım. sabah
kahvesine geleceklermiş, tanışmak için. karşımızda oturan
hatun
girişkensempatikkomşusever maskesini takınıp çaldı zili
sabahın erkeninde,
bir taraftan niyetlerini açıklarken omzumun üzerinden de evin
içini görmeye
çalışıyor. yedi aylık mısınız hanımefendi? biraz sonra nasıl
olsa benim de
onayımla içeriye girecek ve “siz çamaşır makinesini ne
tarafa koydunuz, biz
kurutucuyu sığdıramamıştık”, “arka taraftaki balkon
yazın çok güneş alır,
gelin size çiçekleri güneşe göre nasıl yerleştireceğinizi
göstereyim”, “ay
ne olacak canım, ben yabancı mıyım, mutfağın yerini biliyorum,
fincanımı
kendim götürürüm” bahaneleriyle salondan mutfağa, yatak
odasından banyoya
tüm evi dolaşacaksınız.
imkanım olsa “ışınla beni Skati” deyip
buradan uzaklaşabilsem... kendimi
Görevimiz Tehlike’deki Jim gibi hissediyorum. zavallı adam,
yeni görevi
Jim’e aktardıktan kendi kendine imha edecek kasete, onu
dinleyebileceği
teyp ve illa zarf içindeki dosyaya bir sürü parola söyleyip,
ilginç
mekanlara/araçlara girerek ulaşacak, ekibiyle birlikte yapması
gereken
işleri dinlerken dosyadaki bilgilere göz atacak en nihayetinde
kasetten
gelen gizemli ses “senin görevin Jim, eğer kabul edersen”
deyip muhabbeti
bağlayacak... kabul etmemek gibi bir şansı var sanki, yahu bu
iş adamın
ekmek parası, kabul etmeyecek olsa orada işi ne?.. “müsaitseniz”
demişti
karşı dairede oturduğunu öğrendiğim yedi aylık hanım “şey,
elbette yani ben
ortalığı toparlamaya çalışıyordum, henüz tamamen yerleşemedim
de,... “
şeklindeki hıkırdamalarımı “saat 11 gibi sendeyiz şekerim”
diye
cıvıldayarak kestiğine göre eyvah... sabah şekerleri
geliyor...
”hoş geldiniz, dağınıklık için kusura bakmayın,
buyurun ” artık içerdeler.
hepi topu dört kişiler, sanırım başaracağım... “hayır
T.hanım, babam erkek
çocuk istediğinden değil, rahmetli babaannem istediğinden
ismim bu, üstelik
ismimi çok seviyorum ”, “hayır, ev hanımı değilim,
sadece yeni bir eve
taşındım diye birkaç gün izin aldım ”, ”siz de fırsatı
kaçırmadınız tabii ki ”,
”evet eşyaların hepsi bu kadar, bu sade tarzı yakalamak
için dekaratör
tutmadım, umarım siz de dekoratör demeyi öğrenene kadar böyle
bir girişimde
bulunmazsınız”, “biraz daha kek almaz mısınız, ya da
zencefilli
çöreklerden”. tanrım bu işkence ne zaman bitecek , yarın
işe başlayacağım.
ben sabahın köründe evden çıkarken sıcak yataklarınızda uyuyor
olacaksınız.
günün ilerleyen saatlerinde yine birilerine gidilip diğer
sabah şekerleri
ile içilen kahveler, Esra Ceyhan eşliğinde gelsin çaylar hatta
gelsin
kekler börekler... neyse yine de ben almayayım, alana da mani
olmayayım.
kahveler içildi, evin her odası mutfak ve banyo da
dahil teftişten geçti,
başka gün bir başkasında toplanma programı yapıldı, müsaade
istenildi,
gidiyorlar, ne güzel oturuyorduk oysa, kendimi tam da bu
evcilik oyununa
kaptırmışken...
böylesi ziyaretlere hazır hissetmiyorum kendimi.
belki de ben yaşlarda bir
kadın için onların yaşadıkları hayat olması gereken.
kıskanıyor muyum, yok
canım.
yarın işime döneceğim için kendimi şanslı hissediyorum.
Deli Kızın
diğer Türkü'leri;
08/03/2003
Anasayfa |