HUYSUZ ORTA YAŞLI

 

SIYRIK BALATA

 
ADAM LEGAL
 
DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ
 
PER®SONA G®ATA
 

MUAMMA HANIM

 
 






 


BU
SATIRLARIN
YAZARI

Engin
Enüstün





Kasım 2001 / Haziran 2002
       ntvmsnbc.com

 










 







 








 
     26/09/2003

gece nöbeti

bahçe kapısı rüzgardan gıcırdıyor, yağ sürmek lazım. sabah olup günün telaşı başlayınca unutuveriyorum, yaşlandım. kapının en ufak hareketinde ses çıkartması işime geliyor, bahçeye birisi girip çıksa hemen anlıyorum. topu kaçıyor oğlanların, kaç defa; çiçekleri ezmeden alın şunu dedim, bir koşuşturma, bir bağrış çağrış,  beni duymuyorlar bile...

yağmurun sesinden uyuyamadım. aslında yağmur bahane, artık kesintisiz gece uykularım kalmadı. erken saatlerde televizyonun karşısındaki koltukta uyuklamaya başlıyorum, hiçbir filmi, diziyi doğru dürüst seyredemez oldum. ya televizyondaki ani bir sese, veya kendi horlamama uyanıp, birazcık içim geçmiş diye düşünüyorum. önce televizyona sonra saate bakıyorum, o-oo benim seyretmek niyetine girdiğim program biteli çok olmuş. uyuklamalarıma ara verdiğimde ilk işim arka odanın ışığı yanıyor mu diye bakmak; bazen o da uyuyup kalır.  aksi ihtiyar, ne zaman kalkıp ışığını söndürmeye kalksam; kah “uyumuyorum, biraz içim geçmiş, ajans dinliyorum”, kah “kitap okuyorum” der. oysa kitap çoktan yere düşmüştür, radyoda haberler yerine; kutlu payaslı yönetiminde beraber ve solo şarkılar... ışığı yanıyor, acaba  yağmur sesinden mi uyuyamadı? oldum olası korkar gök gürültüsünden, şimşek çakmasından. yıllar önce babasıyla beraber ata binerken fırtınaya yakalanmışlar, açık arazideki tek tük  ağaçlardan birinin dallarının altına girip, yağmurdan korunmak istemişler. dallar alçak, bunlar da at üstünde olduklarından rahat edememişler. ıslanmayı göze alıp; atlarını az ilerdeki alt dalları daha yüksek ağaca doğru sürdüklerinde ufak ağaca yıldırım düşmüş, yanmış, bitmiş, kül olmuş. tıpkı tekerlemedeki gibi. korkusu o günden kalma. ben korkmam, böyle gecelerde pencere önüne oturup çakan şimşekleri seyretmeyi severim. flaş patlamış gibi birden aydınlanır karanlıklar -çocukken “allah baba resminizi çekiyor” derdi annem-. günlerdir yağıyor mübarek; gençken bile yağmur seven romantiklerden olmadım, şemsiye taşımayı, başımı örtüp gezmeyi sevmem.  sarıyla karışık mavi bir ışık seli boşalıyor gökyüzünden toprağa, bir yerlere yıldırım düştü galiba dememe kalmadan gök gürültüsüyle yerimden sıçradım, camlar zangırdıyor, şimdi uyanır.

“sen daha yatmadın mı?” diye sesleniyor arka odadan. nohut oda, bakla sofa dedikleri cinsten ufak bir ev yaşadığımız yer. ona bir oda, bana bir oda, bir misafir odası, mutfak, banyo ile yemek masasının, portmantonun durduğu ufak bir sofa var girişte. iki kişiyiz, daha ne olsun? açıkça konuşmamış olsak da sanki gizli bir anlaşma var aramızda; evin arka tarafı onun, ön tarafı benim. misal; arka bahçedeki meyve ağaçlarıyla o ilgilenir, ön bahçedeki çiçekler, çimlerle ben. incirler olduğunda alçak dallardan toplayabildiklerini iyice yıkadığı incir yaprağının üzerine özenle dizer, başka bir yaprağın -iyice yıkanmış olduğunu söylemeye gerek yok- üzerine sert kabuklarından dikkatlice ayrılmış süt beyazı taze cevizleri sıralayıp ön bahçedeki masanın üzerine koyar. Yıllardır benzer yaz sonları yaşanır bahçemizde, incirler olgunlaştığında.  “yatmadım” diye cevaplıyorum sorusunu. korktu biliyorum, ayaktamıyım diye beni kontrol ediyor. “iyi bari, yanına gelip ben de biraz oturayım” diyor.

odaya süzülen gölge elli yıl önce kapı aralığından pırıl pırıl parlayan deri çizmelerini görüp beğendiğim, zamanla alıştığım, sevdim dediğim adamın gölgesinden çok farklı. perdeyi biraz daha açıp yanımdaki koltuğa oturuyor. “gece yarısı oldu mu saat, dalmışım, sanki uykum bitti.  çocukken zorla yatırıldığımız yarı uyanık geçen öğle uykularıyla mı doldu uyku kotamız, diye düşünüyorum bazen. eskiden; ne gece, ne gündüz hiç uyumak istemezdim, yapacak o kadar çok şey vardı ki, ama şimdi öyle mi; ye-yat, iç-yat, dolaş-yat. uyuyunca zaman çabuk geçiyor,  gel gör ki yatsam da uyuyamıyorum. gazetelerde de okunacak pek fazla haber yok, arka sayfa güzelleri, üçüncü sayfa cinnetleri, belki uyumak en iyisi, ama nedense olmuyor, yapamıyorum......” çenesi bir açıldı mı roman yazar, hep böyle; çok konuşur. ben sessizliği severim... bir tek mutfakta yemek yaparken, şarkı söylerim; “kimseye etmem şikayet / ağlarım ben halime” ile “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”ı severim en çok. “sana yalnızlık yakışıyor” derdi rahmetli babam. kızımı dünyaya getirirken ölüyordum, hastaneye zor yetiştirmişler, bayağı kalmışım orda; kendime geldiğimde kızın yarı kırkı çıkmıştı. başka çocuk istemedim. kızın iki tane oldu, derken büyük torunun bir kızı. onlar gelince ev şenleniyor, büyük torun bebek doğmadan önce geceleri yatıya kalırdı. onun yeri başka, ben büyüttüm onu. annesi ikinciye hamile kalınca almıştım  yanıma -8 aylıktı-, okula başlayana kadar da benimdi. koynumda yatırdım, okuma yazma öğrettim, kendi evladım gibiydi. dedim ya; onun yeri ayrı. sağolsun ne dedesini ne beni ihmal etmez. hala sık sık gelse bile artık gece yatıya kalmıyor, çocukla zor tabi. kızına çok düşkün; yorgun argın işten gelip onunla uğraşıyor... neymiş efendim, bizimki büyük dedeymiş; ufaklık büyüsün, annesiyle gezdiği gibi onunla da sokak sokak dolaşacakmış istanbul’u. ne boş hayaller, o büyüyene kadar, biz çoktan öbür tarafı boylarız.

aniden “sen ben dinlemiyor musun?”diye soruyor... demek hala konuşuyor, dinliyorum desem; en son ne söylediğini soracak, yıllardır aynı terane. duymazlıktan gelip “yağmur dindi, hadi yat artık” diyorum “ben de perdeyi kapatıp televizyonu açayım, karşısına geçer kestiririm biraz”... ağır hareketlerle kalkıyor oturduğu koltuktan, tuvalete gidiyor. “lavabonun musluğunu iyi kapatmamışsın” diye sesleniyor, cevap versem; yanıma gelip uzatacak muhabbeti biliyorum. onun duyamayacağı bir sesle;  işin ne kapat diye mırıldanıyorum.

sabah erken kalkıp bahçedeki taşlığı yıkamak lazım, çocuklar gelir belki, ufaklık yeni ayaklandı, yürüdüğünü biz de görelim diye bahçeye salarlar haylazı, yağmur çamur bulaşmasın kırmızı rugan pabuçlarına. sevimli şey, annesi de böyleydi bunun...


 


Deli Kızın Eski Türküleri

08/03/2003
30/03/2003
08/05/2003
21/05/2003

16/07/2003


Anasayfa
 

                                                                                                                            

 

özgürce.net©  2 0 0 3

                                          Internet Explorer 5.0 ve üstü tarayıcı, 1024X768 çözünürlük kullanmayanların
                                                               görüntü kalite sorunları bizi hiç ilgilendirmez.

                                                            ©