21/05/2003

gecenin bir vakti okuduğum pe®sona g®ata’ya ait mısraların bana çağrıştırdıklarını     -çok sevdiğim bir başka şiiri başa, klavyede dolaşan parmaklarımı boşa alıp-      yazmak istedim...

iyi okumalar...

             T
 

hüzün;
sen gittiğinde geldi.

ya da; hep buradaydı
sen gittin
o kaldı(1)

hangisi yakışıyor bize, ya da hangisi çarpık duruyor üzerimize hiç umurumda değil… yoksun… gidişinin ardından yazılan kaçıncı yazı bu, sana ulaşıp ulaşmadığına bile aldırılmayan… gittin… geldiğin gibi aniden, sorgusuz sualsiz… bir kapının açılış sesiydi gelişin, bahar dolu eteklerini savurmuştun ortalığa... giderken, kapıyı usulca çekip kapatırken baharı da birlikte götürdün biliyor musun? her şarkı seni getiriyor aklıma; “yüzünü görmem / sesini duymam / adını koymam / seni hiç unutmam” diyor ezginin günlüğü radyoda, aklımda enine boyuna sen…

her sabah doğan güneşi karşılamak için deniz kıyısına inerdin, önce kaçamak utangaç bir gülücük atıp, ardından bırakırdın kendini sevdiğinin kollarına. kumsalda durup saatlerce sizi izlerdim ve bilirdim sevdan karşılıksız değil... sen kulaçladıkça, saygıyla yol açardı sana maviler; korkusuzca doyasıya yaşanan bir sevdaydı sizinki bilirdim. bazı sabahlar sadece kumsalda dolaşır denize girmezdin, ama ona olan sevginin bitmediğini göstermek istercesine kıyıya yumuşacık vuran suya ellerini değdirir, ıslak ellerini yüzünde, kollarında gezdirirdin... yine böyle bir sabah karşılaşmıştık; selamlaştığımızı hatırlıyorum. ben senin yakından çok şirin olduğunu düşünürken, sen aslında martı olmak istediğini anlatmaya başlamıştın bile... komikti anlattıkların, gülerek dinliyordum, benim alaycı tebessümlerime aldırmayıp sanki ben inanırsam martı oluverecekmişsin gibi heyecanla konuşuyor, konuşuyordun; ‘ne güzeldi hem havada, hem karada hem de denizde olabilmek, kanatlarını açıp rüzgarda süzülmek, dalgaların üzerinde denizle alt alta, üst üste olmak. az şey miydi bunlar’. o günden sonra anlatan hep sen oldun, ben dinledim... susmanı hiç istemedim; bazen olgun bir insan, kimi zaman haylaz bir çocuk, bazen en mahrem konuları bile konuşabileceğim, içimden geçenleri sakınmadan paylaştığım eskimeyen bir dost oluyordun bana... bulutlu günlerde çocuklarla kumsala sırtüstü yatar hayalet avına çıkardınız; ben de sizinle birlikte gözlerimi bulutlara diker onları bir şeylere benzetmeye çalışırdım. tüm bulutlar aynıydı bence ama size uyabilmek için “bakın şurada kocaman bir koyun var, tam şurada bir tane daha var” dedikçe çocuklarla birlikte gülerdiniz halime. “hangisi koyuna benziyor; hani şu bisiklete binmiş filin yanında duran mı, yoksa şapkalı sincabın altındaki mi?” diye sorardın... “bilmem, galiba hepsi” diye geçiştirmeye çalışırdım; onları hiç göremezdim ki...

            T

“ben mi? evet. çıkıp gideceğim bir gün...
tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde...
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...”

alışverişten döndüğümde balkondaki masada bulmuştum notunu (çok sonra öğrendim bu cümlelerin bir şiire(2) ait mısralar olduğunu -şiir sevmeyi öğretti yokluğun-). gittin mi, seni görmek için daha zamanım var mıydı bilemedim... deniz kıyısına koştum; orada olmalıydın, ak köpüklü dalgalar sahile doğru koşuyorlar, çocuklar sahile vuran ağaç kabuklarını topluyorlardı, yoktun... bu ilk günüydü yokluğunun, sonra saymayı unuttum...

            T

denize serilmiş ağların üzerinde dönüyor martılar, dalyanların yanındaki sırıkların üzerine tünemiş sabırla nöbet tutan balıkçılara çığlık çığlığa anlatıyorlar uzak denizlerin öykülerini... senden haber getirdiler mi diye dinliyorum martıları. “çok istersen bir şeyi mutlaka olur” deyişin geliyor aklıma ve bazen içlerinden bir tanesinin sen olabileceğini düşünüp, nöbete kalıyorum balıkçılarla...

mevsim normallerinin çok altında hava sıcaklığı , kış uzadıkça uzuyor, arada bir yüzünü gösteriyor güneş; ya geliverirsen umuduyla bir ben aldanıyorum yalancı bahara, bir de badem ağaçları... derken yine kar yağıyor badem ağaçlarındaki çiçeklerin üzerine; zemheri hem onları vuruyor, hem benim umutlarımı... seni geri getiremeyeceğini biliyor sanki bahar ve sırf bu yüzden gelmek istemiyor...

her sabah kumsala gidip, denize, martılara bakıp gelmeyen baharı bekliyorum....

dilimde “aç kaldım / korkmadım / susuz kaldım / korkmadım / sensiz kaldım / korkuyorum(3)” mısraları.

 

(1) özer bal – yağmurda yürümek güzeldir

(2) ataol behramoğlu – ben mi? Evet...

(3) pe®sona g®ata - ............

 kaldı(1)

 

 




 

               Deli Kızın diğer Türkü'leri; 08/03/2003 @ 30/03/2003 @ 08/05/2003

 

Anasayfa

 

Internet Explorer 5.0 ve üstü tarayıcı, 1024X768 çözünürlük önerilir.
©