| gecenin bir vakti
okuduğum pe®sona g®ata’ya ait mısraların bana
çağrıştırdıklarını
-çok sevdiğim bir başka şiiri başa, klavyede
dolaşan parmaklarımı boşa alıp-
yazmak istedim...
iyi okumalar...
T
hüzün;
sen gittiğinde geldi.
ya da; hep buradaydı
sen gittin
o kaldı(1)
hangisi yakışıyor bize, ya da hangisi
çarpık duruyor üzerimize hiç umurumda değil… yoksun…
gidişinin ardından yazılan kaçıncı yazı bu, sana ulaşıp
ulaşmadığına bile aldırılmayan… gittin… geldiğin gibi
aniden, sorgusuz sualsiz… bir kapının açılış sesiydi
gelişin, bahar dolu eteklerini savurmuştun ortalığa...
giderken, kapıyı usulca çekip kapatırken baharı da
birlikte götürdün biliyor musun? her şarkı seni
getiriyor aklıma; “yüzünü görmem / sesini duymam / adını
koymam / seni hiç unutmam” diyor ezginin günlüğü radyoda,
aklımda enine boyuna sen…
her sabah doğan güneşi karşılamak
için deniz kıyısına inerdin, önce kaçamak utangaç bir
gülücük atıp, ardından bırakırdın kendini sevdiğinin
kollarına. kumsalda durup saatlerce sizi izlerdim ve
bilirdim sevdan karşılıksız değil... sen kulaçladıkça,
saygıyla yol açardı sana maviler; korkusuzca doyasıya
yaşanan bir sevdaydı sizinki bilirdim. bazı sabahlar
sadece kumsalda dolaşır denize girmezdin, ama ona olan
sevginin bitmediğini göstermek istercesine kıyıya
yumuşacık vuran suya ellerini değdirir, ıslak ellerini
yüzünde, kollarında gezdirirdin... yine böyle bir sabah
karşılaşmıştık; selamlaştığımızı hatırlıyorum. ben senin
yakından çok şirin olduğunu düşünürken, sen aslında
martı olmak istediğini anlatmaya başlamıştın bile...
komikti anlattıkların, gülerek dinliyordum, benim alaycı
tebessümlerime aldırmayıp sanki ben inanırsam martı
oluverecekmişsin gibi heyecanla konuşuyor, konuşuyordun;
‘ne güzeldi hem havada, hem karada hem de denizde
olabilmek, kanatlarını açıp rüzgarda süzülmek,
dalgaların üzerinde denizle alt alta, üst üste olmak. az
şey miydi bunlar’. o günden sonra anlatan hep sen oldun,
ben dinledim... susmanı hiç istemedim; bazen olgun bir
insan, kimi zaman haylaz bir çocuk, bazen en mahrem
konuları bile konuşabileceğim, içimden geçenleri
sakınmadan paylaştığım eskimeyen bir dost oluyordun bana...
bulutlu günlerde çocuklarla kumsala sırtüstü yatar
hayalet avına çıkardınız; ben de sizinle birlikte
gözlerimi bulutlara diker onları bir şeylere benzetmeye
çalışırdım. tüm bulutlar aynıydı bence ama size
uyabilmek için “bakın şurada kocaman bir koyun var, tam
şurada bir tane daha var” dedikçe çocuklarla birlikte
gülerdiniz halime. “hangisi koyuna benziyor; hani şu
bisiklete binmiş filin yanında duran mı, yoksa şapkalı
sincabın altındaki mi?” diye sorardın... “bilmem, galiba
hepsi” diye geçiştirmeye çalışırdım; onları hiç
göremezdim ki...
T
“ben mi? evet. çıkıp gideceğim bir gün...
tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey
beklemeden ilerde...
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...”
alışverişten döndüğümde balkondaki
masada bulmuştum notunu (çok sonra öğrendim bu
cümlelerin bir şiire(2) ait
mısralar olduğunu -şiir sevmeyi öğretti yokluğun-).
gittin mi, seni görmek için daha zamanım var mıydı
bilemedim... deniz kıyısına koştum; orada olmalıydın, ak
köpüklü dalgalar sahile doğru koşuyorlar, çocuklar
sahile vuran ağaç kabuklarını topluyorlardı, yoktun...
bu ilk günüydü yokluğunun, sonra saymayı unuttum...
T
denize serilmiş ağların üzerinde
dönüyor martılar, dalyanların yanındaki sırıkların
üzerine tünemiş sabırla nöbet tutan balıkçılara çığlık
çığlığa anlatıyorlar uzak denizlerin öykülerini...
senden haber getirdiler mi diye dinliyorum martıları.
“çok istersen bir şeyi mutlaka olur” deyişin geliyor
aklıma ve bazen içlerinden bir tanesinin sen
olabileceğini düşünüp, nöbete kalıyorum balıkçılarla...
mevsim normallerinin çok altında hava
sıcaklığı , kış uzadıkça uzuyor, arada bir yüzünü
gösteriyor güneş; ya geliverirsen umuduyla bir ben
aldanıyorum yalancı bahara, bir de badem ağaçları...
derken yine kar yağıyor badem ağaçlarındaki çiçeklerin
üzerine; zemheri hem onları vuruyor, hem benim
umutlarımı... seni geri getiremeyeceğini biliyor sanki
bahar ve sırf bu yüzden gelmek istemiyor...
her sabah kumsala gidip, denize,
martılara bakıp gelmeyen baharı bekliyorum....
dilimde “aç kaldım / korkmadım /
susuz kaldım / korkmadım / sensiz kaldım / korkuyorum(3)”
mısraları.
(1) özer bal – yağmurda
yürümek güzeldir
(2) ataol behramoğlu – ben mi? Evet...
(3) pe®sona g®ata - ............
kaldı(1)
|