|
kaç mevsim aşk pazarında
geçti yalanlarla
düş sattım aldanmışlara
aklım kaçıverdi yerinden bir gece vaktiydi
sevdiğim başka sevenim başka (*)
geçen
cumartesi doğum günümdü. her sene olduğu gibi; yaşım iyice
ilerleyip, daha da geç kalmadan düzenli spor yapacağıma, kendime
daha fazla zaman ayıracağıma, üç beyazdan uzak duracağıma, ayağımı
kredi kartı limitime göre uzatacağıma, cep telefonunu daha az
kullanıp, sahalarımızda pardon yaşantımızda görmek istemediğimiz
dokuz kusurlu hareketin hiç birini yapmayacağıma dair sözler
verdim yine kendi kendime. peki bu sözleri tutuyor, aldığım
kararları uyguluyor muyum? elbette evet... tamam sadece bir kaç
günlüğüne, yetmez mi?
yirmi beş yaşın
üzerine çıktınızmı, kaç yaşına girdiğiniz, gelecekle ilgili
planlarınız sizden çok başkalarını ilgilendirir nedense... e okul
bitmiştir, iyi kötü bir de iş bulmuşsunuzdur, kız kısmı öyle
yalnız bırakmaya gelmez değil mi? fakülte bittikten sonra bir iki
yıl kadar evlenmek istemeyişiniz anlayışla karşılanır, belki de
okuldan bir arkadaşınız vardır; beraber yürüdük biz bu yollarda,
beraber ıslandık yağan yağmurda günlerinden kalma, oğlanın
askerliği çok ay sürer, iş bulması bilmem kaç ayını alır, bunun
yanı sıra; bir de durumu ailesine açacak çocuk biraz zaman tanımak
lazım... mezuniyetinizin üzerinden üç dört yıl geçip de hala
kolunuzda bir erkek arkadaşınızla baba evinizin kapısını çalıp
“anne, baba, biz evlenmeye karar verdik” demediyseniz yandınız.
yakın akrabalar, yakın arkadaşlar, yakın çevre gönüllü olarak
soyunur bu işe; mutlaka hepsinin de size uygun bir arkadaşı,
komşusunun oğlu, kuzeninin bilmem nesi, uzak akrabasının bir şeysi
vardır. sizi o kadar iyi tanırlar ki yıllarınızı birlikte geçirmek
isteyebileceğiniz kişiyi bile şıp diye tespit ediverirler.
insanı en sinir eden de bekarlık günlerinin en çılgınca saatlerini
birlikte geçirdiğiniz arkadaşlarınızın evlenir evlenmez -sanki
başları göğe ermiş gibi- sizi de baş göz etmeye kalkmalarıdır.
“ne bileyim, yani bu bambaşka bir şey, hayatı paylaşıyorsun,
başkası için emek harcamak, yaptıklarının onun tarafından
beğenilmesi, ay bunlar harika şeyler, insan yaşamadan bilemiyor
şeker”. tamam evlilik tu-kaka değil, karşı olduğum bazı yanları
olmasına rağmen saygı duyduğum bir müessese, ama onlar istiyor
diye evlenemem ki...
size bir sır vereyim mi; “hadi canım ne olacak, hem çocuğun –en
azından 30, 35 yaşında kocaman bir adam ama bekar ya çocuk- haberi
yok, bakarsın hoşlanırsın, tam evlenilecek adam o kadar sevecen, o
kadar merhametli ki.” ısrarlarına dayanamayıp bu tip bekar
tanıştırma yemeklerine/partilerine/gezilerine giderseniz
bazen karlı çıkıp en azından kafanıza göre insanlarla güzel
saatler geçirmek imkanı da yakalayabilirsiniz ve fakat bu
genellikle zayıf bir ihtimaldir. sizin kadar karşı taraf da
niyet/kısmet muhabbetinden haberdar edilmiştir. üstelik sevgili
yakınlarınız sizi birbirinize yakıştırıp, bir araya getirip,
sonrasında olayları akışına, sizi de kendi halinize bırakırlarsa
yatıp kalkıp şükredin... dostlar seçmiş, uygun görmüşler artık
tanıştırıldıktan sonra kaynaşmak, anlaşırlarsa evlenmek kurbanlara
kalmıştır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. neler konuşacağınızı
tespit etmek de onlara düşer; “ay bu bizim ...... nasıl şekerdir
bilsen, hani anlatsana fakülte ikinci sınıftayken nasıl da
.................” hatırlamazsınız bile sizi tadınızdan yenmeyecek
göstermek için anlatılan olayı, ya da hatırladığınız anlatılanın
-o an orada olmayacak kadar şanslı- başka bir arkadaşınızın
başından geçtiğidir. kadının evcimen yanları övülür, erkeğin
mesleki başarısı, mal varlığı, merhameti. bazen roller değişir, ev
işi yapmaktan hoşlanan erkeğin karşısına işinde çok başarılı bir
kadın çıkartılır, erkeğin maharetini sergileyeceği tesis ve ortamı
yaratmak kadına düşmektedir bu defa.
gece/hafta sonu/ yemek
bir an önce bitsin diye dua edersiniz, karşı taraf da sıkılır
genellikle. arkadaşlar bu güzel gecenin/hafta sonunun/ yemeğin
sonunda eve birlikte dönmeniz, birinizin ötekini eve ya da
gideceği yere bırakmasının uygun olacağı konusunda sizi ikna etmek
için bin dereden su getirirler, gelecek görüşmeyi ayarlamaya
çalışırlar, kaç yıllık dostlarınızı ikiniz de kırmak istemezsiniz
elbette. ideal olanı her ikinizin de o toplantıdan memnuniyetle
ayrılıyor, birlikte olmanız, baş başa kalmanız için size tanınan
süre nihayet başladı diye içten içe seviniyor olmanızdır ve fakat
genellikle böyle olmaz. size anlatılmaya çalışılan “o” ile
karşınızdaki çok farklı kişidir, başarı, zenginlik, merhamet, iyi
niyet hoştur ama bu meziyetler fiziki olarak da biraz
desteklenmelidir. o da ufak göğüslü kadınlardan hoşlanmayabilir,
gözlük yerine neden lens kullanmıyorsun diye sorabilir daha bir
sürü şey. en kötüsü de arkadaşlarınızdan ayrılırken kendinizi
ayakkabınızın altına sakız yapışmış gibi hissetmenizdir, ne sakızı
kolaylıkla oradan söküp atabilirsiniz, ne de ayakkabınızı bırakıp
gidebilirsiniz.
biraz bekletebilir miyim, telefon çalıyor......
geçmiş doğum günümü
kutlamak için yemeğe çıkmayı öneriyor handan –evli, ikizleri
var-, meltem’le eşi de gelecekmiş, ufak bir kutlama olsun
istiyormuş, eşinin iş yerinden bir kaç arkadaşı da o gece bizimle
birlikte olacaklarmış, hani şu askılı dekolte siyah elbisem var ya,
onu giysem iyi olurmuş...
rededemedim tabii, kaç
yıllık arkadaşım. bana müsaade, yemeğe gitmek için bir kaç saatim
var, o siyah elbisenin altına giydiğim ayakkabıları nereye
koymuştum acaba?
(*)hüsnü
arkan -düşler sokağı
Anasayfa
|