08/03/2003

 

yıllarca çalış çabala, eğitim al,
prens ol, savaşlar yap, ülkeni genişlet,
zenginleştir, uğraş, didin sonra da hıyarın biri
seni kurbağa yapsın... Buyur!..
Erdil Yaşaroğlu-Komikaze

 

merhaba,

uzun kar gecelerinden birinde aşağıdaki yazıyı karalamış ve sitesakinleri@ozgurce.net adresine göndermeye niyetlenmiştim.  saat gece yarısını geçince evdeki pc ankesörlü telefona dönüşüp memlekete gidicem diye tutturdu ve kısmet olmadı. güneş yüzünü güsterip yollar açılınca bir okuyanı olsun için gönderdim, onlar da “kapıda kalma, gir içeri, şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi seç bir köşe yerleş” benzeri bir davette bulundu, onları mı kırsaydım?..

işte ilk müracaat yazım -henüz yepyeni atmaya kıyamadım-... ben yazarken klavyede harfleri arayan parmaklarımı boşa aldım, siz de okurken pek kasmayın, keyifli okumalar...

J

yine kar yağıyor sokaklara... kütüphanemdeki stok kitapları tükettim. günlük gazetelerdeki tüm haberleri, köşe yazılarını, vefat ve teşekkür ilanlarını, bayandan, doktordan ve bilumum meslek erbabından satılık otolara ait bilgileri, avrupa ve anadolu yakasındaki kiralık, satılık emlak vb. ilanlar da dahil okudum. dergilerdeki testleri çözüp sevgilimin beni beyzbol maçlarına götürmeme nedeninin beni sevmemesi değil, bazen arkadaşlarıyla da birlikte olmak istemesi olduğunu, bu süre içinde zaten bensiz yapamayacağını anladığını, aslında beni anlatan rengin mavi değil de inci beyazı olduğunu, dantel örmeyi sevsem de maceracı ruhumu kabuklar altında tutmayıp mutluluğu dağların doruklarında aramak için kendimi yollara vurmam gerektiğini topladığım puanlar ya da verdiğim cevaplardaki “a” ya da “c” şıklarının adedine göre bir bir gözüme sokan sonuçlara kafama taş düşmeden, zekamın gelişmesini beklemeden ulaştım... bana kelek yapar korkusuyla sevgilime kek yapmadımsa da ulu manitu ne verdiyse ve dahi elimden ne geldiyse sıcak evimizin camı önünde çay, kahve ve sahlep boğazımızdan geçerken yalnız kalmasın diye içilen sıvının tadını tamamlayacak tatlı tuzlu bişiler yapıp, bu marifetimi afiyetle kiloya dönüştürdüm (sırf bildiklerimle kalmayıp televizyondaki programlardan A’dan Z’ye bissürü yemek tarifi öğrenip bazılarını denedim) yetmedi...

belki dışarıya çıkmadan zamanımı keyifle geçirebileceğim başka uğraşlar bulabilseydim, bu yazıyı yazmak ihtiyacı hissetmeyecektim. 

arkadaşım sitenin adresini göndermiş posta kutuma. zaman bol, hemen açtım sayfayı hevesim boğazıma düğümlendi kaldı; hepi topu iki yazarın yarı sentetik su bazlı kıllanan adam formatında  yazılarından başka birşey bulamadım okuyacak. site lüzumundan fazla amatör, dekorasyon çalışmaları bitmemiş, yazılan kısa notlardan anladığım kadarıyla anket sorusu sitenin miladıyla yaşıt ve en önemlisi “bize yazın” davetiniz. hal böyle olunca 81 hindi gücünde düşünüp, 4.154.851.354.623 göçmen kuş gücünde taşınmaya gerek kalmadan nazik davetinizi karşılıksız bırakmak istemedim (tamam çağrı geneldi ama ben fazlaca alınganımdır) yazayım bari dedim... dedim ama kendi ismimi bu kadar amatör bir site için heba edemem, o halde bir de isim bulmam gerekiyor... e tabii bir de güzzel bir köşe önermeniz...

zaman buldukça; günlük hayat, yaşanan/ertelenen ilişkiler, kulağıma çarpıp beni ötelere taşımayı becerebilen bir müzik parçası, sadece üç beş mısraını hatırlayıp peşine düştüğüm bir şiir, okuduğum bir hikaye ya da roman,vs. hakkındaki –bazen akla ziyan olabilecek- sayıklamalarımı yazmak istiyorum...

“insan dediğin saçaktaki / güvercinin farkında olacak” diye başlıyor ‘Uyarılar’ isimli şiirine Metin Altıok, ben yazımı ilerde sizinle paylaşmak istediklerimi çok iyi anlattığına inandığım bu mısralar ile sonlandırayım.

hoşçakalın...

J

işte böyle başladı... bir nedeni yoktu yalnızca yazdım...

hoşbuldum....

 



 

Deli Kızın diğer Türkü'leri;

 

Anasayfa

 

Internet Explorer 5.0 ve üstü tarayıcı, 1024X768 çözünürlük önerilir.
©