17/12/2004
Hakkı beyciğim hoş gelmiş ama sanırım benim merhaba yazımın
girişindeki “bugüne kadar Hakkı Beyciğimden başka kimseyi gözüm
tutmamıştı” sözümü farklı algılamış. Sözde kendisine “komşu
olalım, sabahları ziline basar seni de uyandırırım, akşamları
birlikte televizyon seyrederiz, gerekirse çamaşırlarını da
yıkarım” demişim. Bi’kere benden yaşça büyük insanlara “sen”
diye hitap etmek adetim hiç mi hiç yoktur. Üstelik Hakkı beyin
engin bilgisine, İstanbul beyefendilerine has görgüsüne, ve
elbette karizmasını asla çizdirmemesine beslediğim hayranlık ve
saygı kelimelerle anlatılacak gibi değil (kelimeler bir yana,
sessiz film oyununda çok başarılıyımdır, bir gün site
sakinleriyle toplanıp, oynasak da vücut dili nasıl kullanılırmış
görseler)... Ayy ne diyordum, hah tamam. Hakkı bey bayağı
abartmış anacım. Hayal dünyası çok geniş. İnsan hayal ettiği
müddetçe yaşarmış. Tanrım Hakkı beyciğime uzun ömürler versin,
düş bahçelerinde gönlüne göre gezsin, gezsin ama bu gezintilerde
koluna girip destek olacak, şefkate ihtiyaç duyduğunda elinden
tutacak, yeri geldiğinde terlerse sırtına havlu koyacak, nefesi
sıkıştığında dil altı hapını verip sunî teneffüs yaptırtacak
başka birisini bulsa fena olmayacak... Kabul ediyorum; benim
misafir ol gel bana, börekler açayım sana tarzı davetkar
cümlelerim, sizi özledim nerelerdesiniz tarzı seslenişlerim 2
satırland arşivlerinde var. Ancak en yaş iş şu çamaşırları
yıkamak; ıyyyk ne o öyle vallahi de yapamam billahi de
yapamam...
Size bir şey söyleyeyim mi; ben pek sevdim burayı. Sabah
erkenden alıyorum Kirli’yi çıkıyoruz ihtiyaç turlarına, karışan,
görüşen yok. Hoş, ilk günler sadece ikimiz vardık sokaklarda ama
kısa sürede hayvan severler sardı dört bir yanımı. Anladım ki;
kadınsan köpek, erkeksen çocuk gezdireceksin böyle yerlerde,
tıpkı MFÖ’nün “hepsi hepsi kuru muhabbet”indeki gibi başlasa da
eninde sonunda hatta elbette “muhabbetler sana doğru”... Tabii
ki şikayetim yok, sitedeki en genç hanım olunca ister istemez
gözler üzerinizde oluyor, elbette boş veriyorum; bırakıyorum,
güzele bakıp sevap işlesinler...
Sauna kapısındaki sorun devam ediyor olsa da, yazlık havuz yosun
tutsa da, Adam Legal çöplerini zamanında kapıcıya vermediği için
arada bir delik poşetlerden sızan sular –adam gibi bir çöp
kovası alıp kapısına bırakayım diyorum ama yazılarından
dairesinin konsepti nasıl, çelik mi ister, plastik mi sever,
anlaşılmıyor ki- ince ince mutfak balkonuma damlasa da Web Fm’in
bu konularla ilgilenip, kısa sürede başa çıkacağına inanıyorum.
Arkanızdayım Web Fm, elbette sizin de yenge, saygı ve
sevgilerimi gönderiyorum:)
Muamma sağ olsun, hoş geldin beş gittin bir şeyler yazmış 2
satırlara ama diğer ablalarda tık yok. Anladık; Arzu seyyah
olmuş şu alemi geziyor, biz buralarda hayat mücadelesi verirken
kim bilir hangi limanlara demir atıyor, nereleri fotoğraflamaya
çalışıyor, kızcağız gurbette çile dolduruyor ama Deli Kız
nerelerde, selam sabah yok. Kimse çıkıp türkü derlemek için
uğraşıyor, filan fishmekan (kulakları çınlasın Cenk ve Erdem
beylerden öğrenip, benimseyip, kayıtlarıma aldığım bir kelime)
demesin, yemem...
Ay, yemem deyince aklıma geldi; hani şu “kibarlık yarışması
yapılsa, benim kocam birinci gelir” diye başlayan bir meyve
presi reklamı var, nasıl gıcık oluyorum anlatamam. Anacım
adamcağız elindeki pamuk prenses ve yedi cüceler masalından
araklanmış güzellikte kütür kütür bir elmayı -canım çekti iki
dakika bekleyin, mutfağa kadar gidip gelicem, hah tamam-
iştahla dişlerken, bizim kibarcık hatun elmayı kaptığı gibi o
aletin içine atıp suyunu sıkıyor, sonracığıma gelsin cam
bardaktaki elma suyu. Ben o adamın yerinde olucam o elma suyunu
öyle şapırtılı, gürültülü içerdim ki, ablamız, caanım elmayı
ziyan etmek ne demek görsün.
Bugün elma dişlemeyi yasaklayan, suyunu çıkartan –kadın ya da
erkek fark etmez- ilerleyen günlerde eşine elma suyu muamelesi
yapıp, gösterdiği kabı doldurmasını, ama taşmamasını, ama eksik
de kalmamasını ve sınırlarını çok iyi bilmesini yani yaşamını
onun kalıplarına göre formatlamasını isterse ne olacak? Her
ilişkide yok mudur böyle zorlamalar? Çocukken bile böyle değil
miydi, meşin topu olan, oyuncak mutfak takımlarını getiren
belirlemez miydi oyunun kurallarını? Peki ya şartlar eşitse, bu
birliktelik zaten herkes sadece kendisi olarak sevildiği için
başladıysa, aynı çatı altında yaşanmaya başladığında kimin
kuralları geçerli olacak? "Benzemez kimse sana, tavrına hayran
olayım”dan kimlere benzemesi istenecek ilerleyen zamanda.
Oysa aynı çatı altında yaşama kararı aldıran ortak hayaller,
ortak meraklar, hobiler paylaşılıp, artan zamanda; paylaşılması
imkansızlar için herkesin istediğini yapmasına, böylece kendisi
gibi kalmasına izin verilse olmaz mı? “Hele bir zamanı gelsin,
ben bilirim onu rotaya sokmayı”ların zamanı hiç gelmese...
Birliktelik yıllarca devam ettiği halde, onun haberi olmasa bile
-ki olsa daha iyi olur bence- yanındaki koltuktan mutfağa kadar
gitmek için kalktığında, arkasından bakarken “sen geçerken
sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice” diyen
şarkıyı aklınıza getiren, “sen başkalarına benzeme sakın, hep
böyle kal” dedirtebilen bir insanla yaşlanmak fena mı olur
sizce?
Aman yaa, bir reklamdan nerelere geldim? Tamam, gencim,
güzelim... Demek ki bazen sadece bunlar yetmeyebiliyor mutlu
olmak için bir kadına. Yazmadan geçemeyeceğim; malum, mevsim
kış, ev ne kadar sıcak olsa da, insan birisine iyice yanaşıp,
üşüyen ayaklarını ısıtmak ihtiyacı duyuyor kış sabahlarında
(aman Hakkı bey, sakın üzerinize alınmayın)...
İyisi mi, yazıyı sonlandıracak üç noktayı bulup, kuaföre kadar
uzanayım. Emre Altuğ’a benzeyen berber çocuk “DEGAJE, saçlarının
önüne iki ton açık balyaj atalım, Sinem eline su bile dökemez o
zaman” demişti geçen sabah parkta...
Görüşürüz canlarım...
|