05/05/2005
Günlerdir aynı şarkıyı çalıyor
Hakkı beyciğim; “ikinci baharı yaşıyor ömrüm / gel benim yarim
oluver şimdi / seni gül gibi öpe koklaya / gözümden, dilimden,
sakınır saklar / bugünkü aklımla severim şimdi.”
Adamcağızın günahını almak istemiyorum. Üzerime alınmayayım,
aldırmayayım diyorum olmuyor. Bana telefon açıp; degaje sıradaki
parça ikimizin olsun dinle bak, deyip müzik setinin ses
düğmesini sonuna kadar açıyor. Ayy Hakkı bey, alemsiniz vallahi.
Bu saatten sonra sizin gücünüz ancak şarkıdaki “şiirler,
şarkılar söyleyerek / mehtabı birlikte seyrederek” kısmına
yeter, nerdee “benimle bir bütün oluver şimdi”. Zaten oraya
gelince ya müzik setinin sesini kısıyorsunuz, ya da pencereyi
kapatıyorsunuz ki ses birden azalıveriyor :)
Herkes site sakinlerini kış uykusunda zannederken, Hakkı bey
bile har vurup, hormon savurmaya kalktığına göre, diğerleri kim
bilir neler çeviriyorlar? Meraktan çatlasam da, Muamma hariç hiç
biri ortalıkta gözükmüyor. Deli Kız arada iki türkü çığırıp
gidiyor, siteye bir hareket geliyor gelmesine ama mutlu sonla
biten bir yazısına rastlamak mümkün değil. Ah bir görsem; kızım
diycem, kimsin, nesin, yaşın başın ne bilmiyorum, hadi sen
yaşamadın diyelim, etrafında da mı mutlu sonla biten bir aşk
yok? Hiç Türk filmi seyretmedin mi? Şöyle Ayhan Işık’lı, Belgin
Doruk’lu, Cüneyt Arkın’lı, Filiz Akın’lı, Ediz Hun’lu, Kadir
İnanır’lı, Türkan Şoray’lı, Fatma Girik’li olanlarından. Bırak
esas kızla oğlanı, esas kızın çirkin, bakımsız ama komik
arkadaşıyla, oğlanın beş parasız, ama kalbi zengin, tipsiz ama
ruhu güzel arkadaşı bile birbirlerine aşık olurlar, daha da
önemlisi birbirlerine kavuşurlardı. Sen ne yapıyorsun; vuslata
beş kala ellerin olmuşsun yarim :)
Ayy, şimdi Deli Kız bana cevap yazmaya filan kalksa amma
tatlı olur, sitede hareket artar, büyük gazetelerdeki gibi
köşeden köşeye doğan görünümlü şahin uçurma olayına gireriz,
sitenin ziyaretçi sayısı tavana vurur vallahi. Bu işe de en çok
sevinen Muamma olur herhalde.
Fazla dağıldım, iyisi mi kalkıp, buzdolabını ziyaret edeyim.
Şeytan dürttü... Alışverişten geç dönünce, Aliye’yi
kaçırmamak için aldıklarımı gelişigüzel buzdolabına
tıkıştırdığımı unutup kapağını birden açtığımda ayağıma düşen
diyet kola canımı tahmin edeceğinizden çok daha fazla acıttı.
Canımın yanması bir şey değil, boş bulunup çığlık atınca,
dairemde olup bitenleri anlamaya çalışan Hakkı bey gelip kapıya
dayanmasın mı? Kapını arkasından öyle bir, degaje, yavrum, ne
oldu, niye çığlık attın, neden nefes nefesesin, kapıyı aç yanına
gelip yardım edeyim diye fısıldayışı vardı ki, düşman başına...
Allah için iyi adam, hoş adam, zamanında kendisine büyük
hayranlığım vardı. Vardı diyorum, yılbaşı gecesi içip içip
kapıma dayanıp, kendisini içeri almam için ağlayarak
yalvardığını, sonra midesinde ne varsa paspasımın üzerine
boşalttığını geçen gün parkta bizzat kendisinden dinleyince
ıyyk, tiksindim vallahi. Neyse ki o gece evde değildim. Bir
taraftan kapının arkasından ona laf anlatmaya çalışırken, diğer
taraftan ayağım şişmesin diye derin dondurucudan buz kalıplarını
çıkartıp buz torbasına doldurmaya uğraşmak, şişen baş parmağımın
yarın ayakkabıya nasıl sığacağını düşünmek. Ah bu hayat
çekilmez!..
Hakkı beye -kapıyı açmadan-, kutu kolayla aramda geçenleri
kısaca anlattıktan sonra yarı topallayıp, yarı sekerek tekrar
size döndüm. Bu arada arızalı ayağımı pufun üzerine uzatıp, buz
torbasını iyiden iyiye zonklayan baş parmağımı iyice örtecek
şekilde güzelce yerleştirdiğimi yazayım da kıymetinizi anlayın
anacım.
Aliye başlayacak diye acele etmeseydim bunların hiç biri
başıma gelmeyecekti. Elbette ben de tüm genç kızlar ve kendisini
genç hisseden tüm kadınlar gibi Doktor Deniz’in hastasıyım. Sırf
onun için seyrediyorum diziyi. Yoksa Aliye ile aralarındaki
tertemiz, masum, arkadaşça yaşanan aşk hiç inandırıcı gelmiyor
bana. Oldum olası böyle duygulara aklım ermez. Birisiyle ya
arkadaşındır, ya da aşıksındır. Hele; aşkımız bitti ama biz iyi
arkadaşız, hatta dost olarak ayrıldık diyenlere, hiç inanmam.
Madem bu kadar iyi anlaşıyorsunuz, neden ayrıldınız? Hala
arkadaşız, çünkü o başkasını buldu, onunla gezip tozuyor, yatıp
kalkıyor ama ben onsuz yaşayamıyorum, yakınında olmak için iyi
dost postuna büründüm, elimden gelse yanındaki kızı/adamı bir
kaşık suda boğarım diye omuzuma yaslanıp ağlayan çok arkadaşım
oldu benim. Herhalde biliyorum da iki çift laf ediyorum değil
mi? Kızlar/oğlanlar aklınızı başınıza toplayın. Olmuyorsa, boş
verin unutun gitsin. Bir kitapta, yazar; eski aşklar
ayakkabınızdaki taştır, benzeri bir laf etmişti. Ayy akıl var
yakın var, ayakkabınızda o taş varken çıkacağınız yeni
yolculuklar size ne kadar keyif verebilir ki?
Kusura bakmayın, yine kesicem; şimdi de telefon. Gecenin bu
vakti kim arar beni?
Alo, efendim Hakkı bey... Peki dinliyorum...
İnanmayacaksınız belki; Hakkı bey radyo dinlerken “Çalacak
ikinci şarkı, benim degaje’ye olan duygularımı anlatsın” diye
niyetlenmiş –niyetlenmek, o’nun lafı-. Çıkan şarkıyı telefondan
dinletti. Hangi parça tahmin edin bakalım “Bir akşam gözünde aşk
tüterse, geçmiş yıllar aklından geçerse, kalbin bomboş ümitler
biterse (Ayy, şarkıyı Aliye’yi seyrederken ilk dinlediğimde tam
burasında nasıl fena olmuştum anlatamam. Ayol tanrı korusun o ne
biçim laf öyle, ağzından yel alsın, hem kalbimin bomboş, hem de
ümitsiz kalsam vallahi yaşayamam ben diye düşünmüştüm), sen
üzülme ben varım (ama onca burukluğun üzerine bu sözü duyunca
öyle bir rahatlamıştım ki, sinirlerim boşalıp hüngür hüngür
ağlamıştım, dün gibi aklımda. Şarkı değil duygusal fırtına
yaratma makinası.) (...)”... Her daim, en olmadık yerlerde
karşımda bulduğum Hakkı beye de ancak bu şarkı yakışırdı. Ama
yine de Ayten Alpman’ın buğulu tok sesi yerine, Mithat Körler
sesini titrete titrete, kelimeleri uygunsuz yerlerinden kesip
bölerek parçayı mahvetmişliğini bahane edip, şarkı bitmeden,
telefonun kapatma düğmesine bastım. Zonklayan baş parmağıma
aldırmadan yerimden kalkıp telefonun fişini çektim. Oh, dünya
varmış...
İyisi mi hazır kalkmışken yatağımı açıp, ışıkları söndürüp
yatayım. Yoksa bu ihtiyar çapkından kurtuluş yok. Malum bahar.
Kuru dallara can veren, yeniden yeşerten mevsimin, Hakkı beyin
kanını kaynatmasından, aklına çook uzaklarda kalan gençlik
günlerini getirip afrodizyak etkisi yapmasından normal ne
olabilir, değil mi anacım?
E-ee Hakkı bey, bu işin bir de yazı var. Web Fm, saklandığı
yerden çıkar, siteye birkaç bakıcı tutar, havuzu temizletir,
etrafına birkaç şezlong attırırsa siz de yandınız ben de, hem de
en bronzundan :)
|